Japonya’da Bir Gezgin: Onur Ataoğlu

0
30

Japonya'da Bir Gezgin: Onur Ataoğlu

  • Merhaba Onur Bey, öncelikle Japon Sineması Platformu olarak bizlerin röportaj istediğimizi geri çevirmediğiniz için teşekkür ederiz. Bizler sizi gezgin, renkli, araştırmacı ruhunuzla, “Japon Yapmış”, “Japon Ne Yapmış”, “Japon Yapmış Türk Gezmiş” kitaplarınızla tanıyoruz. Okurlarınız için bizim tanıdığımız Onur Ataoğlu’nu daha yakından tanıyabilir miyiz?

1970 yılında Ankara’da doğdum. 1988 yılında Ankara Fen Lisesinden, 1992 yılında ODTÜ Endüstri Mühendisliği bölümünden mezun oldum. 1993 yılından bu yana kamu kuruluşlarında çalışıyorum. Japonya’da bulunduğum 3,5 yıl dışında hep Ankara’da yaşadım ama olanak buldukça farklı yerleri gezmek, değişik kültürleri tanımak için her fırsatı değerlendirdim.Gezip gözlemlemeyi, fotoğraflamayı sevdiğim kadar bunları yazıya dökmeyi ve diğer gezginlerle paylaşmayı da seviyorum. Şimdiye dek birçok defa kısa gezi yazıları yazdım, arkadaşlarımla çeşitli iletişim platformlarında e-posta aracılığı ile paylaştım. Çeşitli dergilerde, kolektif kitaplarda yazılarım yayınlandı, gezi yazıları yarışmalarında ödül kazandım. Şu anda yazı ve paylaşımlarımın çoğu, tahmin edeceğiniz gibi, elektronik ortamda ve sosyal medya üzerinden oluyor; bu da sanırım zamanın ruhu ve fazla seçim hakkımız yok.

  • 4 yıla yakın bir süre (2002-2006 yılları arası) Japonya’da görev yaptınız ve Japon kültürüyle yakından tanışma fırsatı buldunuz. Japonya’ya gitmeden önceki ve Japonların dünyasında yaşamış Onur Ataoğlu arasında ne gibi farklılıklar vardı? Japonya’nın size kazandırdığı ve kaybettirdiği dediğiniz özellikler neler?

Genelde iki kültür arasındaki belirgin benzerlik ve farklılıklar bu sorunun cevabına temel oluşturuyor. Öncelikle, iki toplumun da “doğulu” toplumlar olduğu ve bu unsurun birçok inanış, davranış ve adette “benzerlikler” şeklinde kendini gösterdiğini belirtmek gerek. İki toplumun da Orta Asya kökenli olması, dilde bazı yapısal benzerlikler gösterdiği gibi, batıl inançlara varıncaya kadar ortak yönler tespit etmeniz sizi başta şaşırtıyor. Beni Japonya’da en fazla etkileyen olgu, kitaplarımda da sürekli vurguladığım çelişkiler, daha doğrusu çeşitlilikler oldu; Türkiye’de ise çeşitliliğe olan hoşgörüsüzlük ve tahammülsüzlük beni üzüyor. İnsanlar ne yazık ki farklı bir kültürü tanıma, algılama ve kabullenme konusunda tembel olma eğiliminde. Bana Japonya hakkında fikirlerimi soranlar kesin bir yargı istiyorlar; Japonlar ya çok modernler, ya da gelenekseller. Ya değerlerine bağlılar, ya da dejenere olmuşlar. Ya çok barışçı ve insancıllar, ya da saldırgan ve vahşiler. Ama her ikisi de, ikisinin arası da mümkün. Toplumca gri tonları kabullenmekte zorluk çekiyoruz. Bu yüzden, çelişki, farklılık, çeşitlilik gibi kavramları da olumsuz algılıyoruz. Japonya’nın bana kazandırdığı en önemli özellik, çeşitliliğin, farklılığın ve zıtlığın doğal karşılanması gerektiğive hayatın temeli, zenginliği olduğunu anlamam idi. Japonya’da ilk günlerimde bu gerçeği kabullenemedim ve sürekli olarak, “şunun olduğu bir ülkede bu kesinlikle olmamalı” gibi çıkarımlarda bulunmaya çalıştım. Tabii sürekli çuvalladım ve zamanla zıtlıkların da uyum içinde bir arada bulunabileceğini düşünmeye başladım. Çelişkiye kadar varan farklılıklar, farklılıkların yarattığı renklilik ve çeşitlilik, bu çeşitliliğe gösterilen saygı ve hoşgörü ise Japon toplumunun temelini oluşturuyor.

  • Japonya’da yaşadığınız süre birçok yeri gezdiğinizi ve birçok ilginç kültür, gelenek, olay ile karşılaştığınızı kaleme aldığınız kitaplardan anlamak mümkün. “Bende çarpıcı etki bıraktı dediğiniz”, unutamadığınız bir olay ve anılar oldu mu?

Tabii, o kadar fazla çarpıcı, aklınızdan çıkmayacak anı ve anekdot ile karşılaşıyorsunuz ki, daha Japonya’ya gittiğimin birinci ayında bir kitaplık malzeme biriktirmiştim. Anılarınızın çoğunda başrolü oynayan unsur, Japon halkının sorumluluk, özen, nezaket, dikkat içeren, sizi kimi zaman gözünüzden süzülen bir damla yaş ile bırakan davranışları. İkinci ve üçüncü kitabımda bu anılarımdan epey bir miktarına yer vermiştim, aralarından seçmek çok zor olsa da bir tanesine yer vereyim; Bir keresinde evde tamirat için izolasyonbantına ihtiyaç duydum.Envai çeşit malzemenin satıldığı bir markette ilgili raflarda bulamayınca görevli bir kıza sorma gafletinde bulundum. İngilizce “band, isolatingelectricity” gibi bir şeyler geveledim, pek anlamadı, chottomatte(bir dakika) diyerek ortadan kayboldu. Bakınmaya devam ettim, raflar arasında yalıtkan görünümlü bir paket bantı buldum. “Şimdilik şunu alayım” düşüncesiyle kasaya gittim. Yardım istediğim kız ile kasadaki oğlan muhtemelen benim talebimi tartışıyorlardı. Beni ve elimdeki bantı görünce kız oğlana hararetle bir şeyler söyledi, ellerini kollarını telaşla savurdu, oğlan da bantı elimden aldı, “hayatta olmaz, satamam” anlamında bir şey dedi.Sonra cep telefonunu çıkardı, İngilizce bildiğini düşündüğü bir arkadaşını arayıp telefonu bana verdi. Telefondaki çocuğa derdimi anlatmaya çalıştım, anlamadı, “o bantı size satamayız, çok tehlikeli” gibi bir şeyler geveledi. Ben de “önemli değil” diyerek telefonu kasiyere geri verdim, bantın parasını uzattım. Kızcağız dövünüyor, neredeyse ağlayacak, kasiyer inatla bantı bana satmıyor, olmaz gibi bir şeyler diyor. “Yahu sana ne, para benim, çarpılırsam da ben çarpılırım” demek istiyorum, olmuyor. Sonunda “Bu bantı başka bir yerde kullanacağım” diye bir yalan uydurdum, pandomimle koli paketleme hareketleri yaptım, sonunda alabildim. Tabii biz kırmızı biber yerine kasten kiremit toz satılan bir kültürden geldiğimiz için anlamakta zorlanıyoruz…

Japonya'da Bir Gezgin: Onur Ataoğlu

  • “Japon Yapmış Türk Gezmiş” kitabınızda Japonların turistik yöreleri çok ayrıntılı biçimde ve akıllara zarar bir sınıflandırma sistemine tabi tuttuğundan bahsediyorsunuz. Japonların bu ayrıntılardan etkilendiğini yazınızdan anlarken hayranlık ve şaşkınlık duymuştum. Biz ülkemizdeki doğal ve tarihi güzellikleri Japonlara tanıtırken nerelerde hata yapıyoruz ve en önemlisi daha fazla Japon turist nasıl bir yol izlemeliyiz sizce?

Ülkemizin doğal ve tarihi güzelliklerini, kültürel zenginliklerini tanıtmak için belki de önce kendimiz tanımamız, özümsememiz ve ayırt edici bir algı oluşturmamız gerekiyor. İnsanlarımız dünyayı tanıdıkça, daha fazla seyahat edip gezdikçe dünyadaki tek “cennet vatan”ın ülkemiz olmadığını fark ediyor. Tabii ki harika bir ülkede, sayısız kültürün kesişme noktasında yaşıyoruz, ama ülkemizin özelliklerinin altını çizip farklılığını vurgulayabileceğimiz bir tanıtım stratejisi geliştirdiğimiz söylenemez. Türkiye’nin ülke algısını oluşturan sözcükler ne yazık ki çok sınırlı. Türkiye dendiğinde akla gelebilecek, güneş, deniz, dansöz ve kebaptan daha fazla anahtar kelimemiz olmasını çok isterim. Japonya ise bu konuda çok ileride; zaman içinde birçok tarihi, toplumsal ve kültürel öğelerini dünyaca bilinen ve takdir edilen kavramlar haline getirmişler. Japonya, kimine göre samuray-ninja-shogun, kimine göre sushi-sake-tempura, kimine göre geyşa-kimono-ikebana, kimine göre manga-anime-pokemon, kimi için kurosawa-miyazaki-godzilla, bazısı için de sumo-kabuki-karaoke, ve hatta judo-karate-aikido. Ne mutlu Japonlara, ülkelerinin çağrışım yaptırdığı onlarca kendilerine has ve dünyaca tanınmış kavramları var. Doğal, kültürel ve tarihi zenginliklerimizi önce kendimiz özümseyip, değerini artırıp sonra tanıtmaya girişmemiz gerek.

  • Japonya üzerine üç kitabınız bulunuyor. “Japon Yapmış”, “Japon Ne Yapmış”, “Japon Yapmış Türk Gezmiş”. Bu kitapların ortaya çıkış serüveni nasıl oldu? Ve yakında yeni bir kitap projesi var mı?

2002 sonunda iş gereği 3,5 yıllık bir süre için Japonya’ya tayin olmuştum. Çok kısa bir süre içinde teşbihte hata olmasın, muhteşem bir “malzeme”nin içine düştüğümü anladım. Hani bir Temel fıkrası vardır; arkadaşı ona “Amerika’ya gel, sırf yola düşürülen paralarla zengin olursun” diye akıl verir. Temel de daha havaalanı çıkışı yerde 100 dolar görür ve parayı almak için eğilmez bile; “Amaan, daha ilk günden işe mi başlayacağım” der. Ben de Japonya’ya indim ve pasaport kontrolünden itibaren kalacağımız otele gelene kadar bile birkaç değişik anekdotta başrolü oynadım. Aradan bir ay geçmeden kısa bir kitaba yetecek hikayem birikmişti ve bunları e-posta ortamında Türkiye’deki arkadaşlarımla paylaşıyordum. Sonunda bazı arkadaşlarım “bunları dönüşte kitaplaştır, sen yapmazsan biz yapacağız” diye tehdit edince daha dikkatli notlar tutmaya başladım. Tokyo Büyükelçiliği’ndekigörevimin avantajları çok büyüktü; işim gereği hem Japonya’nın önde gelen kamu kurumları, şirketleri, bankaları ve benzer kuruluşları ile muhatap olabiliyor, hem de mesai sonrası sokaklara çıkıp halkın arasına karışabiliyor, günlük hayatın içine girebiliyordum. Japonya’da geçirdiğim sürede bazen iş gereği, bazen de kendim gezmek için Japonya’nın büyük bölümünü dolaştım, Japonya hakkında birçok kitap okudum, değişik yemeklerini denedim, çeşitli konser, sergi, sanat, sinema etkinliklerine katıldım, çok sayıda Japon arkadaşım ile gezilere gittim, uzun süren sohbetlerde bulundum. Bütün bu tecrübeden süzülen gözlemlerimi kısa notlar alarak biriktirdim ve Türkiye’ye döndükten sonra toparlayarak kitap haline getirdim. Türkçe literatürde şimdiye kadar rastladığım belli bir ülkeyi, kültürü, coğrafyayı tanıtan yayınların, ya tamamen gezi ve anı üslubunda, ya da didaktik bir üslupta yazıldığını gözlemledim. Okuduğum bazı İngilizce kitaplarda bu iki üslubun deneme ve sohbet havası da katılarak çok güzel harmanlandığına şahit oldum ve ben de kitaplarımı bu tarzda kaleme almaya çalıştım.Şimdilik Japonya hakkında başka bir kitap düşüncem yok, tadında bırakmayı düşündüm, çünkü giderek daha marjinal ve daha az kişiyi ilgilendiren konulara gireceğim, ve muhtemelen okurlar da “tamam, anladık, Japonya işte” diyerek sıkılacaklar.

Japonya'da Bir Gezgin: Onur Ataoğlu

  • Gezmeyi ve fotoğraf çekmeyi sevdiğinizi biliyoruz. Bugüne kadar 40 yakın ülkeyi ziyaret ettiniz ve içlerinde ikinci memleketim dediğiniz Japonya’da var. Japonya’yı diğer ülkelerden ayıran özellik ne sizce? Japonya’ya gezi planı yapan arkadaşlarımıza ne gibi tavsiyeleriniz olur?

İlk kitabımdan bu yana ısrarla vurguladığım iki varsayım ile özetleyeyim; ilki, Japonya bir keskin çelişkiler ülkesidir, Japonya ve Japonlar hakkındaki her yargının tersi de doğrudur. İkincisi de, Japonya, bu dünyaya ait olmayan farklı bir gezegen, Japonlar ise uzaylılardır. Japonya’ya gittiğinizde ne denli farklı bir dünyanın içine düştüğünüzü, kendi ülkeniz ve kültürünüze ait değerlerin nasıl anlamsızlaştığını başka türlü vurgulayamam.Bu yüzden Japonya’daki ilk günleriniz, haftalarınız bu gezegende neler olup bittiğini anlamaya ve gezegenin yerlileri ile iletişim kurmaya çalışmakla geçiyor. İletişim kurmak derken onlarla aynı lisanı kullanmaktan bahsetmiyorum; belli bir durum karşısında bir Japon insanının nasıl düşüneceğini, hareket edeceğini kestirebilmek ve buna uygun bir tepki geliştirebilmeyi kastediyorum. Eğer farklılıklara tahammülü olan bir yapıda değilseniz ilk turda eleniyorsunuz. Bu arada, bu durum sadece bizler için değil, Koreli, Çinli, Filipinli ve diğer bilimum Uzakdoğulu hemşerilerimiz için de geçerlidir. Japonya’ya gidecek arkadaşlarımız için en önemli tavsiyem, tüm önyargılarını evde bırakmaları, farklılıklara açık ve hoşgörülü olmaları ve Japonya’yı, Japonları içinde yaşadıkları kültür ve şartla ile değerlendirmeleridir.

  • Ülkemizde sıkça duyduğumuz bir terim var, sizin de kitaplarınızda dile getirip kullandığınız “Japon Yapmış”. Sizce bu sözün altında yatan tılsım nedir? Böylesine iki kelimeden oluşan bir deyişi özel kılan ne?

İlk olarak ne zaman duyduğumu hatırlamasam da, gençliğimden beri arkadaşlar arasında kullandığımız çok anlamlı bir özdeyiştir “Japon Yapmış”… Dünyanın uzak bir bölgesinde, farklı bir toplumun bir şeyler yapmış olduğunu anlatır. Ne yapmıştır, nasıl yapmıştır, niye yapmıştır, bilinmez; ama yapmıştır işte! Halkımız da bilmeden veya bilerek, Japonlara özgü Zen Budizminin sade ve derin felsefesi ile uyumlu bir özdeyiş geliştirmiştir. Bu iki kelime, Japonya’ya ve Japon halkına bakışımızı özetler: takdir etme, imrenme, destekleme, hayıflanma, taraf tutma, iç çekme, özeleştiri, hayran olma, kıskanma ve hatta motive olma gibi duyguların hepsini barındıran bir bilgelik düsturu! Dünya üzerinde başka hiç bir dilde, hatta Japonca’da bile, “Japon yapmış” kadar Japonya’yı ve Japonları açıklayabilecek kısalıkta ve kudrette bir deyiş yoktur.

Japonya'da Bir Gezgin: Onur Ataoğlu

  • Son dönemde yakın ilişkiler kurduğumuz ve ülkemizde birçok Japon kültürü ile ilgili etkinliğine ev sahipliği yaptığımız Japonya’nın kültürel açıdan Türk kültürüyle ne gibi ortak noktaları bulunuyor?

Öncelikle, iki toplumun da “doğulu” toplumlar olduğu ve bu unsurun bazı inanış, davranış ve adette “benzerlikler” şeklinde kendini gösterdiğini belirtmek gerek. İki toplumun da Orta Asya kökenli olması, dilde bazı yapısal benzerlikler gösterdiği gibi, batıl inançlara varıncaya kadar ortak yönler tespit etmeniz sizi başta şaşırtıyor. Birçok Türk, Japonların da eve ayakkabılarını çıkararak girmesinden, ağaçlara çaput bağlayarak dilek dilemesinden, hatta taharet kültüründen bile etkileniyor. Mutlaka Orta Asya’dan kalan bir etkileşim olmuş, ama geçen yüzyıllar boyunca kültürün köklerinde dini, coğrafi çok büyük değişiklikler yaşanmış; o yüzden şekildeki birkaç benzerliğe veya dillerdeki birbirine yakın kelimelere bakıp önemli kültürel ortaklıklar aramamamız gerek.

Japonya'da Bir Gezgin: Onur Ataoğlu

  • Okurlarımızın sizi daha yakından tanıyabilecekleri bir blog sayfanız veya web siteniz var mı? Ve son olarak Japon Sineması Platformu olarak çalışmalarımızı takip ediyor musunuz? Takip ediyorsanız bizlere önerileriniz var mı?

Sinemayı oldum olası severim, tabii Japonya’da da yaşayınca Japon sinemasına ayrıca bir ilgim oldu. Evdeki televizyon paketimde ellili, altmışlı, yetmişli yılların ikinci sınıf veya kitsch diyebileceğimiz absürd filmlerini gösteren bir kanal vardı; uykum kaçtıkça oradaki filmleri bile kahkahayla izlerdim. Hatta Türk ve Japon sinema tarihinin uzun yıllar ne kadar paralel ilerlediğini de hayretle görmüştüm. Türkiye’ye döndükten bir süre sonra da tesadüfen platformunuza denk geldim ve “Japon Sineması” kitabınızı büyük bir takdirle okudum. Gerçekten özveriyle hazırlanmış ve üzerinde çok emek verilmiş bir kitaptı ve sadece o kitapla kalmayıp yenilerini çıkartıyor olmanız, platformunuzu sürekli güncellemenizi memnuniyetle takip ediyorum. Tabii ki öneride bulunmak haddime düşmez ama, Japon sinemasının gerek teknik, gerekse de tematik olarak tüm Uzak Doğu sinemasını nasıl etkilediği üzerine de bir çalışmanızı severek okurum.

Ben de Japonya dışındaki gözlem, çalışma ve denemelerimi blog sayfamda paylaşmaya ve sayfamı güncellemeye devam ediyorum. En son Şikago, Varşova, Kahire ve Kuala Lumpur üzerine kapsamlı gezi yazılarımı yayınladım. Gezi dışında, müzik, sinema ve tarih konularında da yazmayı seviyorum, okurlarınızı sayfama davet etmekten büyük mutluluk duyarım:

http://www.onurataoglu.blogspot.com

Beni platformunuzda ağırladığınız, okurlarınızla tanıştırdığınız için tekrar çok teşekkür ediyor, keyifle takip ettiğim çalışmalarınızda başarılar diliyorum!

Japonya’nın havasını teneffüs etmiş, çok güzel mizahi bir dille anıları ve tecrübelerini kaleme alarak okurlara, Japon kültürüne eğlenceli bir giriş bileti hediye eden Onur Ataoğlu’na sohbetinden dolayı teşekkür ederiz.

*Bu yazı YATTAA* dergisinin 22.sayısında yayınlanmıştır.

CEVAP VER

Yorumunuzu giriniz
Adınızı buraya giriniz