Little Forest / Summer-Autumn, Winter-Spring

Baştan uyaralım: karşımızda asla aç karna seyredilmemesi gereken bir film var! Aksi takdirde acı çekebilirsiniz veya farkında olmadan kendinizi birşeyler atıştırırken bulabilirsiniz! Junichi Mori’nin yazıp yönettiği, dört kısım (her biri bir mevsim için) iki filmden oluşan (birbirinin devamı niteliğinde) Little Forest  Daisuke Igarashi’nin 2002-2005 yılları arasında yayımladığı popüler manga serisinden uyarlanmış bir film. Bir genç kızın (Ichiko) doğayla, ailesiyle (filmde sadece annesini görüyoruz), yemeklerle ve kendiyle olan ilişkisini anlatan bu “kendini-keşfetme” filmi çok fazla diyalog barındırmayan, daha çok yemek hazırlama sahnelerinin olduğu alışık olmadığımız tarzda bir film.

Annesi tarafından terk edilen Ichiko şehir hayatını bırakıp Komori denilen (kelime olarak küçük orman anlamına geliyor) kırsaldaki evlerine gider ve orda yaşamaya başlar. Ichiko’yu gündelik hayatta geleneksel tarzda çiftçilik yaparken görürüz. Çeltik hasadı yapar, mevsimine göre türlü türlü sebze yetiştirir, meyve ağaçlarından meyve toplar, kış için sebze kurutur, yaz için doğal meyve suları hazırlar ve bunları evde bazen tek başına bazen de arkadaşları veya komşularıyla afiyetle yer.

Film boyunca babadan hiç söz edilmez. Sadece geri dönüş sahneleriyle anneyi yemek yaparken görürüz. Ichiko’nun 2 film boyunca hazırladığı 28 adet yemekte (evet, yanlış okumadınız!) annesiyle olan inişli-çıkışlı ilişkisinin bir tür yansımasını görürüz. Nasıl her yemeğin Ichiko’nun annesine dair hatıralarıyla bağlantılı olduğuna tanıklık ederiz. Bazı yemekler olumlu anıları çağrıştırken bazıları da üzüntü verir sadece. Kimi yemeklerin doğru tarifini hatırlamak için Ichiko geçmişi düşünecek, işin püf noktalarını bulmaya çalışacaktır. Bunu yaparken annesinin verdiği emeği, kendine has yöntemlerle yemeklerine kattığı eşsiz lezzeti ve bir yemekle annesinin kendisini ne denli mutlu ettiğini anlayacaktır. Evet, Ichiko annesini “anlamaya” başlamıştır. Bu süreç Ichiko’nun kendisi olması, kendini bulması ve tek başına ayakta kalması için de çok büyük katkı sağlayacaktır.

Ichiko’nun çiftlik evine gelişi bir tür kaçış mıdır yoksa kendi bulma veya yeni bir hayata başlama adımı mıdır? Şehirdeki hayatını çok özlüyor gibi gözükmez doğrusu. Erkek arkadaşlarıyla ilgili sorunları aklına gelir. Öte yandan Komori’de temelli de kalmak istemez. Mesela domateslerini daha iyi yetiştirmek için sera yapması tavsiye edildiğinde bunun onu Komori’ye bağlayacağını söyler. Şehirden kıra gelmiş bir başka karakterin (Yuta) ise böyle şüpheleri ve gel-gitleri yoktur. Komori’deki insanların bildikleri şeyleri söylediğini; oysa, şehirdekilerin anlamadıkları konularda boş boş konuştukları söyler. “Ordan ayrıldıktan sonra burada insanlara saygı duyabileceğimi öğrendim” der. Ichiko için ise her şey bu kadar basit değildir.

Ichiko’nun daha sonra annesinden alacağı mektuplar önce kafasını daha da karıştıracak ama ardından “kendisi olma” yolculuğunda ona yeni ufuklar açacaktır. Bu ilginç filmi sadece aşçılık, pirinç yetiştirme, reçel yapma veya ördek pişirme olarak görmek fazla basite indirgemek olur. Geleneksel yöntemlerle yapılan tarım, doğal sebze-meyve üretimi ve bunların el emeğiyle hazırlanması ve beraber yenmesi bize sevgiye, sofra kültürüne ve mutluluğa dair de bir şeyler söylemekte. Ichiko’nun annesini de dediği gibi: “Hazırladığın yemek kalbinin aynasıdır.”




Translate »