Yaşama Sanatı

Geçen sabah, bilmem hangi bıkkınlık ve yorgunlukla televizyonu karıştırırken denk geldim ona. Rengarenk kumaşlardan dikiş dikerek nasıl sevimli güzellikler yaratıyordu… Elleri o kadar ustaca, o kadar becerikliydi ki gözlerinin görmeyişini çok sonradan fark ettim.

Sakin sakin hanımefendinin el becerisine hayran olurken, yaşamıyla o dakikadan itibaren büyülendim…

Bu Japon Hanım’ın aynı zamanda konuşma sıkıntısı da vardı bu yüzden belgeselini çekmeye gelen Nhk çalışanlarıyla ele yazma sistemi ile anlaşıyorlardı. Yapımcılar, soru soracakları zaman kadının eline parmakla harfleri yazıyor ve o da saniye hızıyla kavrayıp el verdiğince kendini ifade ediyor bazı noktalarda ise eşi devreye giriyordu. Kelimeler istediği kadar yamuk yumuk, karışık, anlaşılmaz gibi çıksın eş de hepsi hizaya giriyor ve anlamlarına kavuşuyorlardı. Japon Hanım, en iyi şekilde kendini ifade ediyor ardından eşi anında sevdiği kadının ne demek istediğini pürüzsüz bir şekilde kanaldakilere iletiyordu. Bu eş kelimesi üzerinde düşündüğüm ve ait olduğu anlama ulaştığını gördüğüm ilk andı.

Çiftin günlük hayatları, yaşamları, sorular, cevaplar derken dışarıda bir bölüme geldi sıra. Eşi, kadının avucuna yuvarlak taneli küçük kırmızı bir şey bıraktı. Ben bu meyvemsi şeyin ne olduğuna kafa yorarken, Japon Hanım’ın ilk sorusu “bu ne renk”ti. Ne renk… Daha önce bir şeylerin rengine hiç kafa yormuş muydum acaba? Gözümüze, elimize dokunan her renge biz nasıl bakıyoruz acaba? Biz hangi rengi görüyor ve yaşıyoruz hayatımızda?

Ardından sıra yemeğe geldi bu defa eşi yoktu bu hanımın yanında. Eller öylesine yetenekli öylesine becerikli ki, malzemeler hızlı ve ince bir şekilde doğranıyor, kap kacak ait oldukları yerden çok kolayca alınıp koyuluyor. Ordan pirinç ordan yeşillik ordan patlıcan, ordan soya sosu derken artık takip edemiyorum. Japon Hanım hala bir şeyler ekliyor bir şeyleri yerine koyuyor; hiçbir hata yok. Sanki gözlerinden ve konuşmasından eksik olan her şey fazlasıyla ellerine ve zekasına verilmiş gibi. Eşi bahçede işleri hallediyor, kadın da evin yemeğini yapmakla meşgul. Sadece evin yemeği mi? Dikiş, nakış, temizlik…

Ekrana girip haykırmak istedim; Nasıl dolu bir hayat bu? Anlatmaya çalıştığım şey görme engelli bir kadının azmi değil. Anlatmaya çalıştığım şey bir insanın yaşamına nasıl bu kadar anlam katıp onu bu denli güzelleştirebilmesi. Kendimi düşündüm. 20 yaşında üniversiteli bir kızın, belki de en güzel zamanlarında bu kadar yorgun olmasını. Sadece ben de değil, gözlerinizin biraz ötesindeki gençlerin çoğu. Ne eksik ya da ne fazla? ‘Yaşayabilmek’ için olmayan şey ne acaba? Düşünüyorum da hayatımda gözleri görmeyen, konuşma güçlüğü çeken Japon Hanım kadar yürekten bir gülümseme kondu mu hiç dudaklarıma? Cevap bulamıyorum…



20 Mart 1991 ‘de Yomra ‘da doğdu. 2010’da Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden Haziran 2014’de mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Sinema bölümünde Yüksek Lisans yapmıştır. Çalışmaları: Afrika ve Osmanlı Belgeseli projesinde yapımcı asistanlığı, Marmara Medya Merkezi Tasarım Birimi Öğrenci Koordinatörlüğü, İGİAD Gençlik Kurulu Koordinatörlüğü, Avrupa Rüyası Projesi sanat yönetmenliği yapmıştır.


Translate »