Yalnızlık Hapishanesi I Tony Takitani

tony-takitani

‘’Yalnızlık hapishane gibidir’’ öyle ki, kimisinin mahkûmiyeti ansızın biterken
kimisininki bir ömür sürer.

Haruki Murakami’nin aynı isimli kısa öyküsünden uyarlanan ve Jun Ichikawa tarafından filme alınan Tony Takitani’de, yönetmen savaş yılları sonrasında yabancılaşan bir toplumun izini sürmektedir. ‘’Tony Takitani’nin gerçek ismi gerçekte Tony Takitani’ydi’’ cümlesiyle başlayan film aslında savaş yılları sonrası Amerikan işgal kuvvetlerinin Japonya üzerindeki kültürel değişimin ilk dakikasından itibaren seyirciye sunmaktadır.

Savaş yıllarında ülkedeki milliyetçi görüş kapsamında solcu düşüncedeki insanların sürgün edilmesiyle Tony Takitani’nin caz sanatçısı babası da sürgün edilir ve daha sonra savaşta esir düşerek hapiste yatar. İdam sırasını beklerken savaşın bitimiyle özgürlüğüne işgalci kuvvetler sayesinde kazanan Shozaburo, Amerikan komutan Tony’nin adını oğluna verir. Batılı isminden ötürü Tony, diğer çocuklar tarafından dışarıda bırakılır, toplum tarafından önyargı ile karşılanır ve bu sebeple yalnız bir çocukluk geçirir.

tony-takitani-3

Bir ressam olarak son derece yetenekli olmasına rağmen çizimlerinde bir duygu eksikliği söz konusu sürekli kendisine söylenir. Bunun sebebini de aslında filmin başında kültürel olarak kopuk olma ve annesinin o daha bebekken vefat etmesiyle babasının onu bakıcıya baktırmasında yatmaktadır. O nedenle de Tony duygu eksikliği sebebiyle yetişkinliğinde teknik çizimler yaptığı bir alanda kariyer geliştirmeyi seçmiştir. İllüsratör olarak çalıştığı iş yerinde küçülmeye gitme sebebiyle işçi çıkarılması gerekiyordur, en yetenekli işçi olmasına rağmen adı sebebiyle işten çıkarılmıştır. Aslında hayatının her alanında savaş sonrası işgal kuvvetlerine olan kini kendi üzerinde hisseden Tony, işlerini evden özel olarak yürütmeye başlamıştır. Orta yaşlarına geldiğinde Tony, genç bir kadın olan Eiko Konuma, bir gün Tony’nin iş yerine geldiği sırada tanışırlar. Eiko, anısızın Tony’nin hayatındaki yalnızlığı ortadan kaldırmaya başlar ve onun her şeyi olur. Tony hayatında ilk kez dış dünya ile bir bağlantı kurabildiğini hisseder.

Savaş sonrası Japonya’sının insan profillerini izlediğimiz filmde, Eiko kendisini ‘’Biraz bencilimdir, şımartılmayı severim. Bu nedenle tüm paramı giysilere harcarım. Ben giysilerin içimde eksik olan şeyleri doldurduğunu hissediyorum’’ der. Aslında Eiko, savaş sonrası işgal kuvvetlerinin Japonya’ya bıraktığı tüketim çılgınlığı içindeki popüler kültürün canlı bir temsilcisidir. Öte yandan Tony ise, savaş ile birlikte kimlik bölünmesi yaşayarak bireyselleşen ve iyi yalnızlaşan ‘’yabancılaşan’’ Japon insanını temsil etmektedir. O da kendisini Eiko’ya tanıtırken ‘’Bende tüm paramı boya malzemelerine harcarım’’ demektedir. Çünkü hayatında tek yer eden unsur işidir o ana kadar. Evlendiklerinde mutlu birliktelik süren ikili, Eiko’nun korkunç derecedeki giysi alma tutkusuyla karşı karşıya kalırlar. Zamanla giysiler, Eiko’nun kişiliğini değiştirerek onu yabancılaştırır ve artık Tony’nin tanıyamayacağı bir duruma getirir. Öyle ki bir sahnede Tony, Eiko yerine onun giysilerini koklar ve ‘’giysilerini eşinin yerine koyar.’’ Bunun üzerine aldığı giysileri mağazaya geri teslim eden Eiko, dönüş yolunda kırmızı ışıkta dururken sürekli giysileri düşünürken takılı olan emniyet kemeriyle boğulduğunu hisseder ve ani bir geri dönüş yaparak giysileri geri almak için dönerken kaza yaparak ölür.  Eiko’nun ölmesiyle Tony yeniden tek balına kalır.

tony-takitani-2

Eşini hatırlamak amacıyla onun giysilerin giyecek bir çalışan almaya karar verir. İlan için gelen kız giysileri denerken oda da gözyaşına boğularak ‘’hayatımda hiç bu kadar güzel giysileri bir arada görmedim’’ der ve bunun üzerine Tony ona giysi vererek evine gönderir. İşçi almaktan vazgeçer ve giysileri ikinci el giysi alan bir mağazaya satar. Giysileri hayatından çıkardıktan sonra bir süre sonra babası vefat eder. Babasından miras kalan değerli plakları da antikacıya veren Tony, sonunda hayatında tamamen yalnız kalmıştır. Tam her şeyi unuttum derken bir iş yemeğinde Eiko’nun eski sevgilisinin ona eskiyi hatırlatması üzerine kendisini boş giysi odasında bulur ve hatırladığı tek şey ‘’oda da giysileri görerek ağlayan kızdır.’’ Babasının esir düştüğünde ölümü beklemesi gibi odada yalnız başına yatarak bunu düşünmeye başlamıştır.

Tüketim çağında yok olmaya yüz tutmuş insan ilişkilerin tek düzeliğini anlatan Tony Takitani, popüler kültür içindeki tüketim çılgınlığını seyircinin gözleri önüne sererken, günden güne insanı ilişkilere yabancılaşan Tony üzerinden insanın ”varlıksal yabancılaşmasına” ışık tutmakta. Murakami’nin dizlerini de karakterlerin dudaklarından duyabileceğiniz film, savaş sonrası Japonya’nın sosyolojik bir haritasını sizlere sunuyor. İyi seyiler.

*Bu yazı Japon Sinema E-Dergisinin 9. Sayısında yayınlanmıştır. Dergideki diğer yazıları okumak için tıklayınız.



20 Mart 1991 ‘de Yomra ‘da doğdu. 2010’da Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden Haziran 2014’de mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Sinema bölümünde Yüksek Lisans yapmıştır. Çalışmaları: Afrika ve Osmanlı Belgeseli projesinde yapımcı asistanlığı, Marmara Medya Merkezi Tasarım Birimi Öğrenci Koordinatörlüğü, İGİAD Gençlik Kurulu Koordinatörlüğü, Avrupa Rüyası Projesi sanat yönetmenliği yapmıştır.