Suna no Onna:”Kumların Kadını”

Kobe Abe’nin romanından uyarlanan yönetmen Hiroshi Teshigahara’nın 1964 yapımı Woman in the Dunes filmi tuzağa düşen bir adamın hikayesini anlatıyor. Devasa bir kum çukurunda hemen her gün kum fırtınaların getirdiği kumları bitmek bilmeyen bir çabayla kürümek ile geçen bir yaşam. Filmin ana karakteri Jumpei Niki bu kum çukurunda tuzağa düşürülüp orda halihazırda bulunan bir kadınla (kadının adı verilmemiştir) yaşamaya başladığında kadına “yaşamak için mi kürüyorsun yoksa kürümek için mi yaşıyorsun?” diye soruyor. Bu sözlerle Niki kadının yaptığı işin anlamsızlığını, tuhaflığını ve Tokyo gibi bir şehirli için saçmalığını açık ediyor bir bakıma.

Niki’nin düştüğü tuzak ilk bakışta fiziksel. Niki bir kum çukurunun dibindedir. Kum kürümek için iş görecek, köyün kumlar altında kalmasını önleyecek ve çukurdaki kadına eşlik edecek biri olarak köylüler tarafından tuzağa düşürülmüştür. Ayrıca temizlenen kumların yasadışı ve gizli bir şekilde ucuza inşaat şirketlerine satıldığını da öğreniriz. Niki bir öğretmen ve böcekbilimcidir. Nadir bulunan böcekleri arayıp bulmak ve kitaplara geçmek için Tokyo’dan kalkıp bu ücra diyarlara gelmiştir. Onun böceklere yapmak istediğini yaşam O’na yapacaktır. Niki’nin ruhsal anlamda da tuzağa düşmüş biri olduğunu belirtmek gerek. Kendi isminin kitaplara geçmesini istemesi, filmde yönetmenin dahil etmediği ve bahsetmediği Niki’nin kız arkadaşı ile iktidarsızlığı yüzünden yürümeyen ilişkisi bize Niki’nin bir arayış, ilgi ve değer beklentisi içinde kıvrandığını gösteriyor.

Kum çukurunda tuzağa düşürülen ve bu çukurdan kurtulmak için her türlü yolu deneyen Niki’nin sonunda eline geçen fırsatı kullanmayıp çukurda kalmak istemesi üzerine şu sorular sorulabilir: Bu kum çukuru gerçekten kötü bir yer midir yoksa öyle mi gözükmektedir? Çukur hayatın bütününün bir parçası mıdır yoksa hayatın kendisi midir? Çukurlardan kurtulmak için tırmanmak mıdır yaptıklarımız yoksa hepimiz kendi çukurlarımızı mı derinleştiriryoruz git gide?

Karşımızda Tokyo şehrinden uzaklarda bir yerde çöllere sığınan bir Niki yok yalnızca, modern insanın kendisi var aslında. Onun yolculuğu bir yandan da bizim yolculuğumuz. Filmin sonunda Niki bir seçimde bulunuyor ve çukurda kalmayı seçiyor. Kendisinin faydalı ve gerekli olacağı daha hakiki ve anlamlı bir hayatı seçiyor belki de. Bu anlama ve sahiciliğe kavuşmasında kadın karakterin kum ile bütünleşmiş kimliği, kendini adamışlığı, haysiyeti ve cefakarlığı da büyük rol oynuyor. Kendi yaşam şeklini ve tek varlığı olan evini korumak için gösterdiği insanüstü çaba, Niki’nin yanında olmasından dolayı hissettiği tarif edilmez memnuniyet, ona karşı duyduğu dindirilemez arzusu ile kadın karakter seyircinin ilgisini çekiyor.

Bir bütün olarak Woman in the Dunes hem sahip olduğu düşünsel derinlik ve yoruma açık oluşuyla hem de görsel olarak ve oyunculuk bağlamında doyurucu ve ilgiyi hak eden bir seyir fırsatı sunuyor.




Translate »