Japon Sineması Platformu – Japon Filmler, Japon Kültürü, Anime, Manga Oshin'in Dünyası - Japon Sineması Platformu - Japon Filmler, Japon Kültürü, Anime, Manga

Oshin’in Dünyası

1907 yılının soğuk kış günlerinde kıt kanaat geçinen bir Japon ailesinin evine konuk oluyoruz. Aile kalabalık ama günlük yiyecekleri herkese yetemeyecek kadar az. Baba ve erkek kardeşler çalışıyorlar, nineleri ise yardım edemeyecek kadar yaşlı. Oshin ise daha yedi yaşında. Üstelik bir kardeş daha yolda. Narayama Türküsü filminde 70 yaşını aşan aile üyelerinin evdeki boğaz eksilsin diye yaşlıları dağa götürüp bırakmaları gibi Oshin de benzer bir kadere boyun eğiyor ve yatılı hizmetli olarak başka bir eve gönderiliyor.

Sadece bir çuval pirinç karşılığı bir anlaşmayla bir yıllığına bir kereste tüccarının yanına verilen Oshin’i zor günler bekliyor. Sabahın çok erken saatinde kaldırılan bu küçük kız kuyudan su çekmek, sofra hazırlamak, çocuk bakmak, buz gibi suda çamaşır yıkamak gibi yaşına göre son derece ağır ev işlerine göğüs geriyor. Karşılığında aldığı ise tencerenin dibinde kalan yemek artıkları ve yeni öğrendiği “hizmetçi felsefesi: çabuk ye, çabuk tuvaletini yap!” oluyor.

Bütün bu zorluklara bir şekilde alışan Oshin’i tek inciten ve çalıştığı evi terk etmesine sebep olan şey ise hırsızlıkla suçlanmak. Üzerinde ninesinin verdiği madeni para evde bulanamayan para zannedilince ve hakarete uğrayınca Oshin dışarda kar fırtınasına rağmen kendini yollara vuruyor. Soğuktan ve yorgunluktan düşüp bayılan minik kuş Oshin’i bir avcı buluyor ve kulubesine götürüyor. Tesadüfe bakın ki Oshin gibi bir kacağı kurtaran avcı Shunsaku da bir kaçak aslında, asker kaçağı.

Shunsaku ve Oshin’in yakınlaşmasını gördüğümüz filmin bu sahneleri en duygusal anları da içeriyor. Shunsaku’nun vücudunda hala bir kurşun olduğunu öğrenen Oshin bunun sebebini soruyor doğal olarak. Kulübedeki diğer arkadaşı gerçeği söylüyor. Savaştan kaçtığı gerçeğini. Oshin’in burada sorduğu soru çok manidar: “Savaşta yaralanmak onurlu mudur?” Acı tecrübeler yaşamış Shunsaku’nun cevabı gecikmiyor: “Savaş, insanları öldürerek kazanılır.”

Oshin ateşlenince Shunsaku’ya yardım ettiği gibi Shunsaku da küçük kıza okuma yazma öğretiyor. İkisi arasındaki sevgi bağı gün geçtikçe pekişiyor ama karlar erimeye başlayıp baharın habercisi bitkiler çıkmaya başladığında Oshin’i de bir korku sarıyor. Alıştığı, sevildiği, değer verildiği ve pek çok şey öğrendiği bu yuvayı terk etmek istemiyor. Shunsaku Oshin adının anlamını hatırlatıyor hemen: güven, doğruluk, dayanıklılık ve güç!

Oshin’in “hayat öğretmenine” vedası hem kendi için hem de biz seyirciler için çok zor oluyor. Bu tür duygusal sahnelerde küçük Oshin’in oyunculuk yeteneğine hayran kalıyorsunuz. Bu acı vedadan sonra evine dönen Oshin babası tarafından hiç de hoş karşılanmıyor. Zira anlaşma dolmadan eve dönmüş ve yine aileyi zor duruma sokmuş oluyor. Bu sırada 1908 kışı geliyor ve Oshin tekrar yollara düşüyor. Bu sefer başka bir yerde iki yıllığına bir anlaşma karşılığında çalışıyor. Kaldığı aile ilkine göre daha iyi davranıyor ama yine pek çok badire atlatıyor küçük kahramanımız.

Peki, bu kendi küçük yüreği büyük kahramanımızın serüveni nasıl bitiyor? Bir daha evine geri dönebiliyor mu? Hastalanan ninesini görebiliyor mu? Tekrar hırsızlıkla suçlandığında, evin kızıyla kavga ettiğinde başına neler geliyor? Kısacası bu çileli hayat Oshin’in peşini bırakıyor mu? Bunların cevabı filmin içinde saklı. Ama bir şey çok açık: Oshin’in dünyası ve yaşadıkları onu yaşından önce olgunlaştıracak kadar bizi de ağlatacak kadar yakıcı!

*Bu yazı YATTAA* dergisinin 22.sayısında yayınlanmıştır.