Post Modern Hayatlara Post Modern Finansal Ürünler: Japonya’da Taciz Sigortası

Yolu bir kere Japonya’ya düşen birinin bir daha Japon kültüründen uzak kalabilme şansı azdır: Yakaladığı herkesi bırakmamacasına saran post modern bir kültürden söz ediyorum. İster nevi şahsına münhasır yaşam biçiminin getirdiği aşırı özgün gündelik hayattan bakın, isterseniz emsalsiz sosyal parametrelerin insanı şaşkına çeviren çelişki dolu yansımalarına bakın; bir kere Japon kültürünün bir ucundan yakaladı iseniz, kendinizi sürekli sizi içine çeken bir girdabın içinde bulursunuz.

Ne zaman boş bir zaman bulsam, hemen Asya hakkında bildiklerimi güncellemek için aşina olduğum belli başlı internet sitelerine de bakmaya çalışırım. Bunların büyük kısmı Çin ve Japonya ile ilgili olanlardır. Çin, kırk yıldır süren ve belki de dört yüz yıl daha sürecek olan sonu gelmez dönüşüm ve değişim süreci ile beni mutlaka şaşırtacak bir haberle birkaç gün oyalanmamı sağlar. Bunu anlıyorum çünkü gerek nüfus büyüklüğü ve gerekse de siyasi ve iktisadi model tercihleri ile yeterince karmaşık bir ülke ve her zaman yeni bir sürpriz gelişme ile karşılaşmayı olağan kabul etmek gerekir.

Japonya’ dan bu kadar ilginç ve mutlaka anlamak için haftalarca düşünmeyi gerektirecek haberlerin neredeyse Çin kadar yoğun ortaya çıkması ise düpedüz anomalidir. Neden mi? Çünkü gelişmiş ülke demek, kurumsallaşmış toplum demek. Bu sayede değişim ve dönüşümün sınırlı olmasını beklediğiniz ülke demek! Oysa Japonya öyle mi? Asla değil! Her an bir şeyler sizi zorlayacaktır dinamizmini yakalayabilmek için. Bazen nasıl bu kadargelişmiş bir ülkede her gün neredeyse yüz kişi intihar ediyor olabilir ki diye şaşkınlık yaşarsınız. Bunu anlarsınız, bu sefer karşınıza sadece vitrinlerde görmeye alıştığımız “mankenler” ile balığa çıkan Japon karşınıza çıkar “bu benim en iyi arkadaşım” diye dört elle sarılarak üstelik. Açıklamaya bir de ikna olursunuz ki, sonradan yahu ben buna nasıl ikna oldum ki diye kendi kendinize bir kez daha şaşırırsınız.

Trenler başta olmak üzere sosyal hayatın her alanındaki taciz vakalarının sigorta poliçelerine bu yıl beklenmedik bir talep artışı olduğunu okuduğumda yine tipik bir post-modern Japon davranışına denk geldiğimi düşünmüştüm. Bunda şaşılacak bir durum yoktu değil mi? İnsan, ister Japon olsun ister Türk veya İzlandalı; her yer de insandı. Kalabalık ortamlarda mutlaka taciz diye bir sorun vardı. Geçenlerde bazen medeniyet ötesi toplum diye tanımlanan İskandinav ülkelerinden birinde aşırı taciz vakaları yüzünden müzik festivali bile iptal edildi. Taciz bir risk ise ve sigortacılık riski yönetmek için bedel ödeyerek hizmet satın almanıza yarıyor ise ve tüm dünyada taciz riski var ise neden örneğin Londra’ da yeşermeyen bu ürün bir anda Tokyolulardan yoğun talep görmeye başlar ki?Bu kadar da garip insanlar bu Japonlar deyip geçmek mi gerekir?

Değil aslında. Şöyle ki, konu sadece birkaç sapkın Japon erkeğinin nefsini kontrol edememesi değil. Taciz vakalarının tehlikelerinin farkında olan bazı kadınların da aslında bundan çıkar sağlamak için “taciz uydurmak” gibi tavırları olabileceğini ve kadın ile erkek arasındaki taciz meselesinde sorunun bir bakıma göründüğünden karmaşık olduğunu mahkeme kararı ile öğrendik. Şaka yapmıyorum. Japon bir profesör taciz ile suçlanınca işin peşini bırakmayıp, hakkını sonuna kadar aradı ve suçsuz olduğunu kanıtladı.

Ama konumuz bu değil: Japon çalışan için taciz meselesi, bu karmaşanın ortasında göründüğünden daha kötü sonuçları olan bir sorun.O yüzden sigorta şirketleri bu üründen kesinlikle çok yüksek miktarlarda para kazanacaklardır. Talep, kademeli bir şekilde artacaktır. Taciz sigortası, bir bakıma Japon sigortacılık sektörünün asli ürünlerinden birisi olacaktır. Bizim “zorunlu” trafik sigortamız gibi zamanla zorunlu hale gelmesini beklediğimi iddia edersem de lütfen bana gülmeyin, gelin önce bir derdimi anlatayım; gülecekseniz de sonra gülün!

Bir kere taciz gibi insanlık dışı bir suç için değil sadece, bireye karşı toplum içinde ve dışında işlenen suçlar için hiçbir Japon’un “ikinci bir şansı yoktur”. Yok sarhoştum, yok elim kaydı, yok ani fren olunca şey oldu, yok arkadan ittiler, yok ama kadın da biraz açık giyinmişti gibi hiçbir mazeret kabul edilmesi mümkün değildir. Her suçta olduğu gibi taciz suçunda da, bir kere suçu işlediği kesin olan bir Japon’un başına gelecek ilk iş “derhal işinden atılmasıdır”. Bakın, yaşanmış hikayeler var: Metro istasyonunda tacizle suçlandınız. Saatler sonra kendinizi bir şekilde savundunuz ve işyerinize gittiniz. İş yeri giriş kartınız çalışmazsa şaşırmayın. Yok canım, o kadar hızlı mı demeyin. Evet, o kadar hızlı. Bir anda kendinizi kapının önünde bulursunuz. Ama nasıl bu kadar hızlı duyulur da demeyin. Şikayetler bireysel mi sanıyorsunuz? Bilmem ne şirketinde bilmem ne göreviniz var ise siz artık o şirketi temsil edersiniz her haliniz ve duruşunuz ile. Ve herkes bunu bilir. Sen de bunun farkındasındır, polis de farkındadır. Bu temsil süresince yani çalıştığın sürece ise taciz ve benzeri suçların affı yoktur. Affı yoksa nesi mi vardır? Nesi olacak, ömür boyu tehlikeli, zor ve pis işler dediğimiz iş grupları dışında iş bulamamak riski vardır. Yok canım, o kadar da olmaz demeyin. Kesinlikle o kadardır. Ve zaten Japonların topluma karşı işlenmiş suçlarda kesinlikle ikinci şanslarının olmadığı gerçeği tam olarak anlaşılamazsa, post modern toplum yansımaları diyebileceğimiz daha pek çok karmaşa asla anlaşılamaz. Bir kere utanç grubuna giren suçlardan biri ile sosyal siciliniz bozulursa, bir daha düzeltme şansı bulunmamaktadır. Sosyal sicil mi ne? Uzun hikaye, girersek çıkamayız!

Bu arada genel olarak Japon işsiz kalırsa, ölüm riski ile yüz yüze gelir. Çalışmayan Japon, kendini dışlanmış hisseder. Bu hayatta pek bir işe yaramadığına kani olur. İkinci hayatta şansını denemek için tereddütsüz bir bakıma erken veda da denebilecek ve bizden bakınca kavranması inanılmaz zor duygu ve düşünceler içindedir. Japon’un her şeyini alabilirsin ama işine dokunmamalısın. Japonya’ da çalışmamak ölümdür dememin nedeni budur. Ya da seksen veya doksan yaşında Japonların hala iş aramalarının sırrı da buradadır.

Japon işsiz yaşayamaz. Bir kere iş bulunca, işini korumak için her türlü tedbiri alır. Kendisini kasıtlı bir şekilde taciz gibi yüz kızartıcı bir suç ile itham edeceklere karşı eğer bir firma sigorta poliçesi çıkarıyor ise; hiç tereddüt etmeden satın alır! Yani bize sürpriz ve şaşırtıcı olan bir davranış şekli, aslında Japon karakter formasyonu dinamikleri ile irdelendiğince sıkıcı olacak kadar “normaldir”. Yani, insan her yerde insan olduğu için Japonya’ da bir taciz sorunu vardır. Ve, bu sorun özellikle Japon erkekler için iş kaybetmeye neden olacak çok ciddi bir tehlikedir. Sigorta şirketleri bu dinamiği bildikleri için hemen durumu fırsata çevirip, ürün geliştirmişlerdir. Hadi nasıl derler: Business as usual!!! Ürün olarak, Japon toplumunda yeri olan bir üründür ve önümüzdeki yıllarda sosyal statüsünde risk almak istemeyen pek çok Japon, giderek daha çok bu ürüne ilgi gösterecekler ve hayatlarının önemli bir diliminin geçtiği trenlerde ve kalabalık ortamlarda karşılaşabilecekleri haksız suçlamalara karşı bir sigorta şirketinin savunma ekipleri ile kendilerini savunacaklardır. Elbette fırsatçı ve kötü niyetliler ise eskisine göre daha az insana haksız ve mesnetsiz suç yaratma riski alacaklardır. Kısaca zaten yüksek seviye kurumsallaşmış günlük yaşam, bir eşik daha post modernizme yakınsayacaktır! Onlar ermiş muratlarına, biz çıkalım kerevitlerine!!!

*Bu yazıda yer alan tüm düşünce ve görüşler tamamen ve tek başında yazara ait olup, dolaylı ve dolaysız hiçbir şekilde hiçbir kurum ve kuruluş ile ilişkilendirilemez.Yazar, gösterilen tüm özene rağmen hala dikkatten kaçmış tüm hatalar ve eksikler ile yanlışlar ve kusurlar için tek başına sorumludur ve geleneksel feragatname kurallarına tabidir.

Yazar: Yüksel Görmez



20 Mart 1991 ‘de Yomra ‘da doğdu. 2010’da Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden Haziran 2014’de mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Sinema bölümünde Yüksek Lisans yapmıştır. Çalışmaları: Afrika ve Osmanlı Belgeseli projesinde yapımcı asistanlığı, Marmara Medya Merkezi Tasarım Birimi Öğrenci Koordinatörlüğü, İGİAD Gençlik Kurulu Koordinatörlüğü, Avrupa Rüyası Projesi sanat yönetmenliği yapmıştır.


Translate »