Ölüme Aşık Bir Yazar, Sonun Kıyısından Romanlar I Buruk Ayrılık

Osamu Dazai 1948’de hayatına son verdiğinde, arkasında geniz yakan kitaplar ve yazdıklarından da acı bir yaşam öyküsü bıraktı. Tüm dünyada hala çok büyük bir okur kitlesine hitap eden Dazai, ülkemizde ancak son zamanlarda ilgi görmeye başladı. Bu sayede ‘İnsanlığımı Yitirirken’, ‘Batan Güneş’ ve ‘Mor Bir Serserinin Gezi Notları’ kitaplarından sonra, nihayet yeni bir Dazai kitabını Türkçede okuma fırsatına sahip olduk. Japon Yayınları daha önce Dazai’nin başyapıtı ‘İnsanlığımı Yitirirken’i Hüseyin Can Erkin çevirisiyle bizimle buluşturmuştu; şimdi de ‘Buruk Ayrılık’ kitabını yine Erkin’in Japonca aslından yaptığı yetkin çeviriyle bize sunuyor.

Japonya’da, 20.yy’ın başında ortaya çıkan, otobiyografik bir anlayışın benimsendiği ‘I-roman’ (Ben-roman) akımının en önemli temsilcisi olarak anılan Dazai’nin edebiyatını anlamak için, eserleriyle birlikte yazarın hayatına da paralel bir bakış atmak gerekli. Böylelikle eserlerini okurken, geçip giden cümlelerin Dazai’nin kurmaca roman karakterlerine değil, tamamen kendisine ait olduğunu açıkça hissetmek mümkün.

 1909 senesinde köklü ve zengin bir ailenin onuncu çocuğu olarak dünyaya gelen Şuuci Tsucima (Sonradan kendisine Osamu Dazai diyecek) ‘Mor Serserinin Gezi Notları’ kitabında da ayrıntılı bir şekilde anlattığı üzere, çocukluğunu karmaşık, kopuk ve para-güç ekseninde dönen bir ortamda geçirdi. Bir yandan Kuzey Japonya’nın yoksulluğu ve cahilliğiyle yüzleşirken bir yandan da köklü ailesinin sert gelenekleriyle savaşmak zorunda kalıyordu. Ticaret ve siyaset alanında ilerlemesini isteyen ailesine inat, büyürken kendini farklı alanlara kanalize etti. Yazmak en büyük tutkusuydu. Henüz 16 yaşındayken yazılarını bir yerlerde yayımlatmayı başarmıştı. Akabinde ailesiyle ilk büyük çatışmasını, üniversite eğitimi için Tokyo Üniversitesi, Fransız Edebiyatı Bölümüne girerek yaşadı. Bu dönemde Osamu Dazai dönemin en önemli yazarlarından Ryunosuke Akutagawa’ya yoğun hayranlık duymaya başlamıştı. Ancak Akutagawa ağır depresyon atakları yaşıyordu ve bu Dazai’yi de derinden etkiliyordu. Akutagawa’dan kavramları, siyaseti ve edebiyatı öğrenen Dazai, bir süre sonra o dönem illegal sayılan Komünist Parti’ye girdi. Bir yandan yazarken bir yandan da eylemlere katılıyordu. Bu yüzden polis tarafından göz altına alındı. Bu olay Dazai’nin ailesi tarafından reddedilmesiyle sonuçlandı. Bu büyük kopuş, aynı zamanda yazarın ismini kendi isteği ile değiştirip Osamu Dazai yapmasına da sebep oldu. Bundan sonra her şey büyük bir karmaşa içinde ilerledi. Yazarlığı ile beğeni toplayıp, ün kazanan ve önemli edebi polemiklerin kaynak noktası haline gelen Dazai; Akutagawa’nın intiharıyla içinden çıkılmaz bir buhrana girdi. Başarısız eğitim hayatı, entegre problemi, ailesiyle ve sevgilileriyle yaşadığı sorunlu süreçler onu akıl hastanesine kadar sürükledi. Sonrasında sigaraya, alkole, ilaca, uyuşturucuya bağımlı olarak hayata geri dönen Dazai, çoktan satırlarında ‘İnsan olmak zor’ gibi cümleler kurmaya başlamıştı. Devamında yaşadığı verem hastalığı, psikolojik krizler yazamamasına sebep olurken, yazamamak da onu defalarca intihar etmeye itti. Bileklerini kesmekten, kendini asmaya kadar birçok şekilde kendini öldürmeye çalışan Dazai, bir gece sevgilisi ile birlikte sarhoş olduktan sonra denize, kayalıklı bir alana atladı. Bu ikili intihar girişiminde sevgilisi ölürken Dazai hayatta kaldı. Birçok intiharından olduğu gibi bundan da kurtulmuştu. Fakat bundan sonra ancak ‘İnsanlığımı Yitirirken’ romanında anlattığı kadarıyla bildiğimiz, felsefi sorgulamaların merkezde olduğu karanlık bir dönemin içine girdi. Bir sonraki denemesinde de, üstelik ‘Goodbye’ isimli son romanını yazarken, başarılı bir intihar girişimi sonucunda hayatına son verdi.

 Daha önce okuduğumuz eserlerinde, Dazai’nin hayat öyküsünün izlerini çok belirgin bir şekilde seyredebiliyorduk. Ancak ‘Buruk Ayrılık’ bu anlamda, diğer eserlerinden biraz ayrılıyor. Zira burada Dazai kendini parçalı ve gizli bir şekilde romana giydirmiş. Dazai’den bağımsız olarak da bakıldığında, uzun diyalogların, monologların, şiirlerin olduğu bu kitap gayet bir bütün olarak duruyor ama diğer yandan onu tanıyan okuyucu için romanda Dazai sık sık kendini gösteriyor. Siyasete, tarihe, bilime ve sanata dair çok detaylı aktarımlar bulunduğu bu kitap, Dazai’nin fikirsel anlamda gövde gösterisi oluyor.

‘Buruk Ayrılık’, Tokyo İmparatorluk Okulu’nda tıp eğitimi almış, Takaşi Tanaka’nın anılarından meydana geliyor. Takaşi bir olay neticesinde, öğrenim yıllarında en yakın arkadaşı olan Zu’yu anımsıyor ve onunla ilgili her şeyi yazarak aktarmak istiyor. Zu Çinli bir öğrenci ve Takaşi ile aynı okula gidiyorlar, burada tanışıyorlar ve bu tanışıklık büyük bir dostluğa dönüşüyor. Elbette iki arkadaşın ilişkisinden çok daha fazlası geçiyor bize kitapta. Dazai, bilimin, sanatın ve özellikle edebiyatın güzellemesinin yapıldığı romanda, bu iki karakter aracılığıyla, Japonya ve Çin üzerine eleştirel bir bakışla, görüşlerini aktarıyor. Doğu toplumlarının içinde bulundukları tehlikeleri, geri kalmışlıkları, tarihsel handikaplarını gözler önüne seriyor.

Zu’nun en sonda verdiği karar, bir yandan da Dazai’nin edebiyata karşı yaklaşımını da bize gösteriyor. Yazmanın her daim yazmaktan daha çok ifade ettiği, daha önemli sonuçlar doğurduğu; kendinden ve toplumdan kopuk ama aynı oranda gerçekçi bir kaleme işaret ediyor. Dazai, Batı Edebiyatı’nda sonradan karşımıza çıkacak ve oldukça ses getirecek varoluşçu eserlerin felsefi olarak dengi bir düşünceler yumağı armağan ediyor bize. Akutagawa’nın ‘I-roman’ stilinde yazdığı çok ender eserlerden biri olan ‘Çarklar’ isimli öyküsü, yazarın tüm karmaşasını sadelikle bizlere aktarma başarısına sahiptir. Çünkü Akutagawa’nın tüm karanlığı kendinden çıkan ve kendine dönen daha kişisel bir kaosun sonucudur. Ancak Dazai her kitabında kendini biraz daha anlatmakla birlikte, problemlerini sayısız oranda çoğaltıyor. Onu sorgulamak aslında hayatı sorgulamakla örtüşüyor. O yüzden Camus’un bir cümlesinde, Sadık Hidayet’in bir öyküsünde, Sarthe’ın bir makalesinde bir anda kendini gösteriyor ve eserleri, cümleleriyle aklı uzun süre meşgul edebiliyor.

*Bu yazı Japon Sinema E-Dergisinin 18. sayısında yayınlanmıştır. Diğer yazıları okumak için tıklayınız.




  • queen yosano

    Çok güzel anlatmışsınız, teşekkürler yazı için…

Translate »