Melankoliyle Boyanmış Tuvaller I Tetsuya Ishida

Tetsuya Ishida 1973 yılında Yaizu’da 4 kardeşten en genci olarak dünyaya geldi. Ama sanırım adından söz ettiren şey doğumundan ziyade yaşamı boyunca çizdiği resimler ve trajik ölümüydü. Henüz 31 yaşındayken  istasyonda  hızla gelen bir trenin altında kalarak hayata gözlerini yummuş, bu ölüm bir intihar mı, yoksa kaza mı sorularını da beraberinde getirmişti.

İnsanların kafasında oluşan ilk tablo bunun bir intihar olduğuydu. Bunun sebebi belki de birbirinden karanlık ve ürpertici tabloların ardında melankolik bir kişiliğin yattığı gerçeğiydi. Sürrealist bir ressam olan Ishida, çizdiği resimlerle Japon toplumunu ağır bir eleştiriye tabi tutuyordu.

Toplumun beklentileri  altında ezilmek büyük bir ıstıraptır. Ishida’nın resimlerinde tam olarak yakaladığı şey buydu. Bir röportajında belirttiği üzere,  1992 senesinde liseden mezun olduğu sırada ailesinin kariyer beklentilerinin baskısı altında yaşadı. Ailesi oğullarının öğretmen veya kimyacı olmasını istiyordu.  O ise Musashino Sanat Üniversitesi  görsel iletişim tasarım bölümüne girdi ve 1996 yılından buradan mezun oldu.  Elbette ailesi onun seçtiği bu yoldan memnun değildi ve üniversitede finansal destek vermeyi kesti.

Resmettiği yüzler birbirinin aynısıydı; bomboş gözlerle bakan yüzler. Aslında yarattığı bu çehreler kendi görüntüsüyle fazlasıyla uyuşuyordu ancak o, bunların kendi portresi olduğunu reddetti.

“ İlk başta yaptığım şey kendi portremdi.  Kendimi yapmaya çalıştım; zayıf, acınası ve kaygılı kendimi, gülünecek bir şeymiş gibi tiye alarak resmettim. Bunlar  ‘modern’ insanlara atıfta bulunduğum, bazen bir parodi, bir hicivdi. Düşündükçe çizdiklerime tüketicileri, şehir sakinlerini, çalışanları ve Japonları da dahil ettim.”

Bu sözleri eserlerini destekler nitelikteydi.  Özellikle çalışanlar ve tüketiciler Ishida’nın eserlerinin temel taşını oluşturuyordu.

İçimizden atamadığımız o bir yerlere sıkışıp kalmışlık hissi de resimlerinde somutlaşmış bir diğer duyguydu. Kolilere tıkılmış, daracık yerlere sıkıştırılmış, parçalara bölünüp ambalajlara konulmuş tüm o figürlere baktığımızda klostrofobiyi çağrıştırıyor desek pek de yanlış olmaz herhalde. Ishida tüm o iş adamlarını, şehir sakinleri daracık yerlere sıkıştırıp izole ediyordu. Ancak zaten modern hayatın kendisi de öyle değil miydi?

İzolasyon beraberinde yalnızlığı getirir. Bahsettiğim şey klasikleşmiş ‘toplum içinde yalnız olmak’ hatta daha ziyade ‘kendi içinde yalnız olmak’ kavramı. Çarkların tıkır tıkır işlediği kusursuz denebilecek düzende belki de yolunda olmayan bir şeyler vardır; hatta belki sorunlu olan çarkların ta kendisidir. Ancak mekanizma çalıştığı sürece kimse makinenin parçalarını tek tek kontrol etme gereği duymaz. Birçok toplumun ortak sorunu olan bu konu Ishida’yı öylesine derinden etkilemiş olacak ki çizdiği figürlerin hemen hemen hepsi depresyon pençesindeydi ve kendi kabuklarına çekilmişti.

Konu modern hayat yergisi ise tüketim çılgınlığına değinmemek haksızlık olur. Durmadan, doymaksızın tüketmek. Daha iyisi, daha yenisi… Ishida’nın tablolarında tüketim döngüsünün bir parçası olan bu insanlar bazen ambalajlanarak, bazense sanayi bantlarına dizilerek tüketimin kendisine dönüşüyordu. Bu düzenin içerisinde ise insanların mekanikleşerek  duygularını yitirmesi kaçınılmaz bir sondu.

Topluma bu kadar karamsar gözle yaklaşmasının temel sebebi  90’ların başından sonuna dek süren, Japonya’nın “karanlık on yıl” diye bilinen (Ushiniwareta Juunen) ekonomik  durgunluk dönemine denk gelmesiydi.

Arkadaşlarıyla birlikte kurduğu şirket ekonomik zorluklarla karşı karşıya kaldı ve en sonunda şirketten ayrılarak kendi kariyerine adım attı. Daha sonra başarı kaçınılmazı. Yağan övgüler ve ödüller, sanatını anlamadığı halde onu sanatçı olarak kabul etmeye başlayan ailesi… Her şeyin bu kadar yolunda göründüğü bir zamanda, 2005 yılının mayıs ayında tren raylarında hayatı sona erdi. İntihar söylemler daha sonradan ‘rayların karşısına geçmeye çalışırken zamanı hesaplayamadığı’ bulgusuyla yalanlandı. Geriye ise 31 yıllık tamamlanamamış bir yaşam ve hüzünlü tabloları kaldı.

Kaynaklar:

Tetsuda’nın sözünün alıntısının geçtiği kaynak: