Başrolünde Yemek olan Japon Filmleri

0
14

Başrolünde Yemek olan Japon Filmleri

Sinema yalnızca seyirciyle mi iletişim kurar? Yemekler sinemada nasıl bir rol üstlenir? Japon sinemasında birbirinde lezzetli yemeklerin tarifini ve kültürel izlerini sürmek ister misiniz?

***

Köklü bir tarihi geçmişe sahip olan Japon sineması, son yıllarda adını korku, gerilim ve animasyon filmleriyle duyurmuş olsa da kendine özgü anlatım dili oluşturmayı başarmıştır.

Japonya, Batı’dan gelen sinema aygıtını kısa sürede benimsemiş ve kendi kültürü ile sentezleyerek yerel bir dil haline dönüştürmüştür. Benshiler ile sessiz filmlere ses katmış ve tiyatro geleneğinden gelen oyamalar ile kadın rollerine yıllarca erkekler hayat vermiştir. Oyunculuk, müzik, jest ve mimiklerin estetik şekilde sunulduğu kabuki,  her hareketin anlama büründüğü bunraku ve boyanmış

görsellerin fener ışığıyla masalsı düş dünyalarına dönüştüğü utsushi-e oyunlarının Japon sinemasının yerelleşmesinin önemli dinamikleridir.

Kültüründen aldığı öğeleri kusursuzca kullanan Japon sinemasının sihirbazları için birer mutfak şefi demek yanlış olmaz. Japonya’da film yapmak, yemek yapmak ile aynı tadı vermektedir. Öyle ki Japon sinemasında özellikle son dönemde yapılan yemek kültürü temelli filmlerin varlığı bunu kanıtlar niteliktedir.

Minimalizm ve sadeliğin hâkim olduğu Japon sinemasında son dönemde sıkça yemek filmleri çekilmekte. Öyle ki film isimlerinde yemek, gıda isimleri kullanılmakta, en aksiyonlu filmlerde dahi yemek kültürü en ince ayrıntısına kadar gösterilmektedir. Bu filmlerde yerel kültür öğeleri yansıtılırken yemek yapma eylemi de estetize edilerek sunulmaktadır. Öte yandan bazen yemek filmlerinde sınırlar aşılarak filmler yemek pornosuna dönüşmektedir. Bu filmler arasında Tampopo’da karakterlerin yumurta sarısı ile öpüşmeleri en çarpıcı sahnedir. Ve en önemlisi bu filmlerde yemeklerin yapılış süreçleri birer tablo gibi sunulmuştur. Peki, Japon yemek kültürü içerisinde neleri barındırmakta?

Başrolünde Yemek olan Japon Filmleri

Japon Yemek Kültürü Bize Ne Anlatıyor?

Yemeğin yiyeceğin ötesinde görüldüğü Japon mutfağında yiyecekler bir tören eşliğinde sunulur. Bir Hollanda tablosu gibi birleştirilerek düzenlenmiş yiyeceklerin birbiriyle olan ahengi, pişme ve yeme süreci estetik bir olaydır. Mideden önce, göze ve kulağa hitap eden Japon yemekleri estetik açıdan bir dil oluşturmuştur. Bu dil de, yemek yeme eyleminden önce eylemin altında yatan felsefeye hizmet etmektedir. Bunların hepsi bir yana, Japonya’da yemek doyumluk değil tadımlıktır! Yemekteki renk, incelik, hava, etki, uyum doyma eyleminden önce gelmektedir.

Yemek yaparken öne çıkan sadelik ve estetik anlayış yalnızca yemeğin yapılışıyla sınırlı kalmamış yeme yöntemine de sıçramıştır. Öyle ki yemek çubuklarının yemeği ağıza getirmekten başka önemli işlevi vardır. Çubuk, yemeğe olan saygıyı sunmanın aracı rolünü üstlenmiştir. Çubuklar, yiyeceğe sert davranmaz, yavaş yavaş seçip alır, parçalamak yerine ayırır ve maddeye olan saygısını iletir. Yiyeceğin (balıklarda olduğu gibi) doğal yarıklarını bulur ve estetik bir biçimde yenmesini sağlar. Bu anlamda yemek yapmak kadar yeme eylemi Japonya’da bir sanat formuna dönüşmüştür.

Shintō inancındaki doğaya ve ölülere saygı duyma anlayışı ve Zen Budizm’indeki doğanın bir parçası olma felsefesi yemek kültürünün de her aşamasına sinmiştir.

Derin bir felsefe ve sosyolojik geçmişe sahip olan Japon yemekleri arasında en bilinenler şunlardır: gohan, ramen, udon, misoshiru, sukiyaki ve yakitori. Bu yemekler arasında gohan Japon mutfağının demirbaşıdır. Ekonominin bozulduğu dönemlerde gohan yerini soba ya da udon gibi yemeklere bırakmıştır. Böylelikle diğer yemeklerde Japon mutfağında öne çıkma fırsatı bulmuştur.

Yemeklerden ayrı olarak ocha adı verilen yeşil çayda Japonya’da önemli yere sahiptir. Öyle ki çayın kendine özgü Chanoyu adı verilen törenleri de bulunmaktadır. Zen Budizm’i etkisinde gelişen bu çay törenlerinde sakinlik, doğallık, zarafet, gerçek sadeliğin ve saf gücün estetiğine dair tüm kavramları sunumu yapılır. Doğayla uyum ve sakinlik içerisinde çayını yudumla eylemi, Japonların davranışları üzerinde de etkili olmuştur. Çayın yanı sıra Japonların diğer bir önemli içeceği de pirinç ve tahıl tozundan yapılan sake adı verilen milli içkileridir. Türüne göre sıcak ve soğuk servis edilebilen bu içki, sunum sıcaklığına bağlı olarak küçük porselen sürahi veya kâse, cam ya da ahşap bardak ile yapılabilmektedir. Sakenin tadının ve kokusunun ağırlığına göre bambu ağacından yapılma kaplarda da servis edilebilmektedir. Ayrıca ocha ve sake, seramik sanatının da gelişmesini sağlamıştır. Bu iki içecek için özel kaplar üretilmiş ve içme eylemi kutsanmış, kendine özgü bir anlatım dili oluşturulmuştur. Ochanın ve sakenin içilme tarzından insanların düşünceleri ve ruh halleri yansıtılmıştır.

Ekonomik davranış, aile içi ilişkiler, dini ayinler ve politik hedeflerin birbirine göre ayarlandığı Japonya topraklarında bir alandaki değişme diğerini de etkilemiştir. Dolasıyla her alandaki yaşanılan değişimler yemek kültüründe de boy göstermiştir. Misoshirunun ortaya çıkış öyküsü de buna en güzel örneklerdendir. Misoshirunun ortaya çıkışı Shougun döneminde uzun süren savaşlara dayanır. Aylarca, yıllarca süren kuşatmalar döneminde aç bırakılan köylüleri teslim olmaya zorlanırmış. Kuşatma altındayken mayalanmış fasulye gibi yiyecekleri yiyen atı gören halkın aklına insanların da böyle beslenebileceği gelmiş. Ve sonuç olarak mayalanmış yiyeceklerden oluşan misoshiru bugün Japon yemekleri arasında yerini almıştır.

Yemeklerin dışında Japon mutfağında ayrı bir yeri olan shōyu adı verilen sos, çay ve bazı tatlılar hariç tüm yiyeceklerde kullanılır. Kültürün kokusuyla özdeşleşen shōyu, Japon kültürünün kendine özgü aroması, tadı ve kokusu olmuştur.

Yemek kültürünün derin bir sosyolojik anlatım ağı kurduğu Japonya’da milli lezzetlerin tanıtılması için neler yapılmıştır? Bugün birçok ülkede bilinen sushi, ramen, misoshiru gibi lezzetlerin tanıtılması nasıl gerçekleşmiştir? Ve bu tanıtımda Japon sineması nasıl bir rol üstlenmiştir? Japon yemekleri filmlerin başrolünü nasıl almıştır?

Başrolünde Yemek olan Japon Filmleri

Başrolünde Japon Yemekleri Olan Filmler

Sinema dediğimizde aklımıza ilk olarak yıldız oyuncular ve seyirciyi etkileyen bir öykü gelir. Her şeyde olduğu gibi kuralları yıkarak öğeleri kendi kültürüne göre yerelleştirmeyi başaran Japon sineması, yemek kültürünü de bir sinema aracı olarak kullanmayı başarmıştır. “Besin bizi birbirimize bağlayan ve bizi insan yapan şeydir” düşüncesinden yola çıkan Japon filmleri yapılmıştır. Bu filmlerde başrolleri ramen, udon, sushi, misoshiru gibi yemekler almıştır. Başrolün yemeklere bırakıldığı bu filmlerde “yaşadığınız kültür ve yer neresi olursa olsun, yemekler mutluluğun anahtarıdır” mesajı verilir.

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidinde en alt katmanda “fizyolojik ihtiyaçlar” bölümünde yer alan yemek kültürünün hayatın her alanında nasıl yer aldığını anlatmaya çalışan bu Japon filmleri, ulusal hazineleri tüm dünyaya tanıtırlar. Böylelikle Japonya’nın birbirinden farklı bölgelerinden çıkan lezzetler tüm dünya insanlarına sunulur ve uluslararası bir üne sahip olmuş olur. Peki, hangi filmlerin başrolünde yemekler yer alıyor?

 Başrolünde Ramen Olan Film: Tampopo

Ramen lezzetini tüm dünyaya tanıtan filmler arasında Jūzō Itami’nin 1985 yapımı Tampopo filminin yeri ayrıdır. Japonya’nın en çok bilinen lezzetini dünyaya tanıtan filmin başrolünde ise ramen yer alır.

Birbirini tamamlayıcı birkaç hikâyeden oluşan filmde, Gun ve Goro yağmurlu bir havada soluğu ‘’Lai Lai’’ adındaki eski bir ramen dükkânında alırlar. Ama bir sorun vardır. Ramenci bir kadındır ve kocasını yeni kaybetmiştir. Nasıl iyi ramen yapacağını düşünen Tampopo adındaki kadının yardımına Goro yetişir. Birlikte çıktıkları lezzet yolculuğunda ramen ustası olabilmek için sokakları, diğer ramenci tezgâhlarını aşındırarak farklı lezzetleri ve tarifleri denerler. Goro ve Tampopo’nun bu yolculuğu ramenin içinde yatan felsefeyi ve yapım sürecindeki estetik kaygıyı gözler önüne serer.

En iyi ramen tarifini arayan Goro ve Tampopo “ramenin yapılışından ziyade yemeğin birbirinden farklı insanları bir araya getirmesini” anlatırlar. Ramenin haricinde sukiyaki, udon gibi lezzetlere de yer veren Tampopo filmi, Japon mutfağının Batı’ya açılan penceresi olmayı başarmıştır. Ve bu başarının ardından benzer anlayışta birçok filmin öncüsü olmuştur.

Başrolünde Yemek olan Japon Filmleri

Japon Kahvaltısına Uzanan Yolculuk: Hanachan no Misoshiru

Binlerce adadan oluşan Japonya’da engebeli arazi şartları yemek kültürünün de diğer ülkelere göre farklı olmasına neden olmuştur. Yemek kültürü farklılığının en belirgin yanı Japon kahvaltılarıdır. Tomoaki Akune’nin 2015 yapımı Hanachan no Misoshiru filmi, kanser hastası olan Cihe’nin öyküsü üzerinden kahvaltının insana verdiği sağlık ve mutluluk hissini anlatmaktadır. Ve en önemlisi misoshiru ve gohan filmin başköşesinde yer almaktadır.

Kanser hastası müzik öğretmeni Chie ve gazeteci Shingo evlenirler. Chie doktorların uyarısına rağmen Hana adındaki kızını doğurur. Hastalığın ilerlemesiyle günden güne psikolojisi bozulan Chie’yi bu durumdan kurtarmak için eşi gece gündüz çabalar. Günün birinde Shingo, arkadaşından kanser hastalığını yenen bir restoran sahibi kadın olduğunu öğrenir. Chie ile birlikte kadını ziyaret ederler. Kadının onlara söylediği tek şey “beslenme terapisi uygulayarak, kahvaltılarda misoshiru ve gohan yiyerek daha iyi hissedeceklerini” söyler. Filmin genelinde misoshirunun yapım aşamalarını, servis edilişini ve yenme süreci görürüz. Kahvaltı alışkanlığı ile aile olmanın vurgusu yapılır ve yaşamın gücünün kahvaltıdan geçtiği seyirciye iletilir.

Hanachan no Misoshiru’da çorba içme ve yemek yemek kültürüne dair göstergeler de sunulur. Yemeğe başlanmadan “afiyet olsun” anlamında söylenen itadakimasu ve yine yemeğin lezzetini belirten oishii kelimesinin söylenme biçimi “insanın iştahını ve besinin lezzetini” vurgular. Ve son olarak da misoshiru ve ramen gibi yemeklerde kâseyi ağıza götürülerek çorba suyunun sesli şekilde içilmesi “yemeğin lezzetini, yapan kişiye olan saygıyı ve beğeniyi” belirtmesi açısından önemlidir.

Başrolünde Yemek olan Japon Filmleri

Farklı Kültürleri Birleştiren Pirinç Topları: Kamome Shokudō

Naoko Ogigami’nin 2006 yapımı Kamome Shokudō filmi, Helsinki’de yaşayan ve Japon usulü yemekler yapan Sachie’nin var olma mücadelesini anlatmaktadır. Başka kültürün ortasında arkadaşları Midori ve Masako ile sırt sırta vererek restoranlarına ön yargılı yaklaşan Finli müşterileri dükkâna çekmenin yolunu ararlar. Ve bu süreçte onigiri ve sake Sachie’nin yardımına yetişir.  Onigirinin yapım sürecini ve yenme biçimini film boyuncu izleyiciye gösteren yönetmen ayrıca sakenin sıcak sohbetlerin ve yakınlaşmanın bir aracı olduğunu filmde gösterir. Bunlara ek olarak Japon mutfağında besinlere olan saygıyı belirtir biçimde besinler nazikçe doğranır ve fazla pişirilmez. Film boyunca Japon yemek kültüründeki sadelik ve minimalizmin öğeleri yansıtılır.

Filmin önemli öğelerinden olan onigiri, “pirinci saran norinin varlığı gibi filmdeki farklı kültürden insanların bir araya getiren” bir öğedir. Kamome Shokudō filminde “yemek, birleştirici kültürdür” mesajı verilir. Diğer Japon filmlerinde olduğu gibi birliktelik ve yakın bağlara vurgu yemek kültürü ile verilir.

Başrolünde Yemek olan Japon Filmleri

Diğer Japon Yemek Filmleri ve Kültürel Tanıtıma Katkılar

Japon yemeklerini uluslararası platformda tanıtan diğer filmlerden bazıları ise şunlardır: Udon, Sushi no Jirō no yume, Nankyoku ryôrinin ve Râmen yori taisetsuna mono.

Antartika’da geçen Nankyoku ryôrinin filminde zensailer (mezeler), sashimi, yakimono, mishimono, aemono, sunomono gibi yiyecekler ile farklı topraklarda karakter kendini Japonya’da hisseder. Filmde yemekler karakterlere aidiyet duygusunu yükler ve kendilerini Japonya’da hissetmelerini sağlar.

Katsuyuki Motohiro, Udon filminde buğday unundan yapılan erişte çorbası udon izleyiciye tanıtırken David Gelb’in Sushi no Jirō no yume belgesel filminde de sushinin bir ustanın elinde nasıl yüceldiği seyirciye sunar. Takashi Innami’nin Râmen yori taisetsuna mono belgesel filminde ise yıllarını en iyi rameni yapmaya adamış bir adamın başarı hikâyesini anlatır.

Dünya genelinde sushi, ramen, yakitori, misoshiru gibi lezzetlerle adından söz ettiren Japon mutfağı, bugün birçok ülkede yer bulmuştur. Yüzyıllar boyunca birçok kültürü bünyesinde sentezleyerek yerelleştirmeyi başaran Japon kültüründe yemekler de benzer süreçten geçmiştir. Batı’dan, Hindistan’dan ve Çin’den gelen ince dokunuşlarla zenginleşen Japon mutfağı 2013 yılında UNESCO tarafından kültürel miras statüsü ile ödüllendirilmesiyle dünya çapında önem kazanmıştır.

Kültür mirasının önemli öğelerinden olan yemekler aileyi, yakınları bir araya getiren merkezi unsur olmuştur. Ve bu düşünce ile Japon yemek kültürünü dünya çapında duyurmak için birçok filmde yemek kültürü ön plana çıkmaya başlamıştır.

Yasujirō Ozu’nun Tōkyō Monogatari (1953) filminde birbirinden kopuk aile fertlerinin annelerinin cenazesi sonrası yemek masasında sake içerek gülerek sohbet etmeleri ve Sanma no aji (1962) filminde de ailenin fertlerinin yemek yerken keyifli vakit geçirdikleri resmedilmiştir.

2000’li yıllarda, tüm dünya genelinde ilgi görmeye başlayan Japon mutfağı televizyon programlarında, yarışmalarda, dizilerde, çizgi filmlerde, mangalarda, dergilerde ve filmlerde temsil edilmiştir. Ve böylelikle çılgın bir yemek kültürü modası başlamıştır.

Hayao Miyazaki birçok anime filminde Japon yemeklerini tanıtmış ve izleyicinin bu uzak lezzetlere olan iştahı kabartılmıştır. Yapımcılar ve yönetmenler bunlarla kalmayarak yemek filmlerine özgü bir tür yaratmıştır. Japanese Film Festivali’nin 2015 seçkisinde yemek kategorisi oluşturulmuştur. Ve bu bölümde Shinya shokudô (2014) ve Ritoru Foresuto Fuyu Hen& Haru Hen filmlerine yer verilmiştir. Ayrıca 24 Ekim 2016’da New York’ta The Food Film Festivali’nde gösterim öncesi Japon yemekleri tanıtılmış ve Japon yemekleri ile ilgili filmlere yer verilmiştir.

Kültürel tanıtım açısından Japon filmlerinin önemli rol üstlendiği Japonya’da günümüzde diziler, filmler, animeler ve mangalar yemek kültürü için önemli vitrin görevi üstlenmektedir. Öyle ki bu tanıtımın meyvelerini birçok ülkedeki Japon restoranlarının varlığı kanıtlar niteliktedir. “Yemeğin birleştirici gücü bugün ve yarın yine Japonya topraklarından başka kültürlerle” buluşacağını düşünerek yeni filmler izlemeye devam edeceğiz.  Itadakimasu!

CEVAP VER

Yorumunuzu giriniz
Adınızı buraya giriniz