Mangalarda Türk Esintileri

Birbirinden farklı türleri ve konularıyla mangaların başlı başına bir derya olduğu inkâr edilemez bir gerçek.  Haliyle başka kültürlerden, tarihten de etkilenince ortaya bir renk cümbüşü çıkıyor. Bu cümbüşün içinde nadir de olsa Türk kültürüne rastlamak mümkün. İşte onlardan birkaçı.

Shoukoku No Altair

Yazacağım seriler arasında belki de Türkleri ve Türk kültürünü en kapsamlı işleyen seri  Shoukoku no altair. Kotono Katou’nun elinden çıkma mangamız 2007 yılında yayınlanmaya başlamış. Geçtiğimiz temmuz  ayında animeye de uyarlanmasıyla  Türkiye’de oldukça ses getirdi. En azından, hatırlayacağınız üzere, her yerde paylaşılan  ‘animede döner’ sahnesinden (shokugeki no souma) sonra en çok konuşulan şey diyebiliriz.

Aksiyon, drama, shounen türlerindeki serinin konusu ise şöyle:

Her ne kadar Osmanlı temasını işlese de olayların gerçek tarihle yakından uzaktan bir ilgisi yok. Hikâyemiz tümüyle alternatif bir evrende paşalık sistemiyle yönetilen Türkiye Devleti’nde geçiyor. Esas karakterimiz Tuğrul Mahmut  Paşa ise divandaki en genç paşa. Çocuk yaşta annesini kaybettikten sonra general  olan ve sonrasında divana katılan Mahmut Paşa, ilk katıldığı divan toplantısında kendini, ülkeyi çıkmaza sürükleyen ve divanı ikiye ayıran bir anlaşmazlığın içinde bulur. Düşmanı Baltlein devleti ile savaşa girip girmeyeceği ise bu anlaşmazlığın çözülmesine bağlıdır.

Mangada Türkiye manzaralarına ve motifleri çok güzel çizilmiş, bunun dışında da bazı terimler değişmeden, Türkçe haliyle geçiyor (kubbe altı, Türkiye, divan, ulema, paşa, şehir…).

Bir Japonun gözünden ve hayal gücünden Türkiye’yi okumak isteyenlere manganın hâlâ devam ettiğini de söylemek isterim.

Sora wa Akai Kawa no Hotari

Tür: Macera, shoujo, aksiyon, drama, doğaüstü

Mangaka: Chie Shinohara

Aslına bakarsanız Shoukoku no Altair, Türk motiflerini bu kadar detaylı inceleyen ilk ve şimdilik tek manga.  Bunun dışında Türkiye karşımıza çıkıyor elbet, ama daha çok bir karakter veya mekan olarak rastlıyoruz.

Sora wa akai kawa no hotari ise bizi biraz daha geçmişe, ilk medeniyetlerin kalbi olan Anadolu’ya götürüyor.

Sıradan bir genç kız olan Yuri kendini ansızın eski Hitit medeniyetinin kalbinde bulur. Burada hayatta kalmak ise tahmin ettiğinden zordur çünkü kraliçe, Yuri’yi tanrılara kurban etmek ister. Prens Kail ise onu kurtarır ve kendi zamanına gitmesine yardım edeceğine söz verir. Bir yandan da kraliçeden kaçmak zorunda olan bu ikilinin arasında romantik bir ilişki başlar.

Çizimlerinden de anlayacağınız üzere 1995 ve 2002 yılları arasında yayınlanmış. Manga 96 bölümden oluşuyor. Dediğim gibi, Türk kültürüyle birebir bir bağlantısı yok, sadece mekan olarak Anadolu’da geçiyor. Ha bunun dışında bir de Aslan adında  yan karakterimiz var.

Yume no Shizuku Kin no Torikago

Tür: Tarih, Shoujo, Dram

Mangaka: Chie Shinohara

İnsanoğlunun entrika sevgisinden midir bilinmez, Türkiye denilince akla gelen şeylerden biri de Osmanlı haremi. Çok kez üzerine yazılıp çizilmiş bu konu manga ağlarına da takılmış. Malumunuz geçenlerde Muhteşem Yüzyıl dizisinin fragmanı  Japonya’da yayınlandı. Yankı getirir mi bilinmez ama farklı bir yapım olacağı kesin Japon televizyonları için. Fakat bu Süleyman- Hürrem ikilisinin Japonya ile ilk tanışması değil.  2010 yılında yayınlanmaya başlayan bu manga, 16. yüzyılda Alexandra’nın (Hürrem) esir alınıp İstanbul’a getirilmesini konu alır. Ailesinden ayrı düşen Alexandra pazarda satışa çıkarılır. Onu satın alan kişi ise bir gece öncesinde kendisini kurtaran Matheus’dur (İbrahim). Alexandra’yı özgürlük vaadi verir ve onu eğitmeye başlar. Alexandra çok geçmeden Matheus’a âşık olur ancak Matheus’un başka planları vardır; o da Alexandra’yı  Sultan Süleyman’ın haremine sokmak.

Daha önce de dediğim gibi,  şehir, karakter, yemek veya kültür olarak rastlamak mümkün Türk ögelerine. Bunlardan benim aklıma ilk gelenler Shokugeki no souma, Ouran Koukou Host Club, Monster, Hellsing… Ancak temasını Türk kültüründen alan seri sayısı sınırlı. Shoukoku no Altair bu tarz tarihi temaların işlenmesine  önayak olacak mı, hep birlikte göreceğiz…

*Bu yazı YATTAA* dergisinin 21.sayısında yayınlanmıştır.




Translate »