Sayonara Bokutachi no Youchien

Yuji Sakamoto tarafından kalame alınan, yönetmenliğini Nobuo Mizuta’nın üstlendiği 2011 yapımı Sayonara Bokutachi no Youchien (Elveda Anaokulumuz) filmi, beş anaokulu öğrencisinin mezuniyetlerine çok kısa bir zaman kala rahatsızlığından dolayı aralarından ayrılan ve hastaneye yatan  bir arkadaşlarını son bir kez görmek amacıyla çıktıkları yolculuğu ve bu yolculukta başlarına gelen acı tatlı olayları konu almaktadır. Çocukların hem kendilerine hem de arkadaşlarının hayatlarına daha yakından bakmalarını sağlayan, onlara yeni bakış açıları kazandıran, toplum içindeki farklı yaşamları inceleme fırsatı sunan ve dostluklarını daha da pekiştirecek paylaşımlar yaratan bir yolculuktur bu.

Film, hayatın her alanında duyduğumuz, gördüğümüz ve hatta aramızdan bazılarının deneyimlediği çocuk ve yetişkin çatışmasını her sahnesinde yansıtmayı başarmıştır. Yazarın ve yönetmenin bu çalışma süresince kendilerine sürekli şu soruları sorduklarını duyar gibiyim. “Bir çocuk ne düşünür? Bir çocuk ne hisseder? Bir çocuk ne söyler? Bir çocuk nasıl tepki verir?”

“Yetişkinlere söylersek Gohho ortadan kaybolabilir.”

Okullarda arkadaşlığın değerini, birlikte çalışmanın önemini, yardımlaşmayı, birbirini sevmeyi ve saymayı, birlikte oyun oynamayı öğrenen bu çocuklar, bu öğretiyi, arkadaşlarının kötü gününde yanında olmak adına günlük yaşamlarına taşımak istediklerinde yetişkinlerin buna karşı çıkacaklarını bildikleri için bu yolculuğa izinsiz çıkmaya karar verirler. Beş arkadaşın çıktıkları bu yolda hem eğlenceli hem hüzünlü zamanları olur. Yer yer aralarında anlaşmazlıklar ve tartışmalar çıkar. Amaçlarını göz önünde tutarak, sorunlarını kısa sürede çözüme ulaştırır ve yolculuğa devam ederler. Bir çocuk gelişimcisi adayı olarak gözlemlediğim en güzel nokta burası. Sanırım insan büyüdükçe yüreği küçülüyor. Yüreği küçülen biri artık daha az düşünceli, daha az yardımsever, daha az saygılı, daha az sevgili… Yani her anlamda daha az oluyor. Tabiki çocuklar henüz o vurdumduymazlığa ermemiş.

“Ne kadar çok güldük.Ne kadar çok ağladık.Ne kadar çok nezle olduk.”

Yetişkinler  çocukların biriktirdikleri anıları, paylaşımları, yaşanmışlıkları bir çocuk gözüyle göremedikleri için ne kadar değerli olduklarını kavrayamazlar. Mezuniyet sonrası arkadaşlarını unutacaklarını ve hayatlarına devam edeceklerini düşünürler. Oysa ki beş ya da altı yaşında bir çocuğun ömrü boyunca yaşadığı en güzel zamanlar. Şarkılarda ve mezuniyet konuşmasında onlara öğretilen şey tam da bu aslında. “Bizler sonsuza kadar arkadaşız. Büyüdüğümüzde bile unutmayacağız.”

-Tek başına mı geldin?

-Hayır, Shun-kun, Mikoto-chan, Yui-chan ve Takumi-kun’la geldim.

Bu macera dolu yolculuktan çeşitli sebeblerle teker teker ayrılan arkadaşlardan sadece Kana-chan öğretmeni Mari sayesindeHiromu-kun’un yanına varır .  Mari Sensei çocukluğunu hatırlayarak onlarla empati kurmayı başarmış tek yetişkindir. Çocuklar birlikte mezuniyet provasını yaparlar. Polis arabasının o iç yakan sesi mezuniyet şarkılarını bölene kadar. Kaybettiği için çok üzüldüğü mavi pastel boya yerine yatağına mavi bir şeker bırakır. Karanlık geceler bir şeker kabuğuyla maviye döner. Çünkü Kana-chan düşünür ki: Eğer Hiromu-kun Gohho’ya giderse korkmaz.

İzleyenlerin derinden etkilenecekleri ve sadece akıllarında dram filmi olarak kalmayıp, bu filmle birlikte artık hayatlarındaki çocuklara daha farklı gözle bakabilecek, daha anlayışla yaklaşabilecek yetiyi kazanacaklarına inandığım başarılı bir yapımla tanışın.

Yazar: Seniha Katlav




Translate »