Ey Fuji! Sen mi Sonsuzsun Yoksa Ben mi?

0
25

Ey Fuji! Sen mi Sonsuzsun Yoksa Ben mi?

Merhaba sevgili okuyucu

Bu sefer yazımı tamamen çalıntı şarkımla açacağım, başlıyorum

‘Fuji, Uzakdoğu’nun sen yüce bir dağısın (Ilgaz Anadolu’nun sen yüce bir dağısın müziğiyle okumanız tavsiye edilir) Ha bu arada söylemeden gerçekten geçmek istemiyorum. Şöyle bir gerçek var ki; Japonca da ‘F’ sesi yok bu yüzden ‘Uji’ diye okunur. Şimdi şöyle bir kendimize geldiysek, hadi başlayalım.

Japonya deyince aklınıza ilk ne geliyor biliyorum ‘Fuji’. Kendileri 300 yıldır sessizliğini koruyan, ama patlayıp te bizim doğu sınırına kadar coşacak biri kendisi. Ayrıca Fuji’ye saygı göstergesi olarak ‘Fuji-san’ olarak hitap edeceksiniz, etmeyeni Japonlar kesiyor (Tecrübeyle sabit) Bildiğiniz üzere Japonca da ‘San’ eki mesafeli olduğunu cinsiyet fark etmeksizin her şey ve herkes için kullanılır. Ayrıca resmiyet katar. Ama şunu diyeyim ki buradaki ‘San’ hanım bey değil, sadece resmiyet için. Şimdi anladınız mı ne kadar kıymetli bu Fuji Japonlar için. Ayağınızı denk alın benden demesi…

Manzaraysa manzara, kraterse krater, gölse göl… Hepsi ondan ama… Sadece bu kadarla sınırlı mı bu Fuji’nin numaraları. ‘ASLA’ Bizdeki zibilyon adet Ağrı Dağı efsanelerini bilirsiniz. Mesela bu efsanelere göre Nuh’un Gemisi hala oralarda bir yerde (The X-Files’tan çaldım) Ama şunu diyeceksin sevgili okuyucu biliyorum ‘Biz kalkıp da Ağrı Dağı’na sanlı manlı seslenmiyoruz’ Seslenemeyiz zaten bizde ‘San’ yok. Ay tamam espri yapmıyorum. Berbatım bu konuda, her neyse… Japonlar efsanevi şeylere anlam bindirmekte büyük üstatlar oldukları için, Fuji Dağı konusundaki efsane onlar için kutsal bir değer katmak için yeterli. Peki nedir bu Fuji Dağı efsanesi?

Ey Fuji! Sen mi Sonsuzsun Yoksa Ben mi?

BABA BENİ İMPARATORLA EVERSEN?

Şimdi ortamı hazırlıyorum. Böyle mistik tütsülü, ben size bunu masalsı, lirik bir dille anlatıyorum, dışarıda şakur şukur yağmur, manzara Fuji tabi ne olacak… Kafada ortamı oluşturduysanız, size Kaguya Hime yani Fuji Dağı’nın dünyaca ünlü o efsanesini anlatıyorum (İyi dinle canım okuyucu)

‘Herkes anne baba olmak ister. Sanugi ve eşi de öyle… Fakir ama gururlu olan Sanugi ve eşi mutlu mesut bir çiftmiş. Sanugi, bambu ağaçları falan keser evini geçindirirmiş. Ancak bu çiftin mutluluğuna mutluluk katmak için istedikleri şey bir çocukmuş. İşte olmayacak ya, çocukları bir türlü olmuyormuş (Evren isteyen herkese çocuk versin, sokağa atacak, istismara kaldığında rezil oluruz diye sesi çıkmayacak olanlara değil)

İşte sonra bir gün Sanugi, almış başını yine bambu falan arıyor. Başlıyor çatır çutur kesmeye. Aman o da ne? Işıklı mı ışıklı, kımıl kımıl bir şey. Birde ne görsün sevgili okuyucu, küçücük bir kız bebek. Sağa sola bakmış, kimin bu bebek ormanda falan bir de. Demiş ki ‘Bunu kim bıraksın ormana ya ben alayım götüreyim bunu eve nasılsa çocukta olmuyor bizim’ Alır eve götürür Sanugi bebeği, eşi de benimser, kendi çocukları yaparlar onu ve yetiştirmeye başlarlar. Çiftin mutluluğuna denecek söz yoktur. Sonra bebeğe parıl parıl olduğu için Kaguya Hime adını vermişler (Parlayan prenses demek) . Bu bebek eve bereketle gelmiş resmen. Çünkü Sanugi her ormana bambu kesmeye gittiğinde, o bambuların içerisinde altın paralar buluyormuş (Bence bir ara ormana gidin ya başka türlü zengin olamayacağız)

Aylar, yıllar böyle geçmiş. Kaguya Hime büyüyor serpiliyor, Sanugi her ormana gittiğinde altın paralar buluyor (İnsanlarda ne şans var ya) Sonra Sanugi diyor ki ‘Ya bu kız böyle hep bizimle, çevresi falan yok. Bir de yani yıllar sonra çocuğum olmuş benim. Kolu komşu ne varsa tanıştırayım’ Nasıl olacak bu? Tabi ki bir davet vererek, nasılsa geliyor altınlar ormandan. Hatrı sayılır bir davet vermiş, Kızı Kaguya Hime’yi yedi düvelle tanıştırmış. Kaguya Hime de maşallah pek bir güzel olunca, o güzellik dilden dile yayılmış. Kız bir de bekar olunca ne olmuş? Gelsin görücüler gitsin görücüler.

Sanugi tabi ki önce istemiyor vermeyi, bir evin bir kızı (Bence altınlardan olmak istemiyor ama neyse) Ama bakıyor kızın yaş artık kemale ermeye başlıyor (İsteyen istediği yaşta evlensin Sanugi yani) diyor ki Kaguya Hime ‘Senin artık evlilik çağın geldi’. Bu sırada Kaguya Hime’nin güzelliğini duyan beş asilzade ayaklarına kadar geliyor ailenin. Ve Kaguya Hime için her şeyi yapmaya, göze almaya hazırlar. Ama Kaguya Hime, öyle sizin sandığınız kızlardan değil diyor ki babasına ‘Tamam, bu beşinden biriyle evlenirim ama bana istediğimi getirirlerse’. Sonra başlıyor kıyasıya rekabet.

Tabi öyle kolay şeyler istemiyor Kaguya Hime. İlk adaydan Hindistan’dan Buda’nın para topladığı kabı getirmesini istemiş, ancak adam Hindistan’a gitmek o zamanlar çok zor ve tehlikeli olduğundan, Japonya dağlarındaki bir tapınaktan antika bir para toplama kabı bulup, Buda’nın ki diye getirmiş. Kaguya Hime anlıyor tabi kabın gerçek olmadığını, ne sandınız. Ağzının payını veriyor diyor ki ‘Bir daha yalan söyleme. Doğru işler yap, Şimdi de git’ Kalan dört asilzadenin akıbeti bundan farklı değil takdir edersiniz. Yoksa nasıl efsane olsun… Tabi o zamanlarda da durum aynı. Milletin ağzı torba değil ki büzesin. Herkes başlamış demeye; onun evlenmek çok zor, kimse evlenemez falan falan…

Tabi o sırada imparatorun kulağında gider bizim kızın bu çetin çeviz halleri. Merak eder, hem bu kadar güzel, hem bu kadar taş kalpli bu kadın kim diye. Bir av partisi düzenleyip, kızın evinin yakınlarında mola vermiş, Kaguya Hime’yi ilk defa orada görmüş ve tabii görür görmez de aşık olmuş. Kaguya Hime’de sonunda birini seviyor bu da imparator oluyor tabi ki. Ama ortada şöyle bir soru var ki imparatorun zaten hali hazırda birden fazla eşi var. Ve Sanugi, Kaguya Hime’ye kesinlikle izin vermiyor. Ama aşk yine de devam etmiş. İmparator ile uzun süre mektuplaşmışlar, birbirlerine şiirler yazıp göndermişler. Birkaç yıl sonra Kaguya Hime bu durumdan hoşlanmamaya, imparatorun mektupları da onu mutlu olmamaya başlamış. Koskoca kızın bütün gün balkonda oturup, dağa taşa bakmak, gece olunca da ayı seyretmek olmuş.

Ey Fuji! Sen mi Sonsuzsun Yoksa Ben mi?

Sonra Kaguya Hime’nin bu durum bir gün canına tak ediyori babasıyla konuşmaya karar veriyor. Dolunay olmasına yakın bir gün, ağlayarak babası ile konuşuyor. Tüm gerçekleri bir bir anlatıyor. Aynen de şöyle diyor laf taşımak gibi olmasın ‘Baba, ben normal bir çocuk değilim, sen beni buldun. Sen beni bulmadan evvel ben zaten ayda yaşıyordum. Ben ayda yaşarken yapmamam gereken bir şeyi yaptım, ceza olsun diye beni dünyaya gönderdiler. Sana hediye olarak gönderildim yani. Ama artık yolcu yolunda gerek. Ben aya, kendin insanlarımın yanına döneyim. Buralarda çok mutsuzum. Dolunay olduğu gece ben gidiyorum’ Sanugi, tabi üzülmüş, çöpte de bulsa evlat evlattır sonuç olarak.

Bu durum imparatorun kulağına gitmiş ve ordular yollamış Kaguya Hime’nin gitmesine, götürülmesine engel olmak için. Ama Kaguya Hime’nin gideceği gece, aydan en az onun kadar güzel insanlar gelmiş, imparatorun askerleri güzelliklerine bakmaktan kütlenip kalmış. Tabi o arada Kaguya Hime firar…

Bu arada o aydan gelen tipler, Kaguya Hime’ye babalık yapan Sanugi’ye sonsuza kadar onu yaşatacak bir iksir vermiş. Ya adam evladını kaybetmiş. Sonsuza kadar yaşamak ister mi hayır. Sanugi, ben yaşamak istemiyorum sonsuza kadar demiş, gitmiş bu iksiri ve Kaguya Hime’nin yazdığı son mektubu imparatora göndermiş. Hayda… Ya bu imparatorda aşık olduğu insanı sonsuza kadar kaybetmiş, o ister mi sonsuza kadar yaşamak ister mi akıl var mantık var. Sonra kayışı koparan imparator Japonya’nın aya en yakın dağı olan Fuji dağına, kıza bir mektup yazarak ve yanına sonsuz hayat iksirini koyarak tırmanmış.  Dağda onları yakmış ve dumanının aya doğru gidişini seyretmiş.’ İşte hala açık havada Fuji Dağı’ndan yukarı doğru süzülen hafif dumanın nedeninin bu olduğu söylenir. Şuan Fuji Dağı’nın zirvesinde sonsuzluk iksiri olduğuna inanılıyor. Zaten Fuji Dağı’nın ilk adı da ‘Hushi no yama – sonsuzluk, ebediyet dağıdır. Daha sonra Kamaruka döneminde adı Fujiyama olmuş. ( zengin samuray) Son olarak bir not daha; bir Japon inancına göre Fuji Dağı’nda tanrılardan biri ikamet eder.

Şimdi canım okuyucu kişisel bir not daha düşmek istiyorum. Çok kısa bir süre öncesinde kadar bu dağa kadınların tırmanması yasaktı. Ama kadının gücünün önünde kim durur!

Yine az konuşacağım, kısa anlatıp geçeceğim dedim ama bir efsane anlatmışım, gelsin tüm Japonlar yüzüme tükürsün gerçekten, Türkiye dizilerine benzemiş. Her neyse canım okuyucu. Fuji Dağı’nın numarası bu. ‘Fuji göreceğim ben, Fuji’ye tırmanacağım’ ben diyeceğinize şunu bir okuyun, en azından nereye gideceğinizi bilin. Şimdilik benden bu kadar. Hepinize sevgiler….

CEVAP VER

Yorumunuzu giriniz
Adınızı buraya giriniz