Rüyalar Aleminin Ustası; Satoshi Kon

Bir yönetmen düşünün ki Hollywood’a bile ilham kaynağı olmuş, rüyalar ve hayaller üzerine farklı söylemleri olan, karakterlerini en ilginç yollarla da olsa kendisiyle yüzleştirmekten korkmayan bir yapıda olsun. Evet geç bulup erken kaybettiğimiz bir yönetmen – mangaka olan Satoshi Kon’dan bahsediyorum.

12 Ekim 1963 doğumlu olan Satoshi Kon, 24 Ağustos 2010’da kanserden hayatını kaybetti. Ama arkasında kendisine “Animenin David Lynch’i” dedirtecek yapıtlar bıraktı. Rüyalar, hayaller ve bilinçaltı ile ilgili söylemleri öyle dikkat çekti ki Hollywood ne zaman böyle bir film yapmak istese onun işlerini referans aldı. Birazdan detaylarına değineceğim bu referanslar öyle sağlam referanslar ki, sensei bize sadece birkaç yapım bırakmış olsa da dönüş dönüp izlenecek nitelikte.

Young Magazine’de mangaka ve editör olarak başladığı kariyerinde dikkatleri ilk işi “Magnetic Rose” ile dikkatleri üzerine çekti. 1995 yılında Memories isimli kollektif bir filmde yer alan “Magnetic Rose” hikayesi Satoshi Kon’un gelecekte neler yapacağına bir işaretti diyebiliriz. Zira burada uzayda geçen hikayede geçmişe bağlılığın takıntı boyutunu görüyor, anıların ne kadar yıkıcı olabileceğini anlıyoruz. Yaklaşık 40 dakika olan bu yapım Memories filminin de en dikkat çeken işlerinden birisi oldu. Üç kısa hikayeden oluşan Memories’in içinde Katsuhiro Otomo gibi bir usta olmasına rağmen Satoshi Kon kendisini göstermeyi bildi.

Fakat asıl patlaması 1998 yılında yayınlanan Perfect Blue filmiyle oldu. Mima’nın şarkıcılık hayatından tv hayatına geçişini izlediğimiz ya da öyle sandığımız filmde öyle noktalar geliyor ki hayal ve gerçeği, tıpkı asıl karakterimiz gibi biz de karıştırıyoruz. Soğuk ve melankolik bir havası olan Perfect Blue dram korku ve psikolojik alt yapıda bir film. Karakter dizaynını ve yönetmenliğini yapan Satoshi Kon ise Perfect Blue’nun başarıya ulaşmasının en büyük nedenlerinden birisi… Zira Mima’ya ne olduğunu anlatmayıp anlatıyormuş gibi yapmak, aralara twistler yerleştirmek, bunları yaparken de izleyiciyi sıkmamak göründüğünden saha zahmetli bir iş olsa gerek. Mima’nın hikayesini anlatırken tv dünyasının iki yüzlülüğüne de değinen Perfect Blue’nun Hollywood yansıması ise Darren Aronofsky’nin “Requiem For A Dream”ı olmuş. Evet hikaye ve anlatım olarak benzerlik taşımıyorlar ama Perfect Blue’nun elankolik alt yapısı boğucu anlatımı Requiem For A Dream’in temel taşı olmuş.

Kariyerine 2001 yılında yayınladığı Sennen Joyuu (Millennium Actress) ile devam eden Satoshi Kon burada tamamen orijinal ve tamamen kendisine ait bir iş ile karşımıza çıkmış. Filmin yazar, yönetmen ve karakter tasarımcısı pozisyonlarında olan Kon, yine muhteşem bir dünya sunmuş izleyicisine. Perfect Blue’nin boğucu ve melankolik havasına zıt olarak Millennium Actress’de daha neşeli ve eğlenceli bir anlatımı olan Satoshi Kon burada da karakterini bir sahneden diğerine pervasızca geçirerek izleyicisinin algısıyla oynamış. Genç bir kı iken yolda tanıştığı bir adama aşık olan ve tüm hayatını onu arayarak geçiren Chiyoko’nun hikayesini izlediğimiz Millennium Actress’de bu sefer film setlerine gidiyoruz. Şans eseri keşfedilen Chiyoko bir yandan filmleri çekerken diğer yandan da sevdiği adamı aramaktadır. Hep bir geç kalmışlık içinde olan Chiyoko’nun hikayesini izlerken eminim siz de karmaşık duygulara girmekten kendinizi alıkoyamayacaksınız. Aşk ve sevgi gibi duygulara dokunan Millennium Actress’in aslında asıl anlatmak istediği zaman olgusu bence. Genç olmak, orta yaşda olmak ve yaşlı olmak gibi hayatın belirli dönemlerine göndermeler yapan filmin film stüdyoları için söyleyeceği birkaç kelamı da var elbet. Dram, tarih, macera ve fantastik türde olan yapım Satoshi Kon’un en romantik yapımı diyebilirim.

Daha sonra, 2003 yılında çektiği Tokyo Godfathers ise bu iki filmden biraz daha farklı olarak komedi öğesi de taşıyor. Satoshi Kon’un tıpkı Millennium Actress’de olduğu gibi burada da tamamen orijinal bir iş çıkardığını, filmin yazar, yönetmen ve karakter tasarımcısının kendisi olduğunu hemen belirteyim. Zira Tokyo Godfathers izlediğiniz en ilginç filmlerden birisi olmaya aday. Gerçi Satoshi Kon’un her filmi ayrı ilginçlikte ama bu biraz daha değişik diyeyim. İçindeki şans olgusu filmin komedi altyapısına çok uymuş. Evsiz olan Hana, Miyuki ve Gin isimli 3 kişinin yılbaşı arifesinde sokakta bir bebek bulmaları ile başlayan hikayede her an sürprizlere hazırlıklı olun. Çünkü her birinin evsiz olmasının farklı nedeni olan karakterlerimiz film boyunca bebeğin ailesini ararken kendi bilinmezliklerini de açığa vuracak, kendi aileleriyle de bir şekilde yüzleşecektir. Tesadüflerin, şasın ve kader olgusunun üzerine düşündüren film diğer Satoshi Kon filmleri arasından trajikomik de olsa içinizi ısıtacak hikayecikleriyle de ayrılıyor.

Fakat usta yönetmenin en farklı işi 2006 yılında yayınladığı Paprika olsa gerek. Çünkü hem Perfect Blue gibi karanlık bir yanını taşırken hem de Millennium Actress gibi zaman zaman romantik olabilmiş, diğer yandan bazen de Tokyo Godfathers gibi eğlenceli olmuş. Ama anlattığı hayal dünyası tüm filmlerinden farklı olarak izleyicinin algısını en çok zorlayan yapımı olmuş. Aniden değişen sahneleri takip etmek zor ama bu yöntem Satoshi Kon’un imzası gibi bir şey olduğu için alışmakta güçlük çekmiyorsunuz. Öte yandan hikayesel anlamda da en ilginç filmlerinden birisi de budur. Dr. Atsuko Chiba’nın yeni geliştirilen bir rüya makinesini yasal olarak izni olmasa da hastalar üzerinde denediği, başka insanların rüyalarına girip orada kişinin sorununu bulmaya çalıştığı bir hikaye izliyoruz. Fakat bu alet zaman içinde tehlikeli bir hale geliyor ve macera da işte tam burada başlıyor. Çünkü bir zaman sonra neresi gerçek neresi rüya karıştırıyorsunuz. Fakat Paprika sadece rüyalar üzerine bir güzelleme olarak kalmıyor, kişilik ve kendini kabullenmek ile ilgili beylik lafları var diyebilirim. Fantastik, gerilim, bilim kurgu ve psikolojik gibi alt türleri olan filmin yapımcısı, diğer tüm Satoshi Kon filmlerinin yapımcısı gibi MadHouse. Böyle bir filmi izledikten sonra Satoshi Kon’u erken kaybetmemize bir kez daha hayıflanıyorum. Hollywood’un merceğine takılan bir yapım olan Paprika, Christopher Nolan’ın çektiği İnception filminin de temelini dayandırdığı filmlerden bir tanesidir.

Filmlerinin yanı sıra 2004 yılında yönetmenliğini yaptığı bir de Paranoia Agent isimli 13 bölümlük bir anime serisi olan Satoshi Kon bu yapımda da varlığını belli etmiş. İzlemesi zor olmakla birlikte merak uyandırıcı da olan Paranoia Agent bir çok Satoshi Kon yapımı ile ortak özelliklere sahip. Psikolojik gizem ve gerilim alt türleri var ve en önemlisi izlerken çok fazla düşünüyorsunuz…

47. doğum gününden kısa bir süre sonra pankreas kanserinden hayatını kaybeden Satoshi Kon’u saygıyla anıyor ve böyle bir hayal dünyasını çok erken kaybettiğimiz için bir kez daha üzülüyorum. R.I.P. sensei.

*Bu yazı Japon Sineması E-dergisinin 14.sayısında yayınlanmıştır. Dergiyi okumak için tıklayınız.


bazen hayatımın kalanını sadece anime/dizi/film izleyerek geçirmek istediğim doğrudur.