Yekpare Geniş Bir An I The Taste of Tea

The Taste of Tea 4

Çayın Tadı gibi sakin, yenilikçi ve olgun bir filmi seyretmek için önce biraz sabırlı olmalısınız. Fakat bu sabrınızın filmin sonunda ödülsüz kalmayacağına inanabilirsiniz. Yönetmen Katsuhito Ishii’nin sürreal tonlarda çizdiği kübist aile portresi birbirinden eksantrik karakterleri bünyesinde barındırıyor. Tochigi Prefecture kırsalında sakin mi sakin bir hayat süren Haruno ailesinde herkesin kendine has gariplikleri vardır. 6 kişilik bu ailede gündelik ev işlerini yapmanın yanı sıra animasyon sanatçısı olmak isteyen bir anne, ailesi de dahil insanları hipnoza sokan klinik hipnozcu bir baba, kendisinin dev görüntüsü tarafından sürekli takip edilen kız çocuğu, aşık olduğa kıza açılamayan ve uğrunda kilometrelerce bisiklet süren ergen genç, absürd hikayaler anlatan tonmayster amca ve akort çatalı ile sık sık ses tellerini kontrol edip dans eden, torununa şirinlikler yapan emekli dede. Film boyunca bu sıradışı aile üyelerinin kendi amaçlarına ulaşma çabalarına şahit oluruz.

the taste of tea

Filmin adının, Japon ve Türk toplumlarında olduğu gibi, çayın insanların mütevazı zevklerini vurguladığını söylesek yanlış olmaz. Metropol yaşam koşullarından uzakta, kendi yatağında dingin akan bir aile hayatıdır gözümüzün önünden geçen. Fakat beklenildiğinin aksine bizi bir “taşra sıkıntısı” karşılamaz. Birbirinden renkli ve eğlenceli enstantanelere ve gerçeküstü hikayelere gülmeden edemeyiz. Bir yandan ailenin iki çocuğu üzerinden bir büyüme hikayesi anlatılır. Aşık olduğu kıza Go oyunu sayesinde yaklaşmaya çalışan Hajime ve kendisini takip eden dev görüntüsünden kurtulmaya çalışan ve bunun da tek yolunun bir barfiks demirinde ters takla atılarak yapılacağına inanan Sachiko. Öte yandan tuhaflıklarıyla çocuklardan hiç de geri kalmayan yetişkinler. Kakafonik gözüken ve her biri kendi mecrasında ilerleyen bu garip kişiler ve yaşantıları yine ilginç bir şekilde bir uyum ve bütünlüğe kavuşacaktır.

the taste of tea 2

Yönetmen birkaç metodu beraber kullanarak filmi oluşturmuşa benziyor. Gerçekçiliğin kullanımı (aile üyelerinin en ince ayrıntısına kadar alışkanlıklarının tasviri), gerçeküstücülüğün kullanımı ( dev görüntüler, absürt mizah anlayışı) ve animasyon ( annenin “Super Big” anime premiyeri). Topluca bütün bu yöntemler “gerçek” ve “hayaller” arasında aşkınsal bir bağ kuruyor gibidir. “Ah, Dağım” şarkısıyla ve pitoresk görüntüleriyle doğanın güzelliğine övgü içerirken bütün dinginliği, karmaşası, çeşitliliği, travması, bahtsızlıkları ile hayatın her veçhesini gözler önüne seriyor ve her şey şairin dediği gibi “yekpare geniş bir anın parçalanmaz akışı”nda ilerliyor.
O zaman siz de kendinize bir çay demleyin ve filmi izlemeye başlayın.




  • serdar genç

    ilginç bir filme benziyor

Translate »