Osakanın Muhtarı Aysel Seyhan |Japonya’da Yaşayan Türkler #1

0
13
Osakanın Muhtarı Aysel Seyhan

“Dil bilmiyorsan 24 saat evde oturursun.”

Aysel Seyhan

17 senedir Japonya’da yaşayan ve kendi için risk almayı başaran, “güçlü kadın” tanımını kanıtlayan Osakanın Muhtarı sevgili Aysel Seyhan ile Japonya’da yaşam ve aile kültürüne dair keyifli bir röportaj gerçekleştirdim.

Aysel Seyhan yani Osaka’nın Muhtarı kimdir?

İstanbul, Süleymaniye’de doğdum büyüdüm. Bir nevi küçük pazarlı kız da diyebiliriz. 🙂 İlkokulumu Mimar Sinan ilkokulunda okudum. Gerisi yok. 🙂 Maalesef iş kolik bir babanın ilk evladı olarak dünya’ya gelmemin cezası, ilkokul biter bitmez babamın oğlu olarak yetiştirildim. Sabah babamla işe gider, akşam babamla işten dönerdim. İçimde hep bir okuma hevesi vardı. Ortaokul için anadolu sınavlarına girip, kazanıp da okula gönderilmemiş bir kız çocuğuydum, benim zamanımda olan diğer okuyamamış kız çocukları gibi… 18 yaşımda görücü usulü ile nişanlanıp, 19 yaşımda evlendirildim. Not: Hayallerimi 20 sene sonra gerçekleştirerek dışarıdan orta okulumu ve lisemi bitirdim. 🙂

 “Osaka’nın Muhtarı” ismi nereden geliyor? Bir hikayesi var mı? 🙂

Evet bir hikayesi var. Bu ismi bana Osaka’da yaşayan Türkler koydu, bana muhtar diyorlardı. 🙂 Sebebi de şu; Osaka’ya ilk yerleşen Türk ailesi bizdik. Eşim 2000 yılında yerleşti, ben ve oğlum 2001 yılında geldik Osaka’ya. Geldiğimde şehir merkezi olan Namba’ya yerleştik. Şehir merkezi dediğime bakmayın, sanki dağ başında yaşıyorduk. Market yok, pazar yok, ekmek nerden alınır? Sebze nerden alınır? Hiçbir bilgim yok! Dil yok, diş yok… Kime sorayım? Nasıl sorayım? Hani bir çocuk dünya’ya geldiğin de doğduğu gün dünya’ya gelişinin ilk günü ya, konuşamaz ki derdini anlatsın, yürüyemez ki istediği yere gitsin. İşte ben de annemden doğduğum ilk gün’e dönmüştüm… Bir 6 ay sokağa tek başıma çıkamamıştım.  Korkuyordum japonlardan. 🙂

İnmidir, cinmidir bilmediğim bir milletti benim için japonlar…

Öyle böyle 6 ay sonra sokağa çıkmaya başladım ama ilk önce kapı önüne çıktım. Binanın önünde kaldırımda oturup japonları gözlemledim.  Oğlanı da aldım yanıma, bir nevi dilenci gibi kaldırımda oturuyorduk sabahtan akşama dek… 🙂

Sonra sokak başlarına, caddeye, şu köşeden bir dönüp gelelim, şu ileriye gidip gelelim derken bayağı bayağı mahalleyi tanıdım, semti tanıdım, bu milleti tanıdım, hem de kimseden bir yardım almadan! Resmen bir anda dünyam tersine dönmüş, kendimi bilmediğim bir dünya’ya terkedilmiş gibiydim. 18 sene önce Japonya dünyanın neresinde? Nasıl bir ülke? Nasıl bir millet nereden bileceğim?

Sultanahmet’te boynunda kamera ile gezen minyon, güleç yüzlü, çekikler, tek bildiklerim bunlardı. Sonraları elimde bir cep sözlük (o zamanlar akıllı telefonlar daha Japonya’da bile çıkmamıştı) onunla soru sormalara başladım. Marketi ögrendim, çocuğu ana okuluna verdik onun yolunu ögrendim, belediyeyi ögrendim, terminali ögrendim derken, dedim şu sözlükle belediyeye gideyim de bir dil okulu öğreneyim dedim.

Açtım sözlüğü; ben, japonca, öğrenmek, istemek, nerede? Bunları gösterdim ve sağ olsun belediye görevlisi bana yakın, belediyenin ücretsiz dil okulunu haritaya çizerek gösterdi. Arka mahallemdeki binadaymış meğersem. Zamanla dil okuluna gide gele çözdüm Japonya’yı da japonca’yı da çok şükür.

Sonra belediye işlerimi kendim halletmeye başladım, vize işlemlerimizi, çocuğun okul işlemlerini, hastane, karakol, banka, cep telefonu vs. Her işimi sorunsuz görür oldum. Artık semtten de çıkıyordum. 🙂 Uzaklara kadar gidip geliyordum. Japonya’nın tüm sistemlerini ve kanunlarını ezbere biliyordum.

Zamanla Türkler gelmeye başladı. Eşim her gelen Türk’ü bana yönlendiriyordu. Bankaya mı gidecek, eşim size yardımcı olur. Belediyeye mi gidecek, eşim size yardımcı olur diye restorant’a gelen her yeni gelen Türk’e benim numaramı verir oldu. Öyle öyle adım duyulmaya başladı. Tanıdık, tanımadık, herkesden telefon almaya başladım. Aysel hanım ben banka hesabı açacam benimle gelirmisin, Aysel hanım ben Meryem sizi Aynur tavsiye etti vizemi yenileyeceğim bana yardım edermisiniz… Böyle telefonlar her geldiğinde aklıma ilk kendim gelirdim.

Ya ben bu duruma kolay gelmedim! Neler yaşadım, ne zorluklar gördüm, bu insanlar şu an benim yaşadığım sorunların aynısını yaşıyor, sevabına gideyim dedim.

Bu arada çalışmaya da başlamıştım ve işim çok çok yoğundu. Yine de insanlara zaman ayırmaya kesinlikle özen gösterirdim. İşte bana muhtar lakabını takmışlar aralarında. 🙂 Muhtara sor, muhtara git, ooo muhtar hanım geldi falan. Bende bir YouTube/Facebook/Instagram hesabı açarken hepsine Osaka’nın Muhtarı yazdım işte… 🙂

Osakanın Muhtarı Aysel Seyhan

 Kaç yıldır Japonya’da yaşıyorsunuz? Neden Japonya?

Ben ve oğlum 23.09.2001 yılında 17 sene önce Japonya’ya yerleştik. Eşimin iş teklifi almasıyla Japonya’ya yerleşmek zorunda kaldım. Zorunda derken ciddiyim.. 🙂 Gerçekten hiç istemedim gelmeyi… Eşim, 08.05.2000 yılında Osaka, Doutonbori’de bulunan Tuğra adında bir Türk restorantından iş teklifi alıp geldiğin de, ona sadece 1 yıl için izin vermiştim.

Gel zaman, git zaman eşimin süresi doldu ama dönmeyi düşünmediğini söyledi bana. Ya çocukla sende buraya gel, ya da uzun yıllar bu şekilde ayrı yaşamak zorunda kalacağımızı söylemişti. Çocuk 2 yaşında küçük olunca tek başıma cesaret edemeyip mecbur kalıp gelmiştim. Ama şimdi iyi ki de gelmişim diyorum.:) Seviyorum ben Japonya’yı.:)

Japonya’da yaşayan birinin klasik bir günü nasıl geçer?

Çok bir seçeneğin yok! Dil bilmiyorsan 24 saat evde oturursun. 🙂 Dil öğrendikten sonra işe başlar, evden işe, işten eve monoton bir hayat yaşarsın. Çünkü eş, dost yok. Arkadaşlık yok bu ülkede… Biriyle buluşacaksan haftalar, günler öncesinden randevu defterine adını kaydettirmelisin. 🙂 Ev ziyaretleri de dahil buna. 🙂 Gelinine, kızına bile gideceksen, arayıp hangi gün müsait olduğunu sorup, o gün için seni takvimine kaydeder, bir kaç saat ya da yarım gün vakit geçirebilirsiniz ancak. 🙂

 Japonların en beğendiğiniz yönleri nelerdir?

Japonların kibarlıklarına, saygılarına aşığım. İnsan olduğunu hissediyorsun bu ülkede. Yanlışlıkla yolda koluna biri çarpmayı bırak, kılını dokunduğunu hissetsinler, dönüp dönüp özür dilerler. Çok dakikler! Hatta randevudan 15 dakika erken gelip, ilk bekleyen ben olayım yarışına girerler. Çok dürüstler, alışverişte hak yemezler. Güler yüzlüler, hoşlarına gitmeseniz de bunu size hissettirmezler. Çok çalışkanlar, aldığı parayı hak ederler.

Japonların çok saygılı ve çalışkan insanlar olduğu biliniyor. Sizce öyleler mi?

Aynen öyleler. Dünya’da saygıda birinci başka bir millet yoktur üzerlerinde! Çok çok fazla çalışkanlar. Bazen diyorum allahım azıcık tembeline rastlasam ne olur? Ya çalışırken iş yerinde birbirleriyle yarışa girdiklerini biliyor musunuz? İlk ben bitirdim demek için nefes  almadan koştururlar. Mesai saatleri içinde telefon göremezsiniz ellerinde. Bilgisayarda boş boş dolaşmazlar. Sigara kullananlar her saat başı 5 dakika mola alırlar. (bazen bende mi içsem ne diyorum) Mesai saatleri içinde boş muhabbet etmezler.

Japonların aile yaşantısına gelecek olursak, nasıl bir aile yapısına sahiptirler?

Japonlar için aile çok önemli bir kavramdır. Ama şu da var ki Japonya’da geniş aile kültürü yok olmak üzere. Japonya’da her bir birey, liseden mezun olur olmaz üniversite için veya yeni bir hayat kurmak için evden ayrılır çocuk. Üniversite için şehir dışına çıkmışsa 2 veya 4 yıllık okul hayatını aileden ayrı yaşar, okul bittikten sonra da o şekilde sıfırdan yeni bir hayat kurar kendisine. Yani bizdeki üniversiteli çocuk okul biter bitmez baba ocağına döneyim demez.

Kendi ayakları üzerine durmak zorundadır o çocuk. Aile istemez artık yanlarında yaşamasını. Çünkü anne için evde fazladan bir tabak, çamaşır, yatak demektir. Baba içinde fazladan mesai demektir o çocuk. Anlayacağınız çekirdek aile kültürüyle doğar, büyür ve ölür Japonlar… 60 yıl öncesine kadar bizim kültürümüzle aynıymış. Geniş aile; nene, dede, ana, baba, torun bir arada yaşarlarmış.

Japonya’da anne, baba ve çocuk ilişkisi nasıldır, kısaca bahseder misiniz?

Japonya’da anne, baba; çocukları doğar, anaokulu, ilkokulu, ortaokulu için canlarını dişlerine takar çalışır çabalarlar. En iyi okullara gitsin diye özen gösterirler. Çocuk doğduktan, ortaokul mezuniyetine kadar 3 yaşındaki çocuk gibi el bebek gül bebek bakarlar. Çocuk çok değerlidir bu dünyada. Liseye başladıktan sonra yavaş yavaş o çocuk, artık bir çocuk değil, bir yetişkin birey olduğunu hissettirmeye başlarlar. Lise bitimine hazırlarlar o çocuğu.

Osakanın Muhtarı Aysel Seyhan

 Japonların aile yaşamında en dikkatinizi çeken olay veya davranış nedir?

Ben japonları çok bencil buluyorum. Belki de onlara göre bu bencillik değil de özgürlüktür bilemiyorum. Herkes önce kendi için yaşıyor. Ana, bana, çocuk (bebek çağı dışında) sonra geliyor. Soğuk insanlar birbirlerine. Anne evladıyla konuşurken çoğunun çocuğun yüzüne bakarak konuştuğunu görmüyorum mesela. Hep bir mesafe var arada.

Evden ayrılan çocuk, ailesini yılda bir veya iki yılda bir sadece yılbaşı yemekleri için bir araya geldiklerini görüyorum. Yani öyle vıcık vıcık anamm, babamm, evladımm sözcükleri uçtuğunu asla duramazsınız ağızlarından. 🙂

Yemek adabları var mı? Özellikle “hashi” konusunda çok hassas olduklarını biliyorum. Bu doğru mu?

Evet, yemek adabı çok önemlidir onlar için. Akşam yemekleri ailecek hep birlikte yenir. Günde 3 öğün beyaz pilav, misoshiru denilen deniz ürünü bir çorbası muhakkak sofralarında olur. Sabahları kızarmış balık, öğlenleri çorba ve pilav yanına farklı karage dedikleri çeşitli kızartmalar bulunur. Japon kültüründe avrupa tarzı çatal, bıçak, kaşık kullanılmaz. Kesinlikle hashi ile yemek yenilir. Hatta yemek pişirmede bile kepçeyle, kaşıkla değilde uzun hashilerle pişirirler.:)

Japonya’daki aile hayatı ile Türkiye’deki aile hayatı arasındaki farklar ve benzerlikler nelerdir?

Bana göre en büyük fark çekirdek aile yaşantıları. Çocuğun lise bitimin de evden bir şekilde çıkıp gitmesi bana çok farklı gelmişti ilk Japonya’ya taşındığımda. Onun dışında pek farkları yok. Hatta Japonlarla Türklerin yaşantı benzerlikleri daha fazla geldi bana. Mesela yer sofrasında yemek yemeleri, eve girerken ayakkabıları kapı önünde çıkartıp terlikle eve girmeleri, yer yatağında yatmaları gibi bir çok benzerliklerimiz var.

Japonların aile hayatını tek bir kelime ile tanımlamak isteseniz, bu ne olurdu?

Kendin için yaşa…

Son olarak Japonya’ya ilk kez gideceklere ya da orada yaşamak isteyenlere ne tavsiye etmek istersiniz?

Japonya çok farklı bir dünya. Bu ülkeye ayak bastıktan itibaren dünyan değişiyor. Kültür çok çok farklı, dil farklı, şehir düzeni farklı, renksiz ve monoton bir hayat. Ama bu kadar olumsuzluklara karşı yaşanacak en rahat ülkeler arasında diyebilirim. Bu ülkede hak var, hukuk var. Saygı var, sevgi var. Monoton ama özgürlükler ülkesi. Bir bayan olarak sabaha karşı eve dön, kimse kafasını kaldırıp da hey yavrum bu saatte sokaklarda ne işin var diye yan gözle bile bakmaz sana kimse. Can güvenliğin çok yüksek. Sokakları, caddeleri ışıl ışıl. Her adım başı polis devriye geziyor. Ama yine de kendi Türk milletime bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Hiç bir ülke kendi vatanın gibi olmuyor! Uzun yıllar yaşamışta olsan bu ülkede yabancısın… Ha! Kendi ülkene de yabancı oluyorsun.

Her iki ülkede sana yabancı kalıyor. O yüzden vatanından ayrılmayı düşünürken lütfen çok iyi düşünsünler. Zor bir hayat onları bekliyor çünkü…

CEVAP VER

Yorumunuzu giriniz
Adınızı buraya giriniz