Tüm Dünyaya Vuran Bir Sanat Dalgası I Katsushika Hokusai

Yazıya muhtemelen hepinizin en az bir kere görmüş olduğu bu resimle başlamak istiyorum. Sanat veya Japon kültürüyle alakalıysanız illa ki bir yerde karşınıza çıkmıştır; hatta belki adını sanını bilmediğiniz halde telefonlarınızda duvar kâğıdı olmuştur. Japon ressamları serisinde (en azından yakın zamanda seri olacak) akla gelen ilk isimlerden birini, Katsushika Hokusai’ı es geçmek olmaz diye düşündüm. Gelin Kanagawa açıklarındaki bu “Büyük Dalgayı” resmeden ressamın hayatına ve sanat dünyasına yön verişine bir göz atalım.

Katsushika Hokusai 1760 yılında günümüz Tokyo’su olan Edo’da doğdu. Oldukça üretken olan resim hayatına, genç yaşlarda dönemin ünlü bir ressamının yanında çırak olarak çalışarak başladı. Oldukça üretken diyorum çünkü hayatı boyunca 30.000’den fazla eser yaratmış, buna karşın kendini yetersiz olarak nitelendirmiştir.

Hokusai Edo döneminde yaşamış bir “ukiyo-e” ressamıydı. Ukiyo-e, ağaç baskı yöntemiyle yapılan (o dönem Japon resimleri bu teknikle yapılıyordu) ve güzel kadınlar, geishalar, kabuki tiyatrosu sanatçıları gibi konuların işlendiği resim sanatının ismidir.

200 yıl süren Edo döneminde oldukça rağbet gören bu eserler “Yüzen Dünya’nın resimleri” olarak adlandırılır. Böyle denilmesinin sebebi haz, sefa, dünyevi mutluluklar, ve nicelerini konu almasıdır. Tek limandan yaptığı ticaret dışında ülkeye giriş çıkışların tamamen yasaklandığı Edo döneminde izole bir hayat yaşayan halk, aynı zamanda refah ve bolluk içinde yaşıyordu. Seyahat ediyor, yiyip içiyor anı yaşıyorlardı, ‘yüzen dünya’da yaşıyorlardı.

En çok rağbet gören eserleriyse Kabuki sanatçılarını çizdiği afişlerdi. Hem ulaşılabilir hem de ucuz olan bu eserler hemen hemen her evin duvarlarını süslüyordu. Bunun dışında ise Hokusai’ın çalışma alanları çok genişti. Afişler, eskizler, çiçek resimleri, başucu kitabı resimleri, yetişkinler için shunga denilen erotik romanların resimlerine kadar bir çok eser resmetti.

Bunlardan en ünlüsü ‘Bir balıkçı karısının rüyası’ ya da orijinal adıyla Tako to ama (ahtapotlar ve inci dalgıcı kadın) isimli bu eseridir. Üç ciltlik Kinoe no Komatsu’da  yer almış bu eser ukino-e ve shunga’yı Japon sanatının popüler temalarıyla harmanlıyordu. Bu eser daha sonrasında ise dokunaç erotikası denilen ve günümüzde Japon sanatında – özellikle mangalarda-  hâlâ işlenmeye devam eden ahtopot-erotizm ikilisinin temeli oldu.

Eskiz çalışmaları ise o dönemde ressamlar için ders kitabı niteliğindeydi. Her alanda çizdiği bu resimlerle  50 yıl boyunca hayatını idame ettirdi. 70 yaşına geldiğinde ise binlerce eser üretmiş, haliyle de yorgun düşmüştü. Emekli olması gereken yaşta mirasyedi torununun tüm parasını kumarda kaybetmesiyle kendini beş parasız açıkta bulunca resim çizmeye devam etmesi gerektiğini anladı. Yukarıda resmini koyduğum Büyük Dalga bunlardan sadece biriydi.

Batıya tamamen kapalı olan bir dönemde bir tapınak ziyareti sonucu gördüğü ve Japon sanatına tamamen yabancı bir tarzda,  yağlı boya ile resmedilmiş sahil resmini görünce o da aynı sahili kendi tarzıyla çizmiş ve imzası haline gelmiş dalgaları yaratmaya başlamıştı. Yine dışarıya tamamen kapalı bir dönemde şaşırılacak bir şekilde batı sanatını öğrenmeye ve pratiğe dökmeye başlamış ve resimlerinde batılı tarzda perspektifi kullanmayı öğrenmiştir.

Gerek kıyıda, gerek açık denizde artık dalgalar resimleriyle bütün olmaya başlamıştı.  Gemileri alabora eden ve insanlara korku salan bu canavarlar Kanagawa açıklarındaki dev dalgayı çizmesine ve dünya sanatında bir çığır açmasına önayak olacaktı.

Bu eserleri o dönem yüzen dünya resimlerinin gölgesinde kalmışltır. Ekonomik durumu iyice kötüye gidince fikir arayışı içinde yayımcısıyla görüşür ve Fuji Dağı temalı bir resim serisi oluşturmakta karar kılarlar.

“Fuji Dağı’nın 36 görüntüsü” isimli 36 resimlik bu seri, farklı mevsimlerde değişik açılardan çizilmiş Fuji manzaralarından oluşur.

Bugün Japonya’da bir ukiyo-e müzesinde saklanan bu eserler popülerliğini korumaktadır. Seyahat etmenin bu kadar yaygın olduğu bir dönemde atılan bu fikir oldukça iyi bir ticari hamleydi. Özellikle Fuji Dağı’na kutsal bir anlam yükleyen Budist gezginlerin ilgisini çekiyordu.

Söylememe gerek yok, Büyük Dalga da bu serinin bir parçasıydı. Dikkatli bakarsanız o dalga gibi duran kıvrım aslında Fuji’nin karlı tepesidir.

Kariyerini noktalayabileceği bu eser onun için bir son olmamıştı. Dalgaların yuttuğu sayısız resim çizmeye devam etti. Kendini yetersiz olarak nitelendirdiğinden bahsetmiştim. 70’lerine geldiği halde hâlâ kendini böyle tanımlıyor ve şu sözleriyleifade ediyordu:

“6 yaşındayken her şeyi kopyalardım. 50 yaşıma gelince benim resimlerimi kopyalamaya başladılar. 70 yaşına kadar çizdiğim şeyler dikkate değer resimler değildi, 73’ümden sonra doğayı ve hatlarını anlamaya başladım. 80 yaşıma geldiğimde ilerleme kaydetmeyi, 90 yaşımda ise biçimleri kavrayabilmeyi umuyorum. Böylelikle 100 yaşımı tamamladığımda gerçek bir sanatçı olacağım.”

90’lı yaşlarına geldiğinde artık ölüm döşeğindeydi. O zamanlarda bile söylediği şey 10 yıl daha ömrü olsaydı gerçek bir sanatçı olarak öleceğiydi.

Ölümünün 4 sene sonrasında Japonya izole bir toplum olmaktan çıkmaya başlamıştı. Ticaret gemilerine açılan limanlar bu bilinmeyen ada ülkesinin nimetlerini gemilere yüklemeye başladılar. Ölüm döşeğindeyken popülaritesini yitirmeye başlayan Hokusai eserleri  tam da bu noktada tekrar hayat bulmaya başladı. Batılı tarz için tamamen yabancı olan ağaç baskısı ukiyo-e eserleri dış dünyayı ve izlenimci resamları oldukça etkilemiş gibiydi. Bu etki batılı tablolarda gerek arka plandaki küçük bir detay, gerekse ağaç baskısı yöntemiyle yapılmış bir resim olarak hayat buluyordu. Büyük Dalga ise Van Gogh ve Whistler başta olmak üzere birçok büyük ressamı etkilemiş, hatta tarzlarına yön vermişti. Dönem dönem popülerliğini yitirse de İkinci Dünya Savaşı sırasında Japonya’nın gücünü dev dalgalarla gösterircesine donanmanın bir simgesi olmuştu.

Fransız besteci Claude Debussy Kanagawa açıklarındaki bu dalgadan etkilenerek bir beste yazmış (la mer), modacılar kıyafetlerin kıyısına köşesine iliştirmiş, demem o ki tüm dünyayı sarmış, sular altında bırakmış bu dalgalar.

Fakir bir hayat sürmesine rağmen evinde çıkan yangından, sadece fırçalarıyla kaçan böyle de büyük bir sanatçı gelip geçmiş dünyadan…

Kaynaklar:  http://www.ukiyomokuhan.com/en/artists/hokusai-katsushika

http://www.dailymotion.com/video/x2m34jg

https://en.wikipedia.org/wiki/Hokusai

https://en.wikipedia.org/wiki/Ukiyo-e

Alıntı: http://andreas.com/hokusai/




Translate »