Tetsuo: Bir Başkalaşım Hikayesi

Karşımızda rahatsız edici, yer yer irkiltici ve düşündürücü bir korku filmi var: Tetsuo. Shinya Tsukamoto’nun yönetmenliğini yaptığı 1989 yapımı Japon siber-punk korku filmi Tetsuo: The Iron Man ve devam filmleri niteliğindeki Tetsuo II: Body Hammer (1992) ve Tetsuo: The Bullet Man (2009) yönetmene uluslararası tanınırlık kazandırmış ve filmi kültleştirmiştir. Tetsuo: The Iron Man filmi  bir dönüşüm/başkalaşım hikayesini konu alır. Film metal fetişi olan bir adamın bacağını kesip bir metal parçasını yerleştirmesi ve kesilen yerde kurtçuklar görmesi üzerine sokağa fırlayıp bir arabanın kendisine çarpması sahnesiyle açılır. Bir iş adamı olan arabanın sürücüsü ve kız arkadaşı çarptıkları adamı alıp bir çukura atarlar. Dönüşümün başlangıç noktası da bu olaydan sonra gerçekleşir.  Tsukamoto’nun Iron Man’inin bir gün traş olurken yanağında metal parçası bulmasıyla başlayan ve git gide dev bir metal yığınına dönüşeceği başkalaşımın temel sebebini biliyoruzdur: Kendisine arabayla çarpılıp bir çukura terk edilen ve önünde cinsel ilişkiye girdikleri adamın intikamıdır bu.

İnsanların et ve metal karışımı grotesk figürlere dönüştüğü Tetsu filminin 1980’lerin sonunda, Japon sinemasının tıkandığı ve yeni, özgün şeyler aradığı bir zamanda büyük bir boşluğu doldurduğunu iddia eden eleştirmenler var. Filmdeki kamera kullanımının Sogo Ishii’nin özellikle Kuruizaki Sanda Rodo (1980) ve Bakuretsu Toshi (1982) filmlerinden ilham aldığını; “stop-motion” (tek resimli hareket) tekniğinin Jan Svankmayer’in animasyonlarını çağrıştırdığını; kompozisyon ve ışıklandırmanın Kurosawa’nın Kumonosu-jo (1957), Kobayashi’nin Kaidan (1964) ve Shindo’nun Onibaba (1965) filmlerini yankıladığını öne süren olmuştur.

Canavar filmlerindeki mutasyon/başkalaşım teması bu filmde daha küçük ölçekli ve bireysel temelde karşımıza çıkmakta. Yönetmen Tsukamoto ile oldukça benzerlikler sergileyen bir başka yönetmen David Cronenberg’in ortak noktalarından biri de insan bedeninin dönüşümüne ve savunmasızlığına duydukları hayranlıktır. Bu dönüşümlerin cinsellik içerimleri olması da bir başka benzerliktir. Cronenberg’in Shivers, Rabid, The Brood, Videodrome gibi filmlerinde “cinsellik/seks” bedenin başkalaşması için bir çeşit katalizatördür. Benzer bir şekilde Tetsuo’da da insanların metal grotesk figürlere dönüşmesinin  cinsel bir temeli vardır.

Dev metal adamlara dönüşen suçlu adamla kurban/mağdur rolundeki adamın güçlerini birleştirip “Sen ve ben bütün dünyayı metale döndürmeye ne dersin?; Elbette” demelerinin altında yatan nedenler neler olabilir. Yönetmen bozulan ve yozlaşan bir şehir toplumu sahnesiyle açılış yapıp teknolojinin/makinenin/makineleşmenin hayatlarımızı gasp etmesini, insanla çevresinin organik bağının yok oluşunu Gregor Samsa’nın “tutukluluk yaşamı” gibi anlatmaya çalışıyor olabilir. Öte yandan yönetmenin teknofil veya teknofobik olmak arasında bir taraf tutmadığını ve bu iki uç arasında salındığını ve yorumu seyirciye bıraktığını ileri sürenler de olmuştur.

Tetsuo filmi ister Japon tarihindeki yükselen post-endüstriyel krizin bir parçası olarak yorumlansın  ister çağdaş toplumun (Japon veya Japon olmayan) yabancılaşması, akut kültürel anksiyeteleri, sosyo-politik sorunları şeklinde değerlendirilsin ya da sadomazoşist öğeler ihtiva eden hegemonik erkekliğin ve “posthuman”(insan ötesinin) gösteri alanı olarak bakılsın, şurası muhakak ki korku sineması tür olarak her zaman yerini koruyacak ve çağdaş Japon korku sineması da bu türün en yaratıcı, yenilikçi ve rahatsız edici örneklerini vermeye devam edecektir.