Yasunari Kawabata | Kyoto

“Mutluluk kısa, yalnızlık uzundur.”

Eserin başlığı bende garip bir his uyandırmıştı, bir şehir adı ile romanı bağdaştırmak zor bir iş. Kitabı okudukça Kiyoto ismi her sayfada romana daha çok yakıştı. Kyoto’yu karış karış gezdirirken Japonya’nın dini inanışlarını, milli ve dini bayramlarını örf, adet ve geleneklerini, sosyal siyasi yaşantısını Amerikan işgalinin etkilerini ve Avrupalı zihniyetin yerleşmesini romana ince bir işçilikle işlemiş Kawabata.  Değişimin toplum üzerindeki etkisini bir makale yazar gibi kanıtlarıyla yavaş yavaş okurun önüne sermiş.Bir Japon okur için dahi öğretici olan Kyoto, Japon yaşayışını baştan sona ele almış, Japon mutfağını detaylı tarifleriyle ele almış Japon yemeklerini merak eden okurlar için de vazgeçilmez bir kaynak oluşturmuş. İmparatorluk coğrafyasını, kiraz ağaçlarını, tapınakları, çayhaneleri, köyleri dağları ve şehirleri ayrıntılarıyla, tüm geçmişi ile ele alan yer yer bir gezi yazısı ve makale özelliği taşıyabilecek derinliğe erişmiş. Romanda geçen deyimler ve kelimelerin ayrıntılı anlatımının olduğu 50 eki ile Japon kültürünü tanımak isteyen okurlar için zengin bir kaynak sunmuş.

Eserde  işgalden sonra  değişen şehir hayatının sanayileşen Japonya’nın karşısında durmaya çalışan  günlük modaya direnen  bir babayı tanıyoruz. Dokuma  işinin incelikleri obi ve kimono yapımıyla ele alınırken Japonya’nın doğasını anlayışını duyarlılıklarını da özümsüyoruz. Japonya’yı sadece şehir hayatı ve birkaç mekanla sunmak yerine şehirlilerle sınıf farkının bulunduğu  dağ köylerinde yaşayan fakir halkın durumunu ele alarak romanın düğüm noktası haline getirmiş. Böylece sınıflar arası uçurum gelir adaletsizliği gerçekçilikle güçlü bir kurgu yakalanmış.Yeşilçam filmlerinin aksine sedir  ağacıyla geçinen ormancıların yaşamı şiirsel bir üslupla anlatılarak hüznü trajedi boyutuna çıkarmadan  tema sevgi ve fedakarlık ile taçlandırılmış.

Romandaki başkahramanımız Chieko’dan bahsedecek olursak terk edilmiş bir  kız çocuğudur ve terk edilmenin hüznünü, yalnızlığını ve bazen de utancını yaşamaktadır. Üvey anne babasının evlat edindiği kızlarından başka çocukları olmamıştır. Chieko’nun mutluluğu tek gayeleridir, onun için çalışmaktadırlar. Güzeller güzeli Chieko’ya aşık olan dokuma ustası Hideko’nun yanı sıra komşuları ve çocukluk arkadaşı erkek güzeli Şiniçi ve ağabeyi Riyusuke de Chieko’yu sevmektedir.  Mağaza sahibi olan Chieko’nun babası Takichiro Avrupa işi günlük ucuz malzemeler ve yeni desenlere, yeni renklere sahip ürünler dışında kendi tasarladığı Obi ve Kimonoları ile mutlu olmaya çalışmakta ama işleri günden güne zayıflamaktadır.  Kızını usta ve genç Hideko ile evlendirmek isterken Chieko’nun kayıp kız kardeşi ortaya çıkar. Anne babası  ve ailesi  hakkında gerçeği öğrenebilecek olan Chieko’nun  yaşamı tamamen farklılaşacak yeni kardeşiyle birlikte mutlu olmanın yollarını arayacaktır. Peki  başarabilecek  midir?

Karakterleri güçlü olan romanda anlatım şiirsel bir üsluba dönerken  betimlemeler doğanın diliyle yapılır. “Gion bahçesinde  kiraz çiçeklerinin altında doğmuş olmak, ‘Bambu Kesici’ masalındaki peri Kaguyahime’nin bir bambu kamışının içinde dünyaya gelmesi gibi bir şey değil miydi?” Chieko duyarlı, saygın, cesur ve iyi niyetlidir. Diğer insanların da böyle olmasını bekler:  Anne, “Kuzey dağı sedirlerine gitmesini niye böyle çok seviyorsun, Chieko?” diye sordu. “Sedirlerin hepsi dimdik ve güzel duruyorlar. İnsanların ruhu da dosdoğru olsa diye düşünüyorum.”  Chieko gençliğine güzelliğine enerjisine karşın yaşlı insanlar kadar derin düşünür, sakin kalır, kibar davranır.Babasının zevklerine hayallerine mutluluğuna ortak olmak ister. Baktığı her şey duygulandırır Chieko’yu inceliği farklı düşünmeye iter.  “Belki de Kyoto’da her şey böyle yapma, öyle değil mi? Dağları, ırmakları, hatta insanları.”

“Öyle mi dersin?” Baba başını eğdi. “ İnsanları da. Ama acaba insanlar böyle mi?”

Chieko’nun anne babası onu tutkuyla sevmektedir: “Biliyorum. Bu yüzden ağır basıyor suçumuz…  babayla ben, ikimiz de cehenneme gideceğimizi biliyoruz. Peki, cehennem nedir? Sevgili kızımız olmazsa, burası zaten bizim için cehennem demektir.”  Böyle iyi insanlar gerçekten büyük bir suç işlemiş midir? Chieko sevilmesine rağmen terk edilişinin acısını derinden duyar, toplum içindeki utancı büyüktür, ailesini kaybetmekten korkar ve Shinichi’ye şöyle seslenir: “Bırak beni… terk edilmiş bir çocuğa el sürülmez.”

Japonların doğa sevgisi yaşamlarına işlemiştir, zamanlarını kahramanlarımız doğada geçirmek üzerine planlar. Chieko bir an ara verdi. “Hayan tapınağında kiraz çiçeklerini seyrettikten sonra Şuzan dağının kiraz çiçeklerini görmek gerekirdi.Orta yaşlı kiraz ağaçları vardı…Şu sırada çiçeklenmesi olup bitmiştir, ama biliyor musun en çok Kuzey dağının sedir ağaçlarını görmek isterdim. Takao’dan da pek uzak değil.Onların böyle dimdik ve güzelce uzanışlarını her görüşümde, kendimi yeniden doğmuş gibi hissederim. Sedir ağaçlarına kadar gel birlikte.Kuzey dağının sedirleri benim için akçaağaçtan çok daha önemli.” Eserde Japon mutfağı da detaylarıyla anlatılmıştır: “Yılan balığı doldurulmuş Yavata yumakları, kurutulmuş fasulye ezmeli teke sakalı otlarına sarılmıştır. Botan peltesi ile sebzeli fasulye ezmesi tavasına benzer, yalnız üstünde Gingo cevizinden garnitürü vardır.”ChiekoUchi’den almış olduğu çayı demlerken “Anne!” dedi, “Bu yıl Uci’ye gidip çay devşirilmesini seyretmeyi unuttum.”  İnançları törenleri geçitleri şenlikleri tüm ayrıntılarıyla anlatılmıştır: “Eski inançta Japon tanrılarıyla Buda varlıkları birbirlerine karışmış olduklarından, şenlik  beyinin  sağ ve sol yanından gidenler Buda ve Şinto dinlerini temsil etmektedirler. Şenlik beyi bir tanrıyla evlendirilir, bu suretle onun rütbesinin  tanrılar katına yüceldiği belirtilmek istenir. Mizuki Shinichi çocukken şenlik beyi seçildiğinde, ‘Ne acayip iş?’ demişti ‘ ben erkek değil miyim?’ ” Japon tarihi geçmişten romanın yazıldığı döneme uzanıyor: “Bitkiler bahçesinde Amerikan işgal ordusun barınaklar kurmuş ve Japonların içeri girmesi yasak edilmişti. İşgal sona erince her şey yine eski görüntüsüne kavuştu… dokuma tezgahları vızlarken bazı kez kafur ağaçlarının hali ne olacak diye düşünmüştü. İşgal kuvvetleri ondan zevk almaz ki…”   Tapınaklarda gezersiniz:  “Chieko, Ah insanın benliğinde duyduğu biçimde münzevi saatler ancak Hayan tapınağındaki erguvan salkım kirazlarda vardır, diye düşündü ve adımlarını hızlandırdı.”

Japonların Türk yaşayışı ve geleneklerine benzer alışkanlıklarını da romanda görmekteyiz. Görücü usulünün yaygın olduğunu, aile içinde büyüklere saygı duyulduğunu görüyoruz. Tanrılarının etrafında 7 tavaf yapılması  ve ölülerinin ruhlarına duydukları saygı, mezar ziyaretleri ve oruç tutmak inanışlarında   benzerlik gösterirken,  kahramanların davranışlarındaki samimiyet bizdekine denktir.




Translate »