Kumiko Hazine Avcısı

David ve Nathan Zellner kardeşlerin beraber yazdıkları ve David Zellner tarafından yönetilen Kumiko Hazine Avcısı, birçok farklı açıdan incelenebilecek bir film. Film, ofis asistanı olarak çalışan 29 yaşındaki Japon bir kadın olan Kumiko’yu ele alıyor. Kumiko’yu kısaca özetlersek; darmadağın bir apartman dairesinde yaşayan ve bir yandan ‘Japon toplum kurallarını yine bize göstererek’ annesi tarafından sürekli evlendirilmeye çalışılan bir kadın karakter diyebiliriz. Bununla birlikte, Kumiko’nun hayalini kurduğu bir hayat vardır: bir hazine avcısı olmak. Monoton hayatından sıkılan, işten ve aileden gelen yoğun baskı ve eleştirilerden sonra Kumiko, ardındaki herşeyi terk edip bir çıkış yolu arar. Kumiko’nun, izlemekten bıkmadığı ‘Fargo’ isimli filmde gördüğü kar’a gömülmüş para sahmesi ile bu çıkışı bulduğuna inanır ve ‘Fargo’ya doğru yola koyulmaya karar verir. İzlediği filmin sonunda gömülmüş olan paranın var olduğuna inanan karakterimiz ‘hazine’ olarak adlandırdığı paranın peşine düşer. Bu uğurda elinde ne var ne yoksa harcamaya hazırdır. Dünyanın diğer ucuna gitmek de buna dahil diyebiliriz.

Karakterimiz ‘Hazinesi’ için filmin son sahnesini defalarca izleyerek ve ölçerek kumaştan haritalar üretmeye başlar. Bu haritalar ile ‘Fargo’ya ulaşmanın hayalini kurar. Yol boyunca yoğun kar yağışına yakalanmaya bile göze almıştır. Sonunda Kumiko, ısınmasına yardımcı olan bir Şerife rastlar, ancak bu iki karakter filmde çatışma yaratır. Şerif, Kumiko’nun inandığı bu durumu bir efsane olduğunu ve bir filmden ibaret olduğunu gerçek olmadığını ikna etmeye çalışır. Kumiko, Şerif’e ve karşılaştığı karakterlere daha fazla dayanamayıp bir taksiye binip sonunda hazinesine ulaşır ya da ulaştığını sanarız. Filmin doruk noktasıda son sahnede yer alıyor aslında. Son sahneye gelmeden birkaç analizden bahsetmek istiyorum.

Popüler kültürden beslenen ama bunu özgün bir biçimde şekillendiren yönetmen David Zellner, oldukça ilginç bir yapım ortaya koymuş. Film gelenekselci bir odakla açıldıktan sonra kara komediye dönüp, absürt unsurlarla komedisini besliyor. Amerikan ana akım sinemasına yaptığı göndermelerle ilginçleşen Kumiko Hazine Avcısı, tekniği ve sinematografisiyle de özel bir yerde duruyor.

Joel Coen ve Ethan Coen kardeşler’in 1996 yapımı olan ‘Fargo’ filminin başında gösterdikleri “ bu gerçek bir hikayedir” ironisini, ruhsal durumunun da etkisiyle ciddi alan ve kendi hayal dünyasında binbir türlü kurgular üreten Kumiko’ya bir noktadan sonra hak vermemek mümkün değil gibi görünüyor. Çünkü enteresan olan Fargo’nun aksina bu filmin (Fargo filminin) gerçek bir hikayeye dayanıyor olması. Ancak bunu Fargo’ya nazire yaparcasına hiç belirtmemesi ve sadece filmin başında ‘Fargo’ filminin başındaki o yazıyı belli belirsiz göstermesini görürüz.

İdealler, arzular ve istekler üzerine yazılmış bir film olan Kumiko Hazine Avcısı, aynı zamanda sinemanın bu idealler, arzular ve istekler doğrultusunda nasıl bir etkiye sahip olabileceğini abartılı bir şekilde işliyor. Japonya’da başlayan ve Amerika’ya uzanan filmimiz Japonya’nın geleneksel havasında gezinerek başlıyor.

Tipik bir bağımsız Japon filmi edasıyla Kumiko’nun hayatını tanımaya başlıyoruz. Yakın iç mekan çekimleri ve kısa sahneler eşliğinde Japonya’nın toplumsal normlarına dokunuyor.Cinsiyet ve sınıf ayrımına odaklandığı bu kısımlarda Kumiko’nun sessiz kaldığı tepkiler birer çığlık niteliği kazanıyor. Özellikle cinsiyet ayrımına bütün film boyunca parmak basıyor.Kumiko Amerika’ya (Fargo’ya) ulaştığı anda bir Amerikan bağımsızı edasıyla devam ediyor.

Bu filmin en güçlü sahnelerinden biri Şerifin Kumiko’ya  bildiği tek yoldan yardım etmeye çalışmasıydı: Çin lokantılarına gitmeleri… Amerika’da gittikleri bu çin lokantasında Şerif’in çinli bir kadına ‘Japonca biliyor musunuz? Ona anlatabilirmisiniz?’ diyerek yanlış olduğunu bilsede burada Kumiko’ya anlayıp anlayamayacağına bakılmaksızın hala yardım etmeye çalışıyor olmasıdır. Zellner’in kullandığı yaratıcı teknikler, sahnelerini daha derin ve başarılı kılıyor. Kamerasıyla birlikte filmin atmosferini de değiştiren Zellner, geniş açılara geçiş yapıyor. Bu şekilde Kumiko’nun macerasını daha da geniş bir coğrafyaya yayıyor. Kültür farklılığını iyi bir şekilde ortaya koyarak filmin ikinci kısmında kurduğu atmosferi zenginleştiriyor. Filmin bağlamından kopmamaya çalışarak gerçekleştirdiği bu değişim, temposunu da olumlu etkiliyor. Başta çok ağır ilerlerken bir anda hızlanıyor ve bir süre sonra aniden yavaşlıyor.

Filmdeki en güçlü imgelerden biri Kumiko’nun bir otel battaniyesi giyip, soğuk ve donmuş bir manzarada yalnız yürümesiydi. Kumiko’nun yalnız başına yürümesi beni çok farklı hissettirdi ve dünyanın soğukluğunu yalnız bu sahnede kendini ‘bana göre’ bize iyi hissettirmeyi başarmıştı.Ses tasarımı olduğu gibi sinematografi de mükemmeldi. Filmde ton ve drama çok  iyi sağlanmıştı. Kumiko haricindeki karakterlerini de iyi tasarlayarak temellendiren Zellner’in, filme katkısı yalnızca kamera arkasıyla kalmıyor. Filmde rol de alan yönetmenimizin canladırdığı karakter, Kumiko’nun yolculuğunda önemli bir rol üstleniyor. Hikayeye dahil olan bütün yan karakterler de kendilerine özgü huylara ve özelliklere sahip olunca, bu yan karakterlerin varlığı filmi güçlendiren önemli unsurlardan biri oluyor haliyle. Özellikle Amerikan kültürünü küçümseyen diyaloglara yer vermesiyle çok daha farklı bir durum ortaya çıkıyor. Filmin önemli metaforlarından biride Kumiko’nun tavşanı (sanırım en tatlı tavşan) Bunzo’dur. Burada tavşan kendini feda etmenin sembolüdür, herşeyin farkında olmanın, yeniden doğuşun ve gerçeğe giden yolun… Filmin son sahnesinde de tavşanın büyük bir rolü vardır. Son sahnede Kumiko’nun karlar içinde uyanıp sonunda hazinesine kavuştuğunu görürüz. Fakat burda genellikle izleyici tarafından sonradan anlaşılan bir durum yaşanır. Filmin sonlarına doğru Kumiko gece vakti ormanda kaldıktan sonra sabaha karşı karlar içinde uyanır. Aslında karakterimiz burada yaşamını yitirmiştir. Karakterimizin uyanması ve yanında tavşan Bunzo’yu tekrar görmemiz öldükten sonra yeniden doğuşunu ve bize zaferi göstermektedir. Bununla birlikte, Kumiko hazineyi bularak büyüklüğe erişemediği halde farklı bir şekilde büyüklüğe ulaşmış olabilir. Geriye hazinenin var olduğuna dair bir inanç bırakmış olur. Bitiş bir fantezi gibi gözükse de, alışılmış sonları anımsatıyor. Bu alışılmış son,anlatıdan çok metafora dönüşüyor.  Burada Kumiko hazine yüzünden değil de, yolculuğu ve hayal ettiği yolda gerçekleştirdiği motivasyonu nedeniyle hatırlanır ve hatırlanmaya devam edecektir..Son olarak film bir sanat filmi olarak anılmaktadır. Benim için filmin sanat olarak anılması değil, Kumiko’nun bize göstermek istediği iki yol hatırlanmış olacak: hayallerimiz için ne olursa olsun başarısız olsakta bu yoldan dönmemek… Ancak o zaman insanlar tarafından hatırlanır ve onlara iz bırakmış oluruz. Kumiko bize fazlası ile bir iz bırakmış oldu… Not: Bu filmi en çok kışın izlemenizi tavsiye ederim. Film yavaş aktığı için başta sıkılabilirsiniz bu yüzden size önerim dilerseniz filmden her gün 10-15 dakika izleyerek devam edebilirsiniz. Ya da sabırlı olursanız film zaten ortalarına doğru sizi kendine çekecek ve sizde bir boşluk yaratacaktır. Tabi bu boşluk kötü bir boşluk değil, sizi rahatlatan düşünmenizi sağlayan bir boşluk olacaktır.

*Bu yazı YATTAA* dergisinin 22.sayısında yayınlanmıştır.




Translate »