Ruhun Yeşile, Nostaljiye Doysun Dedirten Anime: Omohide Poro Poro

Bir animede doğadan, doğayla uyumlu yaşayan karakterlerden ve destekleyici bir sevgiden bahsediyorsak ardındaki stüdyonun Ghibli olabileceği gelir hemen akla. Bu, durduk yere oluşan bir durum değildir elbet;stüdyonun kurucuları Miyazaki, Takahata, Suzuki ve Tokuma’nın hayat felsefelerinin kendi şirketlerinin de varoluş nedenine dönüşmesidir.

Birazdan bahsi geçecek Omohide Poro Poro,özellikle Miyazaki ve Takahata’nın hayata bakışını özetler nitelikte bir hikayeye ve hikaye akışına sahiptir. Arabaların yayalardan daha çok yer kapladığı şehirlerde, birkaç metrekare alana yuva kurmaya çabalayan insan ruhunun dört duvar arasına değil,doğaya ait olduğunu geçmişin gücünü yanına alarak anlatmaya çalışır. Diğer pek çok Ghibli filminden temel anlamda ayrılan özelliği “hayattan kesintiler” kategorisinden dolayı sahip olduğu gerçekliktir. Bu nedenle diğer Ghibli yapımlarında göremeyeceğiniz mimikler, sakin bir su gibi akan sahneler izleyeceksiniz.

1987 ve 1991 yıllarında yayımlanmış 3 cilt- 24 bölümlük aynı isimli (hikaye Hotaru Okamoto, sanat Yuuko Tone) okul ve hayattan kesintiler mangasından hikayesini alan Omohide Poro Poro; ‘60ların sonunda beşinci sınıfa giden ve ‘80lerin başında orta yaşa yaklaşan ve hala bekar olan şehirli bir kızın kırsala duyduğu özlemi anlatır. Yapımın hikayesi ‘60 ve ‘80 karmasından oluşurken yapımın kendisinin ‘91’de yayınlanmış olması üç açıdan da nostaljik bir eserle karşılaşmamıza neden olur.

Yakın zamanda kaybettiğimiz Isao Takahata anısına “şehirden kaçış- özü buluş” hikayesi Omohide Poro Poro’nun dingin güzelliklerinde huzur bulmaya hazır mısınız?

1- Bütün Sanat Doğanın Bir Taklididir

Romalı düşünür, devlet adamı ve oyun yazarı Lucius Annaeus Seneca’nın söylediği “Bütün sanat doğanın bir taklididir” lafı, bu animenin sanatını özetlemek için söylenmiştir adeta. Gözün gördüğü tarlalar, aspirler, pirinçler, yağmur taneleri, sabahın ilk ışıkları o kadar güzel taklit edilmiştir ki;bir çizime değil bir fotoğrafa bazı yerlerde de gerçeğin kendisine bakar gibi hissedersiniz.

Gerçekçi çizimlerin gerçekçi bir renklendirme disipliniyle buluşması animasyonların da gerçekçi bir temele oturmasına neden olmuş. Animasyonlar “hiç acelem yok, siz gönül rahatlığı ile ortamın tadını çıkarın;şu an kahramanın hissettiğini anlamanın ötesinde hissedin” tarzında akar ve bu sakin akış; hem geçmişe hem de kırsala ait bir zaman akışını ifade eder, bu sayede görüntülerin büyüleyiciliğiyle daha uzun süre baş başa kalırsınız.

Çizimler, renklendirme ve animasyon animenin başından sonuna size iki şey dedirtir: “Geçmişi özledim.”,“Ah o köyde ben de olsaydım.”

2- Dramı, Dramatize Etmeden Anlatan Hikaye

Anime dizileri ya da filmleri kafa dağıtmak, gerçeklikten uzaklaşmak, biraz da eğlenmek gibi amaçlarla izliyor olabilirsiniz ama bu filmin o şekil bir motivasyonu yok. Ghibli’nin fantastik evrenlerinden birinde değil, nefes aldığımız dünyada geçen bu anime film; insanların gündelik sıkıntılarını, geçmişle gelecek arasındaki dramı ve kaygıyı usulca anlatır.

Taeko’nun iş yerinden 10 günlük izin almak istemesiyle başlayan hikayede,patronu bu izni yurtdışında değerlendireceğini düşünürken Yamagata’ya gideceğini duyar vebu kez sevgilisinden ayrıldığını düşünmeye başlar.Taeko’nun verdiği cevap, animenin içinde entrikadan eser olmayacağının da habercisidir: Kır yaşamını seviyorum sadece.

Taeko, tren yolculuğuna çıktığı andan itibaren 10 yaşındaki haliyle birlikte yol alır. Özellikle o dönemin kendisine eşlik etmesini Taeko şöyle anlatır: “Belki de o günleri tırtıl döneminden geçtiğim için anımsıyorumdur…Belki de beşinci sınıftaki halim,hayatımı yeniden değerlendirmek için bana mesaj veriyordur.” Evet, Taeko yanılmıyordu; beşinci sınıftaki hali ona, onun için neyin değerli olduğunu bazen yaşadığı üzücü olaylar üzerinden göstermeye çalışıyordu. Geçmişte önemli olanın şimdiki zamanda nasıl şekillenebileceğini, istediğini istediği zaman yapması gerektiğini anlatıyordu. Ondan bekledikleri gibi değil, içinden geldiği gibi yaşamasını istiyordu.

Geçmiş ve şimdinin ayrılmaz şekilde anlatımında başvurulan teknik,hikayenin kendisi gibi son derece olgundu; bir düşüncenin, bir olayın tetiklediği geçmiş sanki şimdiki zamanda geçiyormuşçasına anlatılıyordu. Özellikle hasat için çalışan Naoko’nun annesinden Puma ayakkabı istediği ve gerekçe olarak da herkesin artık Puma giydiğini söylediği ve sadece dört isim sayabildiği sahnede Taekoda Barbie bebeğine elbise istiyordu. İki olayın aynı evde aynı anda gerçekleşiyorcasına anlatımı sinematografinin en güzel örneklerinden biridir. Yaşanan ne unutulacak kadar uzaktır, ne de yeniden tekrarlanacak kadar yakın.

Taeko’nun geçmişinde yaşadıkları hepimizin yüreğini burkar; çünkü bize çok tanıdık gelir. Sert ve dediğim dedik bir baba, geçinemediğimiz ve bizi sürekli küçümseyen bir kardeş, destek olmak istese de babanın gölgesinde kalan bir anne, matematiği diğerlerinden daha farklı algılayan bir beyin, oyunculuk yeteneği yüksek olan bir beden, tokadı yiyen bir yanak…Taeko’nun geçmişinde yaşadığı hayal kırıklıklarının, 27 yaşında karşımıza travma olarak çıkmaması ve aslında bu kırıklıkların iyi ki yaşanmış olması hikayenin gerçekçi anlatımından gelir. İnsanları ekran başında tutmak için ille de entrikaya, aşk üçgenine, büyük yeminlere, ağır travmalara ihtiyaç olmadığını sadece 1 saat 58 dakikada gösteren önemli bir yapımdır Omehide Poro Poro. Aşkın da, karar almanın da büyültülecek konular olmadığını leziz bir şekilde hikayeleştirir. Bundan dolayı izleyicisini yüreklendirir de.

3- Hayatın İçinden Karakterler: Ben, Sen, O, Biz

Taeko Okajima

Taeko, nesillerdir Tokyo’da yaşayan orta sınıf bir ailenin beşinci sınıfa giden on yaşındaki en küçük kızıdır. Tatil döneminde aile büyüklerinin yanına giden ya da tatile çıkan arkadaşlarına özenecek, büyükannesiyle Atami’deki kaplıcalara gittiğinde tüm hamamlara tek seferde girip bayılacak, beğenmese de ananası katır kutur yiyecek, aşık olduğunda bulutlarda uçup yatağına kuş hafifliğinde girecek, yeteneği birileri tarafından beğenildiğinde kendini hemen ünlü biri olarak hayal edecek kadar çocuktur.

Geçen 17 yıl, Taeko’yu tam da olması gerektiği kadına çevirmiştir; geçmişini kucaklayacak olgunluğa sahip köklerini doğada arayan bir kadına… Abekun’u anlayabilmesinde kendisine yardımcı olan sevdiceğinin yanında yine o küçük kız gibi telaşlı, heyecanlı hali de izlemesi güzel anlardan biriydi.

Bir diğer güzel an da, beyzbol maçından sonra Hirotakun’un onu sokakta yakalaması sonucu aralarında oluşan aşk dialoğuydu:

“Yağmurlu gün, bulutlu gün ya da güneşli gün hangisini seversin?”
“Yağmurlu gün.”
“Ben de!”

Hirotakun’un ben de demesiyle anlık görünen “sayı” atışı da çok yerinde bir gösterimdi.

Toshio

Çiftçi olmayı beyaz yakalı olmaya tercih eden ve bununla övünen Toshio, küçük Taeko’dan sonra animenin en güzel karakteriydi. Ona hayat veren seiyuu Toshirou Yanagiba’nın hakkını teslim etmek gerek, Toshio ancak onun sesiyle kırsalın en sevilen genç adamlarından biri olabilirdi.

Yaşı Taeko’dan küçük olsa da, Taeko’nun çıkmazlarında ona yol gösteren ve insanın doğaya sevgiyle bakması durumunda doğanın da insana sevgiyle bakacağına inanan yüce gönüllü, mütevazı bir adamdı. Taeko’yu minicik arabasıyla tren garından almaya gittiğinde Macar bir şarkı açması ve bu şarkının çiftçileri anlattığını, kendisinin de bir çiftçi olduğu için sevdiğini anlattığı sahnede suratında oluşan tebessüm benim de istemsizce gülmeme neden oldu. O andan sonra ne zaman Toshio gülse ben de güldüm, ne zaman Toshio “anladım” dese ben de anladım.

Yeni nesil animelerdeki gibi sadece gözden oluşan, insansı mimiklerden yoksun, konuşmaktan aciz karakterlerolmadığından ayrıca bir bağrına basası geliyor insanın bütün karakterleri. Karakterlerin yanakları, elmacık kemikleri yaşlıların kırışıklıkları bile vardı yahu.

Küçük Taeko’nun suratına yansıyan tüm duygularını o şahane çizimlerle izlemek aşırı eğlenceliydi.

4- Naftalin Kokan Müzikler

Anime filme naftalin kokan müzikler de eklenince nostalji damakta unutulmaz bir tat bırakıyor. Yaşanan her anı, olduğu ana aitmiş gibi gösteren ve duygularımızı en kestirme yoldan etkileyen müzik seçimleri de son derece başarılı.
Genel temayı kompozitör Katz Hoshi yapmışken kapanış teması olan Ai wa Hana, Kimi wa Sono Tane’yi halk müziği sanatçısı Harumi Miyako seslendirmiştir.

Filmin içindeki nostalji kokan diğer müziklere değinecek olursam; arabada dinledikleri Macar şarkı Sebestyén Márta & Muzsikás tarafından performe edilen ve geleneksel Macar halk şarkısından uyarlanan Teremtés. Güzel anlarda karşımıza çıkan diğer iki müzikten biriBaisho Chieko tarafından seslendirilen ve Sailor Moon’un Moonlight Densetsu şarkısına da ilham veren Sayonara wa dance no atoni, diğeri de Roman kompozitör Gheorghe Zamfir tarafından 1966’da Cântec de Nunta’dır.

Bakalım, film bittikten sonra soundtrackleri defalarca dinleyenler kimler olacak?

Omoide Poroporo’nun Konusu:  Taeko, 27 yaşında, hiç evlenmemiş, Tokyo’da yaşayan yalnız bir bayandır. Şehrin bunaltıcı yaşantısından bir süreliğine kaçmak ister ve tatil için Yamagata’ya, kız kardeşinin eşinin ailesinin yanına gitmeye karar verir. Yamagata’ya yolculuğu ve buradaki tatili esnasında kendisini oldukça huzurlu ve nostaljik bir hissiyatın içinde bulan Teako, çocukluk anılarına da yolculuk eder. 1966 yılının saf hatıraları ile 1982 senesinin gerçekleri arasında gidip gelen Taeko kariyerine ve özel hayatına ilişkin önemli kararların eşiğinde olduğunu fark eder.

Dünyayı kurtarmakla kafayı bozmuş doğaüstü güçlere sahip liseli öğrencilerden sıkıldıysanız şahane arka plan çizimleri, usul usul akan hikayesi ve önemli anların hakkını veren müzikleriyle Omohide Poro Poro’yu izlemeyi ve usta yönetmen Isao Takahata’nın ruhuna şükranlarınızı sunmayı lütfen ihmal etmeyin.

İyi ki hayatımıza güzel hikayelerinle dokundun Takahata-san.




Translate »