Kobo Abe | Başkasının Yüzü

Kobo Abe | Başkasının Yüzü

Monokl Yayınları geçtiğimiz sene içerisinde yazarı Kobo Abe olan “Kumların Kadını” isimli eserini Barış Bayıksel imzalı çeviriyle bizlerle buluşturmuştu. Fakat en önemlisi “Kumların Kadını”nı sunarken, yazarın diğer kitaplarını da en kısa zamanla yayımlayacaklarının müjdesini vermişlerdi. Nitekim bu vaat kısa süre sonra yayımlanan “Kanguru Defteri” ile doğrulanmıştı. Yayıneviyle yaptığım görüşmeye dayanarak söyleyebilirim ki, Abe’nin “Kutu Adam” isimli romanı hariç, diğer romanlarını sırasıyla yayımlayacaklar. “Kutu Adam” ise telif haklarını alan Sel Yayınları tarafından önümüzdeki günlerde bizimle buluşacak. Monokl’un bu güzel Kobo Abe serisinin üçüncü kitabı ise geçtiğimiz aylarda basılan “Başkasının Yüzü” oldu.

Kobo Abe, Japon edebiyatı dendiğinde akıllara ilk gelen yazarlardan birisidir şüphesiz. Her biri şahsına münhasır olan Japon romancıları içerisinde; yarattığı dünyalarla okurların gözünde bambaşka bir yerde konumlanmış, her yazdığı eseriyle bu konumunu sağlamlaştırmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın karanlık ortamı öncesi; 1943 senesinde, Tokyo’da tıp okumaya başlayan Abe, bu yıllarda ilk yazınsal eserlerini vermiştir.

Ne kadar tıp okusa da ziyadesiyle edebiyatla ilgili olagelmiştir. Bir yandan da felsefe konusunda sahip olduğu açlık onu sürekli okumalara, hatta tıp eğitimi almasına rağmen bu alandan uzaklaşmasına sebep olacak bir ruh haline sevk etmiştir. Neticede 1948 senesinde üniversite eğitimini sonlandırmasına rağmen, doktor olmak için özel bir çaba sarf etmemiş ve kendini edebiyat çalışmalarına adamıştır. Bu yıllar yazarın ilk ciddiye aldığı edebi çalışmalarının da meydana çıktığı yıllar olmuş, Kobo Abe arka arkaya eserlerini yayımlanmıştır.

1962’de çıkan “Kumların Kadını” ise Abe’nin kariyerinin dönüm noktası olmuştur.

Zamanın yargısından geçen ve şimdilerde 20.yy’ın en önemli romanlarından biri olarak gösterilen “Kumların Kadını” yazıldığı dönem de oldukça ses getirmiştir. Japonya’da Akutagawa Ödülü’ne layık görülen, batıda da çevrildikten sonra yoğun ilgiyle karşılanan roman aynı zamanda yazarın ününü pekiştirecek bir işbirliğine de sebep olmuştur.

Japon yönetmen Hiroshi Teshigahara ile yapılan bu işbirlik, ikilinin sonraki yıllarda da meyve verecek birleşmesinin ilk ürünü olan “Suna no Onna (Kumların Kadını, 1964)” filmiyle taçlanmıştır. “Kumların Kadını” kitabı ve filminin göz kamaştıran başarısı ayrı bir yazının konusu olabilecek bir öyküdür. Asıl önemli olan, o dönem bu kadar parlayan bir yazarın bir sonraki eserinin ne olacağına dair olan meraktır.

Sene 1964’ü gösterdiğinde “Kumların Kadını” filmiyle halen fırtına misali isminden bahsettiren Kobo Abe “Başkasının Yüzü” isimli romanını yayımladı. Beklentiyi bir hayli yükselten Abe yeni romanında kendisinden beklenen derinleşmeyi sağlama başarısını gösterdi ve edebiyat tarihine bu efsane alegorik metni hediye etti. Bu romanla Abe “Kumların Kadını” romanında sinyallerini verdiği felsefi yoğunluğu daha katmanlı bir şekilde hikâyesine yedirerek dünya okuyucusunu mest etti. Bu kez kumlardaki öykü kadar rahat izlenebilen ve üstten de okunabilen bir öykü kaleme almamış olsa da, titizlikle incelendiğinde her katmanında ayrı bir felsefi düşüncenin yeşerdiği zengin ve olgun bir roman ortaya koymuştu.

Kobo Abe | Başkasının Yüzü

Başkasının Yüzü

Roman, bir kimyager olan başkarakterin yazdığı üç defterden oluşuyor. Yanlış bir karışım sonucu gerçekleşen mesleki bir patlamada karakterin yüzü tamamen kimyasal maddeye bulanmış ve yanmıştır. Ancak bunun sonucunda deri olması gerekenden daha çok iyileşme yaratıp, birbirinin üzerine geçmiş et dokusunda, sülükümsü bir hale doğru eğrilmiştir. Bu tıbbi durum bazı insanların cildinde meydana gelen anormal bir durummuş aslında. İşin en hazin tarafı ise bu anormalliğin herhangi bir estetik operasyonla düzeltilebilir olmamasıymış.

Haliyle karakterimiz yüzsüz kalmış ve kendisi dâhil herkesi korkutan bu yüzü sargılarla sakladığı bir hayata merhaba demiştir. Ancak bir gün yüzünün yerine bir maske yerleştirebileceği fikrine tutunur ve bunun üzerine çalışmaya başlar. Ancak bu yeni yüz(!) onun kendi biyolojik yüzü gibi olabilecek midir? Yoksa tamamen farklı bir insan mı olacaktır? Bu haliyle yaşayacağı yaşamın ne kadarı ona kalacak, onunla yaşayanlar ne kadarını onunla yaşamış gibi sayacaktır?

Yeni bir yüz, eski ‘O’nu dünyadan silecektir. Hoş olduğu haliyle de eski kendisine artık çok uzaktır. Bu ve bunun gibi yüzlerce sorunun peşinde, kaybettiği yüzünün arkasından aslında benliğini bulma çabasıyla kıvranan bir insandan başkası değildir karakter.

“Kumların Kadını” isimli romanında da sırtını metaforlara yaslayan Abe, burada tıp bilgisini de yanına alarak, akıl almaz, çoğunlukla okuru yüzünü okşamaya iten bir metaforlar silsilesi yaratmıştır. Bu tarz anlatıların en büyük handikabı olan inandırıcılıktan uzaklaşma hatasına düşmemiştir Kobo Abe. Hatta karakterin maske yapımına harcadığı çaba o kadar ayrıntılı ve edebi olmaktan ziyade bilimsel bir dille aktarılmış ki inanmamak imkânsız hale getirilmiş. Bu yüzden bir süre sonra siz de ‘yüz’süz bir halde kitabı elinizde tutuyor ve o ana kadar sahip olmamanın getireceklerini asla düşünmediğiniz yüzünüze farklı bir gözle bakmaya başlıyorsunuz.

Diğer yandan yüz, maske ve kimlik üçgeninde; karakterin travmasından beslenen bir anlatı kurmak son derece etkileyici bir edebi okuma sunmuş.

Zira karakterin zihinsel enkazında dolaşırken, onun tüm korkusu, sorgusu ve nefreti farkına varmadan kitabı elinde tutan biz okurlara geçiyor. Maskesini bir “öteki”ye dönüştüren ve bununla da şizofrenik bir çatışma yaşayan karakterle yaşanan en küçük özdeşleşme, sahip olduğumuz yüzlerin kimliğimize olan doğal ve müdahale edilemez etkisi üzerine düşünmemize sebep oluyor.

Ingmar Bergman’ın “Persona” isimli filminin sonunda yaşadığımız yabancılaşma, burada kendini acımasız bir özdeşleşmenin yerine bırakıyor, fakat belki de çok daha güçlü bir yabancılaşma bu şekilde meydana geliyor.

İçinde yaşadığımız zamanların temel sorunlarından olan sistemin yalnızlaştırdığı insan tipinden ne kadar kaçmaya çalışsak da, ne kadar varoluşsal problemlerden uzak durmak için çaba sarf etsek de bazen tam göbeğinde durup, hayata oradan bakmak, karanlık tarafımıza daha iyi gelebilir. Kobo Abe bu irkilmeyi çok iyi sağlıyor. Tıpkı “Kumların Kadını”nın sonunda bizi bıraktığı nokta gibi, “Başkasının Yüzü”ndeki son nokta da gelip bizi tam kalbimizden vuruyor.

Not: Ayrıca filmin 1966 tarihli, Hiroshi Teshigahara tarafından yönetilen bir uyarlaması vardır. Teshigahara ile Abe’nin ikinci işbirliği olan bu film de tıpkı “Kumların Kadını” ve daha sonra gelecek diğer iki film gibi, kitaptan sonra mutlaka izlenmeyi hak etmektedir.




Translate »