Olimpiyatlar İnsanoğlunun Tutkusudur: “Tokyo Olympiad”

Tokyo Olympiad” yönetmenliğini Kon Ichikawa’nın üstlendiği 1965 yapımı bir belgesel. Adından da anlaşılacağı üzere Tokyo’da düzenlenen olimpiyat oyunlarını merceğine alıyor. Oyunların açılış seremonisinden kapanışa kadar kronolojik bir sıra takip edilerek anlatıldığı belgeselde hem teknik imkanların genişliği hem de yer yer lirik bir anlatıma yer verilmesi seyircinin ilgisini çekmeye muktedir gözüküyor.

Belgeselimiz “Olimpiyatlar insanoğlunun tutkusunun bir sembolüdür” yazısıyla açılıyor ve bu sözü teyit edercesine yaklaşık 3 saat boyunca çeşitli spor branşlarında yüzlerce atletin tutkuyla, hırsla rekabet etmesini gözler önüne seriyor. Bu rekabet esnasında yaşanan ilginç ayrıntılar ise belgeseli farklı kılan özellikler arasında. Örneğin, sırıkla yüksek atlamanın 9 saatten fazla oynanıp yarışın gece karanlığına kadar devam etmiş olması, sakatlananlar, sakatlandığı halde yarışı bırakmayanlar, kavga eden sporcular vs.

Belgesel öncelikli olarak olimpiyatların tarihçesi ile ilgili bilgi vererek başlıyor. 1940’ta II. Dünya Savaşından ötürü iptal edilen ve ancak şimdi (1964’te) gerçekleştirilen müsabakadan bahsederek her dört yılda bir oyunların hangi ülkelerde düzenlendiğini seyirciye hatırlatıyor. Daha sonra geçit törenini görüyoruz. En kalabalık gruplardan tek bir sporcunun gelebildiği ülkelere kadar değişik milletler resmi geçit yapıyor. En sonda çıkan Japon sporcu grubu ise doğal olarak en büyük tezahüratı alıyor.

Geçit töreninin ardından yarışlar başlıyor ve çeşitli spor branşlarında yarışan sporcuları seyrediyoruz. Hepsi yaşanmış, kurgu olmayan, kameranın sporcuların en yakınına kadar girdiği, çok ilginç anlar bunlar. Sözgelimi, 100 metre erkekler koşusunda ABD’den Bob Hayes’in birinci olduğu yarışı, SSCB’den (Rusya ortaya çıkmadan önce) Valery Brumel’in birinci olduğu yüksek atlama müsabakasını, kadınlarda gülle atmada yine SSCB’den bir yarışmacıyı, sırıkla yüksek atlamada ABD’den Fred Hansen’ı, erkekler 10.000 metre koşusunda ABD’den Mills’i, olimpik maratonu kazanan Etiyopyalı Abebe Bikila’yı ve daha pekçoğunu görme imkanımız oluyor.

Belgesel boyunca sadece müsabakaları seyretmiyoruz. Bunun yanı sıra insan portreleri de karşımıza çıkıyor. Mesela, katılan yarışmacılarla ilgili ilginç notlar paylaşılıyor, hayat hikayelerinden parçalar sunuluyor. Afrika’daki ülkesinden tek başına katılan bir sporcunun azmi ve mücadelesi örnek gösteriliyor.

Yönetmen sporcular dışındakileri de unutmamış tabii ki. Müsabakaların olmazsa olmazı seyircilere de yer veriliyor. Önemli anlardaki coşkuları, tezahüratları, alkışları, hayal kırıklıkları kameraya takılıyor. Bunun dışında stadyumdaki satıcılar, dürbünle izleyenler, basın merkezinde çalışan yüzden fazla gazeteci (farkı dillerde daktilo kullanan insanları görmek oldukça nostaljik), hakemlerin gıdıları ve sporcuların yaralı ayakları da belgeselin bir parçası.

Belgeselin artistik jimnastik kısmındaki müziğin eşlik ettiği görüntüler de oldukça estetik diyebiliriz. Zor hareketlerde müziğin de değişmesi insanı heyecanlandırıyor.

Kısacası, yüzmeden kano yarışlarına, çim hokeyinden boksa kadar çeşitli branşlarda spor müsabakaları izlemek, 1960’lar havasına gitmek, insan hayatlarından kesitler seyretmek istiyorsanız Tokyo Olympiad’a bakmaya değer. Arada güreşte bir Türk sporcunun yarıştığını da ekleyelim. Bir de Japonya’nın toplamda 29 madalya alarak oyunları 3. sırada bitirdiğini.

*Bu yazı Japon Sineması E-dergisinin 20.sayısında yayınlanmıştır.




Translate »