Renkli Kelime Adalarının Yaratıcısı, Cambaz ve Hilebaz Bir Hayal Ustası IHaruki Murakami

haruki-murakami-1

Geçtiğimiz temmuz ayında Doğan Kitap, Haruki Murakami’nin 1999 senesinde yazdığı “Sputnik Sevgilim” romanını, Japonca aslından Ali Volkan Erdemir çevirisiyle yayımladı. Önümüzdeki günlerde de Hüseyin Can Erkin çevirisiyle, Murakami’nin 2004 senesinde yayımlanan romanı “After Dark”ı da basacaklarının haberini verip, yazarın bütün eserlerini Türkçeye kazandırmaya kararlı olduklarını gösterdiler. Bu vesileyle son zamanların en tartışılan ve sevilen yazarlarından biri olan Haruki Murakami’ye yakından bakmaya karar verdim. Hem henüz onunla tanışmamışlar için, başlangıç yapmalarına adına motivasyon sağlamak istedim.

Romancıların bir fenomen haline gelmesi dünyada ve özellikle de ülkemizde çok sık gerçekleşen bir durum değildir. Popülerlik, genellikle edebiyat kolundan kan kaybetmiş, her okurun kitaplığına oturma derdinde, çözüme ulaşabilmiş edebiyatçılara nasip olur. İyi edebiyatta sahiplenme ve bağlılık ise, çoğunlukla yıllar, okurlar, ideolojiler ununu eleyip tasını astıktan sonra ortaya çıkar. Peki yaşadığı süreçte hem tüm dünyada popüler olan hem de iyi edebiyat kontejyanına en üst sıralardan girmeyi başaran Haruki Murakami’nin sırrı ne?

haruki-murakami-2

Altmış yedi yaşındaki yazar, Kyoto şehrinde klasik bir Japon ailesinde dünyaya gelmiş. Sanılacağının aksine gençliği boyunca ateşli bir edebiyat sever olmayan Murakami standart bir okur olarak çok eline kitap geçtiği zamanlarda okumuş. Genellikle Batı Edebiyatına ve müziğine hayranlık beslemiş, onlarla motive olmuş. Hatta üniversiteyi bitirdikten sonra karısıyla birlikte yedi yıl bir jazz clup işletmiş. Burada hem jazz müziğe hem de klasik batı müziğine olan ilgisini saplantıya dönüştürmüş. Bu saplantısını kitaplarında dinlemek çok mümkün. Bu dönemde gittiği bir spor müsabakasında, tribünden maçı izlerken aniden roman yazma isteğine kapılmış ve kalemi eline alıp yazmaya başlamış. Son zamanların en fenomen yazarlarından bir tanesi de (sözde bu kadar kolay) bu şekilde meydana çıkmış.

Murakami’yle tanışmışsanız onun ne denli sade ve kısa cümleler kurduğundan haberdarsınızdır. Anlatmak istediği her şeyi hepimizin kurabileceği basit cümlelerle yazıya dökmeyi tercih eder. Bu özelliğiyle de edebiyata öykünen herkesi kıskandırır. Detaycılık romancılık tarihinde ilk günden bugüne çok kez yazarların anlatım dili oldu. Efsane “Moby Dick” romanının yazarı Amerikalı Hermann Melville bunu en klinik yapanlardandır. Melville’in kitapları okuyucusunu, hakkında okuduğu şeyle ilgili uzmanlaştırmasıyla meşhurdur. Ya da naturalizmin babası sayılan Emile Zola’nın eserleri o kadar ayrıntılı ve açık vermez bir dille anlatılmıştır ki sizin hayal gücünüze şans vermez. Başka bir örnekte 21.yy. edebiyatının en büyük birkaç isminden biri olan Fransız yazar Marcel Proust’tur. Proust için tüm zamanların en detaycı anlatıcısı diyebiliriz. Hayata dair her duyguyu, her olayı, her zaafı, her olguyu tüm ayrıntılarıyla, bilincinizde yer alabilecek bütün somut ve soyut haliyle aktarır. İşte Murakami de şimdiler de detaycılık söz konusu olduğunda bu isimlerle anılmakta. Elbette Murakami kendinden önceki bütün ayrıntıcı yazarlardan başka bir yerde, kendi özgün kalıpları içindedir. Bazılarımız için bu denli ayrıntılı duygu tasvirleri ve durum anlatımları zaman kaybı olarak gelebilir ya da okuyucu okuma zevkini düşüren bir angaryanın içine girdiğini hissedebilir. Ancak edebiyat aslında kolay bir estetik aktarım sahası değildir ve dil bazı yazarlar için zincirlere vurulabilecek, basitleştirilebilecek bir şey değildir.

haruki-murakami-3

Dünya edebiyatının bu çekik gözlü dahisinin romanlarını klasik bir Japon edebiyatı okuru olarak elinize aldığınızda hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Kimono giymiş kadınlar, geyşalar, samuraylar, savaşçı bir gelenekten gelmiş baskın kültürün tekelinde ki onurlu erkek karakterler, egzotik bir atmosferin sahip olduğu küçük Japon kasabalarında geçen minimal öyküler falan yoktur onun kitaplarında. Birçokları tarafından Japon edebiyatının en büyük ismi olarak gösterilen Yukio Mişima gibi yazarları okuyarak, Murakami’ye şans vermişseniz tepki bile gösterebilirsiniz. Çünkü Murakami bugün de yaşar. Ülkesinin binlerce yıldır süre getirdiği kültürel zenginlikleriyle ilgilenmez. Amerikan jazz’ı dinler, beat kuşağı sever, pop kültürünün ortasından geçer. O kapitalizmi ve Amerikan emperyalizmini yaşamış bir Japonya’nın vatandaşıdır. Yeni durumun doğurduğu bir ayağı batıda bir ayağı Japonya’da sanatçısıdır.

Murakami edebiyatının olmazsa olmazlarından biride fantastik öğelerdir. Hiç beklemediğiniz anda en sıradan olayın içerisinde kendini gösterir. İlk başlarda absürt olarak algılama ihtimalinizin yüksek olduğu olaylar, bir süre sonra kanıksadığınız durumlara dönüşür. Eğer bir okuyucu olarak şaşkınlığını atar ve sürece ayak uydurursanız; akıl almaz durumların altında yatan ikinci gerçeklikle meşgul olmaya başlarsınız. Çünkü imgeler, simgeler, örtük anlatımlar, tamamen okuyucunun hayal dünyasına bırakılan sonlar Murakami eserlerinin merkezinde önemli göstergebilimsel kodlara dönüşür.

haruki-murakami-4

Bütün romanların ve hikayelerin sıırının yattığı bir başka nokta ise garip diyaloglar ve uzun monologlardır. Sanki Salinger ve Anna Kavan oturmuşlar, postmodern ve sürreal,  Dostoyevski diyalogları adaptasyonu yapmışlardır. Akıcılık, inanılmaz doğallık, amaca hizmet ederlik ama bir yanda da anlaşılmaz alt metinler, dile getirilmeyen sadece ima edilen metafiziksel göndermeler…

Peki Murakami tüm zenginliğiyle karşısında dikilen Japon kültürüne sırtını dönerken, modern dünyanın sıradan insanlarını baş kahramanı yaparken ne amaçlamaktadır? Sap sade bir dille yazılmış cıva yoğunluğunda öyküler kurarken bir sorumluluk bilinci mi taşır yoksa delidir ne yapsa yeridir ilkesinin arkasına mı saklanmıştır? Yazarın magnum opusları olarak gösterilen üç romanı “Zemberekkuşu’nun Güncesi”, “Kafka Sahilde” ve “1Q84” tüm bu soruların herkes tarafından öznel olarak cevaplanabilmesine olanak tanıyan, edebiyat gövde gösterisinin yapıldığı geleceğe kalır, emsalsiz eserlerdir.

haruki-murakami-6

Karşınızda trajikken komik olabilen, gerçekçiyken fantastik bir öykü anlatan, bilinçliyken şuursuzlaşan bir yazar var. Mantığınızla oynuyor. Murakami romanları kronolojik olarak olaylar arasında bağlantılar kurmaya, kavramlar arasında köprüler inşa etmeye olanak tanıyan romanlar yazıyor gibi duruyor ilk başta. Ancak tüm bu olay, durum, kavram, imge karmaşası içerisinde, daha önceden edindiğiniz okuma ve kavrama alışkanlığı bir süre sonra sizi yarı yolda bırakıyor. Çünkü birbiriyle bağlantılamak istediğiniz her şey bir süre sonra birbirinden en uzak köşelere savruluyor ve tek başlarına bağımsızlaşıyor. İşte yazarın en büyük sırrı bu noktada yatıyor. Postmodern edebiyatta bazı romancılar, okuyucularının zihinlerini de kendi düşünme yetileriyle paralelleştirme çabasında olurlar. Murakami de onlardan biri. Onunla çıktığınız yolda, romanları devirirken ulaştığınız nokta da kendinize biraz da Murakami eklemiş oluyorsunuz. Eğer başarılı olursanız sihirli bir beynin işleyişine daha yakından bakabiliyorsunuz. Edebiyatın en büyük kelime ressamlarından biri olan James Joyce’u kavramak nasıl insan üstü bir çabanın ve fanatikliğin ürünüyse, Murakami’nin imge çorbası da öyle bir şey. Zor, haddinden fazla zaman istiyor belki ama sonucunda hissettirdiği paha biçilmez zevkle insanı başkalaştırıyor.

Türkçede yayımlanan Haruki Murakami kitaplar:

İmkansızın Şarkısı / Zemberekkuşu’nun Güncesi / Sınırın Güneyinde, Güneşin Batışında / Yaban Koyunun İzinde / Sahilde Kafka / Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu /

 1Q84 / Koşmasaydım Yazamazdım / Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Haç Yılları / Uyku /

Kadınsız Erkekler / Sputnik Sevgilim

Not: Yazarın “After Dark” isimli romanı şuan Hüseyin Can Erkin tarafından çevrilmekte. Bunun dışında çevirisi bekleyen iki roman kalıyor: “Dance, Dance, Dance” ve “Pinball,1973”.




Translate »