Mangalar: Nasıl doğdu, gelişti, yaygınlaştı?

Bilindiği üzere mangalar Japon kültürünün çok değerli bir parçasıdır. Öyle ki Japonya’da manga için harcanan kağıt miktarı tuvalet kağıdı için harcanan kağıt miktarından fazladır.

Bu değerli kültürün gelişim sürecinden bahsetmeye ne dersiniz ?

Manga tarihi aslında Amerikan Comic’lerinden çok daha eskiye dayanır. Günümüzdeki mangalar aslında yüzlerce süre gelen birikimin meyveleridir. İlk olarak kabul edilen manga örneği 12. yüzyılda yaratılan Chouju-giga (Evcil Hayvanların Kaydı) adlı eser kabul edilebilir.

Bu eser Toba isimli bir Budist’in kuşlar ve diğer hayvanları çözümlemek istemesinden doğmuştur.

1600lü yıllara gelindiğinde mangalar artık odun bloklarında yapılmaya başlamış ürünlerden oluşmaya başlamıştı. O zamanlar bu resimlere Ukiyo-e deniliyordu ve sadece cinsel konular tasvir ediliyordu.

1770li yıllara gelindiğinde “Manga” kelimesi artık resmen kullanılmaya başlanmıştı. Bunun en somut örneği Hokusai Katsushika’nın 1819’da öğrencilerine kendi skeçlerini anlatması için ürettiği bir isimdi. Bunun kökeni Çince’den geliyordu. Anlamı ise “Rastgele Çizim”di.

Bazı araştırmacılara göre bu eserleri Manga tarihi olarak kabul etmenin, Avrupa çizgi romanlarının kökenini taş devrinde mağara duvarlarına çizilmiş resimlere göndermekle aynı şey olduğu söylemektedirler. Ama bu eserlerin günümüz manga eserleriyle çok benzer olduğunu hepimiz görebiliyoruz.

1902 yılında ilk Japon çizgi bandı (çizgi roman karesi) olan “Tagosaku To Mokubei No Tokyo Kembutsu” (çizgi roman karesi)  Rakutan Kitazawa tarafından çizilip ilk gerçek Japon gazetesi olan Jiji Shinpo’da yayımlandı. Konusuna gelecek olursak Tokyo’ya gelen iki insanın hikayesini anlatıyordu. Bu eser Amerikan çizgi romanlarından benzerlikler taşısa da Japon kültürel orijinalliğini hissettiriyordu.

Rakutan Kitazawa’nın çizdiği Tagosaku To Mokubei No Tokyo Kembutsu

Mangaların yaygınlaşması ve günlük hayata girmesi ise 1930’lara gelindiğinde başlamıştır. 1931 yılında Mançurya Çıkarmasından sonra toplumla beraber sanatçılar, yazarlar, oyuncular, tiyatrocular vs. sıkı bir denetim altına girdi. 1940 yılında tüm Mangakalar (Manga yazar ve çizerleri) Shin Nippon Manga Kyokai (Yeni Japon Manga Birliği) adlı bir kuruma girdi. O yıllarda denetimler ve sansürler fazlasıyla arttı. Öyle ki bazı yazarlar hapse atılıp işkence görmeye başladı. Bu topluluktaki yazarların sadece devlet propagandası yapmasına izin veriliyordu. Elbette bu kadar baskı devam ederken çocuklar için de politik olmayan eserler üretiliyordu. En büyük örneği Tagawa Suiho’nun çizdiği ve Norakuro‘da köpek tugayına girmeye çalışan bir köpeğin hikayesinin anlatıldığı “Norakuro”dur.

Norakuro’dan bir kare

2.Dünya Savaşında ekonomik koşullar nedeni ile manga kiralama kültürü başladı. İsteyenler 10 yen karşılığında birkaç günlüğüne kiralayabiliyorlardı. 2. Dünya Savaşı mağlubiyetinden sonra halkın motivasyonunu güçlendirmek amacıyla daha çok tarihsel konuları içeren mangalar çıkmaya başladı. 1947 yılında “Manga Tanrısı” olarak bilinen Tezuka Osamu, Robert Louis Stevenson’nun Treasure Island’i uyarlayarak Shin Takarajima (Yeni define Adası)’yı çıkardı. Halkın savaş sonrası ekonomik zorluğuna rağmen bu manganın satışları 400.000’e çıktı. Osamu bu eserinde sinema tekniklerini de kullanarak bir ilke imza atmıştı.

Ve bunu yaparken sadece 19 yaşındaydı.

1950’lere gelindiğine mangalarda kadın sanatçılar da ortaya çıktı. Yazıp çizdikleri mangaların çoğunu Tezuka Osamu gibi santatçılar hazırlıyordu. Bu çalışmalar o dönemki kadınların maruz kaldığı baskıyı kaldırmak için de Takarazuka Tiyatrosunu da etkilemişti. O dönemki kadın mangakalar sadece kızlara yönelik eserler veriyorlardı.

1960’larda ekonomik sıkıntıların da düştüğü zamanlarda artık aylık ve haftalık manga dergileri çıkmaya başladı. Bunun en büyük örneği  Weekly Shounen Magazine’dir. Bu dönemde manga serilerinin televizyonlarda reklamları yapılmaya bile başlamıştı ve bu manga satışlarının artmasını sağlamıştır. Benim de favori mangam olan ve çok ses getiren Kazuo Koike tarafından yazılan, bir suikastçinin hikayesinin anlatıldığı “Lone Wolf and Cub” bu yıllarda çıkmıştır. Milli simge haline gelen ve hala devam eden Doraemon ise 1974’te yayına başlamıştır. Komedi türü olarak çıkan bu mangada çocuklara dolaylı yoldan dürüstlük ve çevrecilik gibi dersler de verilmek istenmiştir. Hala daha büyük bir hayran kitlesi vardır.

80’li yıllarda artık mangalar Japonya’da hemen herkesin okuduğu kültürel bir ürün haline gelmişti ve artık politik ve akademik bilgiler veren mangalar da üretilmeye başlamıştı. 1986 yılında Japonya dışında da bir çok insanın büyük ilgi gösterdiği 3 ciltlik Shotaro Ishinomori’nin yazdığı JAPAN INC. : A Manga Introduction to the Japanese Economy ortaya çıktı. Ticaret hikayesini anlatan Bu eser Japonya dışında da insanların mangalara ilgi duymasını sağladı.

JAPAN INC. : A Manga Introduction to the Japanese Economy

Özellikle erkeklerin çok büyük ilgi gösterdiği Uzakdoğu dövüş sanatları içeren mangalar da bu yıllarda damgasını vurmuştur. Bunun en büyük örneği ise tıpkı Doraemon gibi klasikleşen Dragonball’dır. Tüm dünyada büyük bir üne kavuşan ve 90larda video oyunları çıkan Dragonball hala çok büyük bir hayran kitlesine sahip.

90’larda günümüzde en çok okunan Naruto, Bleach, One Piece gibi mangalar çizilmeye başlandı. Bu yıllarda Yakuza hikayelerinin anlatıldığı mangalar da çok ilgi çekiyordu. Golgo 13 buna iyi bir örnektir.

Günümüzde artık her türden eserler verilen manga kültürü tüm dünyada yaygın. Orijinal konuları ve sanatsal çizimleriyle okurken çok keyif aldığımız bu kitapların kalitesi tartışılamaz. Umalım ki bu kültürde sürekli farklı eserler çıksın ve popüleritesine devam etsin…

 




Translate »