“Öteki” Japonya | Shohei Imamura

“Gerçekliği koruyarak, kurgusal tekniklerle doğruları gösteririm
-benim yaklaşımım Ozu’dan bu noktada ayrılır.
O daha estetik film yapmak istedi. Bense daha gerçek.
Ben onun asistanıyken ona karşıydım; ama şimdi
hâlâ filmlerinden hoşlanmamama rağmen daha hoşgörülüyüm.
Bana gelince, sinemanın kurgusal olduğu önermesini yıkmayı çok isterim.”

Nagisa Oshima’nın yanı sıra, Shohei Imamura da Japon Yeni Dalga yönetmenlerinin en ünlülerinden birisidir. 1961 yılında Fransa’da gösterime giren filmi “Buta to Gunkan/Domuzlar ve Savaş Gemileri” (Pigs and Battleships, 1961, Nikkatsu) ile Japonya dışında da adını duyurmaya başlayan Imamura’nın Batı’da dikkat çekmesi ne yazık ki çok sonra, yönetmenin Narayama Bushik / Narayama Türküsü” (The Ballad of Narayama, 1983, Toei) filmiyle 1983’te Cannes’da Altın Palmiye kazanmasıyla gerçekleşti. Adını ancak bu tarihten sonra, Batı’daki festivallerden aldığı ödüllerle duyurmaya başlayan Imamura, sinemasında Kurosawa’ dan Ozu’ya, Yoshida’dan Oshima’ya kadar birçok yönetmenin yaklaşımları tek potada eriten yönetmenin filmleri bu açıdan Japon Sineması’nın bir özetini sunar. Özellikle gerçekçi yaklaşımı yadsıyan ilk dönem sinemayla, geleneksel yaklaşımda tümden uzaklaşarak yüzünü tamamen Batı’ya dönmüş Nuberu Bagu’yu birleştirmeye çalışır. Bu, farklı yaklaşımı ve oldukça güçlü bir analiz yeteneğine sahip olması haliyle yönetmenin sinemasının tam bir auteur olmasını sağlamıştır.
Imamura’nın sinemaya başlaması, çağdaşı olan Yasuzo Masamura ve Nagisha Oshima gibi, 1950’lerin sonunda ve 60’ların başında Japon sinemasının içinde bulunduğu ortamla yakından ilgilidir. 1950’ler boyunca Yuzo Kawashima ve Yasujiro Ozu gibi önemli yönetmenlerin asistanlığını yapan Imamura, Kawashima’nın birey merkezli komedilerinden etkilenir; ancak Ozu’nun sinemasıyla biraz farklı bir ilişkisi olmuştur. Ozu’nun filmlerinden yansıyan geleneksel Japon toplumunun onurlu, feodal yapıya bağlı karakterlerini yapay bulan Imamura, bu filmlerin Japonya’nın resmi kültürel politikasını desteklediğini, ama Japonya’yı temsil etmekten uzak olduğunu düşünmüştür. Kendi yaptığı filmlerden yansıyan atmosfer de, Ozu gibi birçok gelenekçi yönetmenin filmlerindeki atmosferin neredeyse antitezidir. Imamura’nın tercihi yaşamları karmakarışık olan ve daha az güzel yerlerde yaşayan; amatör pornocular, kadın barmenler, tek gecelik yaşlı fahişeler, katiller, işsiz beyaz yakalılar, obsesif kompleksli bir doktor, bir çapkın, alkolik bir rahip gibi insanları başkahraman yapma yönünde olmuştur. Donald Richie’nin ‘Japanese Cinema: An Introduction’ adlı çalışmasında belirttiği gibi, onun filmlerindeki karakterler ‘resmi’ Japonya’ya değil, ‘öteki’ Japonya’ya aittir:

“İnsan bedeninin alt kısmıyla sosyal yapının alt kısmı arasındaki ilişkiyle ilgileniyorum.”

Imamura’ya yakıştırılan ‘sosyal antropolog’ sıfatı, temelde onun bu duruşundan kaynaklanır. Filmlerinde ele aldığı karakterler düşünüldüğünde, onun bu duruşu daha rahat anlaşılabilir. Nippon konchūki/Böcek Kadın’da (The Insect Women, 1961, Nikkatsu) kendi çıkarı dışında hiçbir şeye aldırış etmeyen bir kadın; Erogotoshitachi/ Pornocular’da (The Pronoghraphers, 1966, Nikkatsu) insanlara iyilik yaptığını düşünen bir pornocu; Fukushū suru wa ware ni ari/İntikam Benim’de (Vengeance is Mine, 1979, Shochiku) karşılaştığı insanları nedensizce öldüren bir seri katil filmin merkezinde yer alır. Ancak Imamura, bu karakterleri hiçbir zaman çevrelerinden soyutlayarak ele almaz; onları her zaman toplumla ilişkilerini ön plana çıkaracak şekilde yansıtmayı seçer. Imamura’nın neredeyse her filminde toplum çıkarlarıyla kişisel çıkarların çatışma içine girişine ve tek tek (genelde marjinal olarak nitelendirebileceğimiz) bireylerin bu çatışmayla başa çıkmaya çalışmalarına -alt metinlerde- tanık oluruz. Yönetmenin en etkileyici filmlerinden biri olan Kuroi Ame’de (Black Rain, 1989, Hayashibara Group) Hiroşima’ya atılan atom bombası nedeniyle radyasyona maruz kalmış insanların toplum tarafından dışlanmasını konu edilir. Toplumla birey arasındaki çıkar çatışması ise Narayama Türküsü’nde en iyi ifadesini bulur. Çekildiği tarihten yüz yıl öncesinde, bir Japon dağ köyündeki yaşamı anlatan filmde, sınırlı sayıdaki doğal kaynaklar karşısında toplumsal değerlerin nasıl değişebileceğini görürüz. Aile için verimli olmamaya başlayan yaşlılar Narayama Dağı’na çıkarak kendilerini ölüme terk ederler. Yeni doğan kız çocukları rahatlıkla, tuz karşılığında başkalarına satılabilirler, erkek çocuklar ise bir takas değeri taşımadıklarından diri diri gömülürler. Imamura açık bir biçimde bu küçük Japon köyündeki toplumsal yaşamı Japon toplumunun o anki durumuna bir model olması için kullanır, her iki durumda da bireysel varoluş, toplumun gelenekleri tarafından bastırılır, hatta yok edilir.
Imamura’nın şehirde geçen filmlerinde, Japonya geleneklerine körü körüne bağlanan, bu bağlılık nedeniyle içinde bulunduğu kaosu ve değer çöküşünü göremeyen bir ülke şeklinde konumlanmıştır. Kuroi Ame (Bl- ack Rain, 1989) ve Fukushū suru wa ware ni ari (Vengeance is Mine, 1979) filmlerinde açıkça görülen bu durum, İkinci Dünya Savaşı’nı konu alan Kanzō-sensei’de (Dr. Akagi, 1998, Toei, Kadokawa Shoten) daha üstü kapalı bir şekilde karşımıza çıkar. Imamura’nın Dr. Akagi ve Black Rain gibi savaşla ve savaşın beraberinde getirdikleriyle ilgilenen filmlerinde açıkça görülen bir özellik de yönetmenin savaş karşıtı duruşudur.

 

Imamura filmlerinin tümünde göze çarpan bir özellik de yönetmenin kadın karakterleri yansıtış biçimidir. Gelenekçi Japon filmlerinin toplumsal kurallara ve geleneklere bağlı sadık ev hanımı olarak betimlediği kadın tipine karşı; kendi kaderi üzerinde belirleyici olan, kişilikli, hayatta kalabilmek için ahlâkı, gelenekleri ya da sadakati önemsemeyen kadın karakterleri karşımıza çıkarır. Nippon konchūki/The Insect Women’dan Kanzō-sensei/Dr. Akagi’ye, Akai Satsui’den (Intentions of Murder, 1964, Nikkatsu)’dan Unagi’ye (The Eel, 1997, Shochiku) kadar neredeyse tüm Imamura filmlerinde aşklarını korkusuzca kelimelere dökebilen, cinsel özgürlüğe sahip ve çevresi üzerinde oldukça etkili olan bu güçlü kadın karakterler damgalarını vurmuştur.
Imamura’nın antropolog olduğu kadar etnolog olduğunu iddia edenler bulunmaktadır. Kuşkusuz bu iddialar da temelsiz değildir; çünkü Imamura ilk filmlerinden başlayarak hayvanları filmlerinde sembolik bir şekilde kullanır ve genelde hayvanların yaşantısıyla insanların yaşantısı arasında bir paralellik kurmaya çalışır. Narayama Türküsü’nde cinsel ilişkiye giren insanları cinsel ilişkiye giren hayvanlarla paralel kurgular. Unagi/ Yılanbalığı (The Eel)’nda, Takuro Yamashita için, hapishanede bakmaya başladığı yılan balığı, hapishaneden çıktıktan sonra da vazgeçilmezdir. İnsanlardan daha kolay iletişim kurduğu ve onu her zaman dinleyen bu yılan balığı, film içinde Yamashita’nın bilinçaltının yansıdığı bir metafora dönüşür. Akai Satsui/Intentions of Murder’da ev hanımı Sadako’nun günlük işlerle evinin içine sıkışıp kalışı, kafesinde tekerlek üzerinde dönüp duran beyaz bir farenin görüntüleriyle üst üste bindirilir. Imamura’ nın insanlarla hayvanlar arasında paralellik kurma alışkanlığıNippon konchūki/Böcek Kadın” filmine adını verecektir. Kırsal kesimden şehre fahişe olmak için gelen genç bir kadının öyküsünün anlatıldığı filmin henüz senaryo aşamasında olduğu dönemde, sake içerken kül tablasının çevresinde gezinen bir böcek gören Imamura, senaryodaki genç kadının içinde bulunduğu durumla bu böcek arasında bir benzerlik olduğunu düşünür: Her ikisi de hayatta kalma içgüdüsüyle yaşamaktadır. Imamura’ nın böcek ve hayvanları filmlerinde bu kadar çok kullanmasının tek tek filmlerin öyküleriyle ilgili olduğunu düşünmek yanıltıcı olabilir, çünkü bu durum Imamura’nın genel anlamda sinemasal arayışıyla ilgilidir: “Böcekler, hayvanlar ve insanlar birbirlerine çok benzerler, çünkü hepsi doğar, üretir, dışkılar, yeniden üretir ve ölürler. Bir insan olarak kendime ‘insanları hayvanlardan ayıran nedir?’ diye sorup duruyorum. Nedir bizi insan yapan? Bu sorunun cevabını sürekli film yaparak arıyorum ve hâlâ bulabilmiş değilim.”

Filmografi

Hateshinaki Yokubou (Endless Desire), (1958) Dram, Suç, Komedi
Nishi Ginza Ekimae (In front of West Ginza Station), (1958) Dram, Komedi
Nianchan (My Second Brother), (1959) Dram
Buta to Gunkan (Pigs and Battleship), (1961) Dram, Suç, Komedi
Nippon Konchuki (The Insect Women), (1963) Dram
Akai Satsui (Intentions of Murder), (1964) Dram

Jinruigaku Nyumon: Erogotoshitachi Yori (The Pornographers), (1966) Dram, Komedi
Ningen Johatsu (A Man Vanishes), (1967) Belgesel
Kamigami no Fukaki Yokubo (Profound Desire of Gods), (1968) Dram
Nippon Sengoshi: Madamu Onboro no Seikatsu (History of Postwar Japan as Told by a Bar Hostess), (1970) Belgesel
Mikikan, Hei o Otte: Marei-Hen (Following the Unreturned Soldiers: Malaysia), (1970) Belgesel
Mikikan, Hei o Otte: Thai-Hen (Following the Unreturned Soldiers: Thailand), (1971) Belgesel
Bubuan no Kaizoku (Pirates of Bubuan), (1972) Belgesel, TV Filmi
Muhomatsu Kokyo e Kaeru (Outlaw-Matsu Returns Home), (1973) Belgesel, TV Filmi
Karayuki-san (Karayuki-san, The Making of a Prostitute), (1975) Belgesel
Fukushou Suruwa Wareniari (Vengeance is Mine), (1979) Dram, Suç
Ee ja nai ka (Eijanaika), (1981) Dram, Komedi
Narayama-Bushi Kou (The Ballad of Narayama), (1983) Dram, Macera
Zegen (1987) Komedi
Kuroi Ame (Black Rain), (1989) Dram, Tarih, Savaş
Unagi (The Eel), (1997) Dram
Kanzo Sensei (Dr.Akagi), (1998) Dram, Komedi, Tarih
Akai Hashi no Shita no Nurui Mizu (Warm Water Under a Red Bridge), (2001) Dram, Komedi, Kurgu
11’09”01 September 11 (2002) Dram, Kısa Film



Yıldızlı gecelerin peşinde bir Van Gogh aşığı...


Translate »