Romantik Live-Action Filmlerin Yönetmeni I Takehiko Shinjo

Hemen baştan belirteyim, genel olarak live-action filmlere ön yargılı bir insanım. Birkaç kötü live-action izledikten sonra pek sıcak bakmıyorum artık kendilerine. Temelinde ise belki prodüksiyonlara yeterince özenilmediğini düşündüğümden belki animeyi/mangayı yeterince iyi yansıtamadığından, belki de performansları yeterli bulmadığımdan, tam olarak neyden kaynaklanıyor bu “sevememe” durumum emin olamıyorum aslında ama live-action yapımlarına karşı bir ön yargım söz konusu. Fakat bu ayki sinema dosyamız için bu ön yargımı kırmaya karar verdim ve sizlere Takehiko Shinjo’dan bahsetmek istiyorum. Zira kendisi romantik live-action’ların yönetmenidir ve benim ise animelerde bile romantik-dram ve slice of life seriler en sevdiğim serilerdir.

Kabul ediyorum, live-action çekmek göründüğünden daha zor bir olay. Düşünün bir kere, ortada ya çok sevilmiş bir manga, ya anime, ya da her ikisi birlikte var. Ve siz de en az onlar kadar başarılı bir iş yapmalısınız. Takehiko Shinjo için bunu başardığını rahatlıkla söyleyebilirim. Zira filmlerindeki nokta atışları ile izleyicisini kendisine bağlamayı çok iyi başarıyor. Birazdan değineceğim filmlerinin hepsinin ortak paydası romantizm içermesi. Bazılarında biraz da komedi var iken, bazılarında daha çok dram olmuş. Ama Takehiko Shinjo kendine ait bir tarz oluşturmuş. O romantik live-action’ların yönetmeni ve filmlerinde kendisine ait imzalar var; karaktere daha fazla eğilmek ve karakterlerin hayatlarındaki mihenk taşı olaylara yoğunlaşmak gibi…

tada-kimi-wo-aishiteru

Mesela ilk filmlerinden olan Tada, Kimi wo Aishiteru (2006), dilimize Cennet Ormanı olarak çevrilmiş filminden örnek vermek istiyorum. Dram-romantik türünde olan filmin kaynağı Takuji Ichikawa’nın “Renai Shashin: Mo Hitotsu no Monogatari” isimli romanı aslında. Fakat bu romanın bir de romantik, okul, slice of life ve josei türlerinde mangası bulunuyor. Hikayesini her ne kadar çatlak kız-utangaç erkek gibi (anime ve mangalarda sıklıkla karşılaştığımız) bir klişeye bağlasa da, daha çok karakterlerin zıtlıklarına eğilen Takehiko Shinjo’nun başarılı yönetmenliği sayesinde hikayenin hem komedisi hem romantizmi hem de dramasını sonuna kadar hissediyor izleyici. Filmin başında karakterlerimizin kişiliklerine eğilen Takehiko Shinjo’nun sonuna doğru, hikayenin ikinci ayağı olan ve günümüzde geçen kısımlarda daha çok geniş açılar ve kareler ile anlatım yaptığını ve bazı şeyleri doğrudan söylemeyip imalarda bulunduğunu biraz dikkatli gözler hemen fark edecektir. Özellikle son 20 dakikasında ağlatamadığı izleyicisi var mıdır acaba diye de düşünmeden edemiyorum nedense… Çünkü hikayenin dramatikliği bir yana Takehiko Shinjo’nun yukarıda bahsettiğim imalı anlatımları insanın içine işliyor gerçekten. Asıl karakterimiz Makoto Segawara’nın neler hissettiğini azıcık empati yapan herkes eminim hissetmiştir. Bu arada Shizuru’yu canlandıran Aoi Miyazaki’yi anmadan geçemeyeceğim. Bakemono no Ko animesinde Ren’i, Ookami Kodomo no Ame to Yuki animesinde ise Hana’yı seslendiren Miyazaki’nin bunlar gibi başarılı seiyuu performanslarıyla birlikte Nana live-action filmindeki Nana Komatsu performansıyla da kendisinden söz ettirmişti. Tada, Kimi wo Aishiteru’nda da çok başarılı bir performans ortaya koymuş gerçekten.

boku-no-hatsukoi-wo-kimi-ni-sasagu

Buradan hemen bir diğer dramın dibi filmi olan Boku no Hatsukoi wo Kimi ni Sasagu (2009) ya da Türkçe ismiyle İlk Aşkımı Sana Veriyorum, filmine geçeyim. Bu film ise seyircisini ağlatmaya daha baştan başlıyor. Kotomi Aoki’nin aynı isimli mangasından uyarlanan film dramatik yönüyle dikkat çekiyor yani. Takehiko Shinjo ise bu filminde daha çok karakterlerimizin hayatlarındaki belirli dönemlere yoğunlaşmış. Çocukluğundan beri kalp hastası olan Takuma ile hastanede arkadaş oldukları Mayu’nun trajik diyebileceğim hikayesini anlatan Shinjo, karakterlerin çocukluklarına ve lise dönemlerine ele almış ve bu dönemlerin en önemli anlarını izleyiciye sunmuş. Öte yandan genel anlamda oldukça dramatik bir film olsa da, sonunda garip bir şekilde tebessüm ettirmiş Takehiko Shinjo. Yine de film bittikten sonra üzerinden tır geçmiş gibi olacak izleyici de çok olacaktır diye düşünüyorum. Zira hikaye yeterince dramatik iken yönetmen Shinjo farklı açıları ve vurucu sahneleriyle daha da dramatik bir boyuta gelmiş. Bu arada filmdeki en iyi performans ise Masaki Okada’dan gelmiş. Shinjo ile iki filmde (diğer filminden aşağıda bahsedeceğim) çalışan Masaki Okada’nın buradaki performansı ise 2010 Japon Akademi Ödüllerinde “yılın çaylağı” ödülünü almış.

paradaisu-kisu

2011 yılında çektiği Paradaisu Kisu ya da Türkçe ismiyle Cennetin Öpücüğü ise hem mangası hem de animesi olan bir film. Temeli Ai Yazawa’nın aynı isimli mangasına bağlı olan filmin kendisine özgü kısımları da var elbet. Hikayesine baktığınızda Ai Yazawa etkilerini (moda ve müzik) özellikle karakterlerde görebileceğiniz film için Takehiko Shinjo’nun en zayıf filmi diyebilirim. Belki animesini daha çok beğendiğim için belki de Ai Yazawa’nın anime ve mangasında anlatmak istediklerini filmde bulamadığım için tam olarak emin değilim ama Shinjo’nun burada tökezlediğini söyleyebilirim. Hikaye bir grup moda öğrencisiyle yolu kesişen Yukari’nin başlarda isteksiz ama sonra büyük bir istekle yaptığı modellik macerasını ve aslında hayatında ne yapmak istediğini anlatıyor diyebilirim. Fakat bu maceranın içinde aşk ve aile ilişkileri de var elbette. Ai Yazawa hikayesinde, daha önce Nana’da yaptığı gibi aşk-ev-iş üçgenine sıkışmış karakterleri moda ve müzik etrafında toplamış. Bunlar manga ve animede şatafatlı dünyalarına rağmen oldukça sade ve normal anlatılırken filmde bu normallik oturmamış sanki. Takehiko Shinjo’nun her filminde yaptığı karakterler üzerindeki etki ve değişikliklerini burada sevemedim bir türlü.

kiyoku-yawaku

Buradan hemen Kiyoku Yawaku (2013), Beyond the Memories’e geçelim. Takehiko Shinjo’nin son dönemdeki en dikkat çeken bu filminin temeli Kanna ve Roku’nun vicdan azabı içeren geçmişleri üzerine günümüzde şekillenen bir hikayeye sahip. Shinjo burada da karakterlerin hayatlarındaki belirli olaylara yoğunlaşmış ve sunduğu hikayesinde karakterler arası bağını güçlü tutmuş. Özellikle yüz odaklı çekimlerini oldukça fazla beğendiğimi hemen belirteyim. Gerçi burada oyuncu seçimlerindeki başarıyı da gözmezden gelemeyiz. Roku’yu canlandıran Masaki Okada ile yukarıda bahsettiğim Boku no Hatsukoi wo Kimi ni Sasagu filminde de çalışmış olan Shinjo, Kanna’yı canlandıran Masami Nagasawa ile uyumlarını izleyiciye oldukça başarılı bir şekilde yansıtmış. Karakterlerin ikili diyaloglarını ise ayrıca beğendiğimi belirteyim. Shinjo’nun diğer filmlerinden en büyük farkını da bu oluşturuyor herhalde, ikili diyaloglar çok iyi. üstelik yan karakterlerin çokluğu ve bu yan karakterlerin yeri ve zamanı geldiğinde en az ana karakterler kadar önemli roller üstlenmeleri de güzel bir ayrıntı olmuş film için. Romantizm öğeleri içeren filmin draması da oldukça dozunda olmuş. Filmin hikayesi de Ryo Ikuemi’nin 2004-2010 yılları arasında Cookie derdiğinde yayınlanan aynı isimli mangaya dayanıyor. Fakat manga aslında 10 act’tan oluşan aşk hikayelerinin kolajı niteliğinde. Film ise “Kanna’nın hikayesi” isimli son kısmı anlatıyor.

your-lie-in-april

Takehiko Shinjo filmlerinde her ne kadar lise ve sonrasını anlatsa da mutlaka karakterlerin çocukluğuna ya da bir şekilde geçmişine değiniyor. Çünkü karakterlerinin geçmişleri şimdiki hikayelerinde çok fazla önem taşıyor. Paradise Kiss dışındaki filmleri için bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Orada da geçmiş önemli fakat diğer filmlerinin yanında biraz daha geride kalıyor bu özelliği.Üstelik Shinjo’nun yeni projeleri de böyle. 2014’ün en sevilen animlerinden olan ve aynı isimli mangadan uyarlanan Shigatsu wa Kimi no Uso ya da ingilizce ismiyle Your Lie in April için de aynı özellikler geçerli. Çocuk yaşta annesini kaybeden Arima’nın müzik hayatı ve hevesi tam da bitmek üzereyken hayatına giren Koari’nin onu nasıl etkilediğini genellikle komik, çoğu zaman romantik bir şekilde izlemiştik animesinde. Ve duygu yüklü finalinden sonra ise bu serinin live-action yönetmeni kesinleşmiş gibi bir şey oldu. Seri tam olarak Shinjo’nun kalemiydi ve karakterlerin neler hissettiğini izleyiciye en iyi aktarabilecek ender isimlerden birisiydi. Film bu sene vizyona gireceği için daha izleme fırsatım olmadı fakat Takehiko Shinjo şimdiden yeni filmi için kollarını sıvamış bile. Bir aksilik olmazsa önümüzdeki yıl, yine romantizm, okul, slice of life ve shojo türlerindeki bir manga olan Hirunaka no Ryusei’den uyarlama bir filmi gelecek. Yani Takehiko Shinjo kendi tarzında emin adımlarla ilerliyor, eh bize de filmlerini izlemek düşüyor.

*Bu yazı Japon Sinema E-Dergisinin 9. Sayısında yayınlanmıştır. Dergideki diğer yazıları okumak için tıklayınız.



bazen hayatımın kalanını sadece anime/dizi/film izleyerek geçirmek istediğim doğrudur.