Klişeler Arasında Felsefe: Ghost in the Shell

Hollywood’un uzun zamandır kısır bir döngüde olduğu ve eski yapımları remake yaptığı hepimizin malumu bir konu… Tekrar çekimler, uzun aralardan sonra gelen devam filmleri, hatta üçlemeler derken sonunda Hollywood anime dünyasına da derin bir dalış yaptı. Aslında bazı yönetmenlerin anime filmlerden ve mangalardan esinlendiğini biliyoruz. Geç bulup erken kaybettiğimiz Satoshi Kon’un Perfect Blue yapımı, Darren Aronofsky’nin Requem for a Dream’ine ilham kaynağı olurken yine Satoshi Kon’un Paprika’sı Christopher Nolan’ın Inception filminin temellerini oluşturmuştu. Aynı şekilde Age of Tomorrow filminin hikayesi de Obata Takeshi (çizim), Sakurazaka Hiroshi (hikaye), Takeuchi Ryousuke (hikaye) üçlüsünün mangası olan All you Need is Kill serisine dayanıyordu. Ve elbette Ghost in the Shell yıllar önce Wachowski Kardeşler’in başyapıtı olan Matrix’e ilham kaynağı olmuştu.

Hal böyle olunca, Hollywood anime dünyasına daha derinden giriş yapmaya karar vermiş olacak ki, 2017’nin ilerleyen aylarında Netflix’in çektiği Death Note’u bile izleyeceğiz.

Geçtiğimiz iki yıldan beri yapımı süren Ghost in the Shell’in remake filmini ise 31 Mart 2017’de dünya ile aynı anda ülkemizde de izledik. Elbette daha filmi izlemeden tartışmalar başladı. Hollywood’un beyaz ayırımcılığı başta olmak üzere, yayınlanan fragmanlarla birlikte konudaki bazı değişiklikler (mesela Motoko’nun ismi gibi) izleyicinin canını sıkmaya yetmiş de artmıştı bile. Ama diğer yandan görsel efektler göz dolduruyor, animede izlediği efsane sahneleri Hollywood’un görsellikteki mükemmel başarısıyla tekrar izlemek isteyen seyirciler de bu sahneleri merakla bekliyordu. Bir yandan Binbaşı’yı canlandıracak Scarlett Johansson’ın performansı öngörülmeye çalışılıyor diğer yandan ise daha önce sadece Pamuk Prenses ve Avcı’yı çekmiş olan Rupert Sanders’ın yönetmen koltuğunda oturması tartışılıyordu. İşte tüm bu tartışmalar altında 31 Mart 2017’de film vizyona girdi ve elbette girdiği gün seveni de sevmeyeni de sinemaya çekti. Film çıkışında ise genel olarak filmi çok beğenenler ve hiç beğenmeyenler olarak ikiye ayrılmışlık söz konusu oldu.

Peki Hollywood’un Ghost in the Shell’i neyi anlatmak istiyordu aslında? Spoiler vermeden özetlemem gerekirse, Hollywood Ghost in the Shell’in o güzelim kişilik, toplumsal bilinç ve sibernetik suçlar tabanını almış olması gereken görselliğini vermiş ama repliklerde, yani hikayede fena halde çuvallamış. Scarlett Johansson her ne kadar aksiyon sahnelerinde kendisini çok önceden kanıtlamış olsa da, Binbaşı’nın ağırlığını tam olarak taşıyamamış (kötü değil ama daha iyisini beklerdim), yönetmen Rupert Sanders genel kurguyu kotarsa da, sahne yazarlarının yetersizliği ile aşağıya çekilmiş diyebilirim. Filmi orijinaline atıfta bulunan müzikleri ve aksiyon sahneleri göz doldururken ikili diyalogların zayıflığı ve en kötüsü de o güzelim felsefenin eğilip bükülüp, Hollywood’un klişeleşmiş iyi adam-kötü adam ve anti-kahraman olguları arasında kendisini birkaç replik dışında gösteremiyor olması eminim birçok anime hayranını üzmüştür.

Öte yandan animedeki ikonik sahneleri birebir izleyiciye sunması, hatta bazı repliklerin temeline dokunmadan uyarlaması filmin en büyük artısı olmuş aslında. Animedeki toplumsal çıkarımlar ve kişilik olgusu filmde “fazla” bireyselleşmiş olsa da, aslında film de kimlik ve benlik olgusuna değinmeyi başarabiliyor. Elbette animeye hayran olanları, mangasını yalayıp yutanları tatmin edecek boyutta değildi bu değinmenin boyutu ama animeyi hiç bilmeyen kişilere animenin içeriğini anlatmaya yetecek kadar var.

Animede kişilik ve benlik olgusunu, anılar ve toplumsal hafıza temelinde incelerken filmde bu olgu sadece Binbaşı’nın hikayesinde kendisine “yeterince” yer bulabiliyor ama onda da fazla bireysel oluşuyla istenilen yani beklenilen içeriği oluşturamıyor. Yine de Binbaşı’nın filmde değiştirilen geçmiş hikayesi, filmin temeline güzel yedirilmiş ve hiç bir şekilde sırıtmamış. Yani Binbaşı’nın neden Asya kökenli bir görüntüsünün olmadığı, diğer karakterlerin neredeyse birebir fiziki özellikleri ile gördüğümüz gayet güzel kotarılmış bence hikayede. Ama bu geçmiş hikayesinden hoşlanıp hoşlanmamak tamamen izleyicinin zevkine kalıyor.

Öte yandan film, remake mantığına uygun olarak kostüm tasarımlarından şehir görsellerine kadar hemen hemen her ayrıntısıyla animesinin oldukça başarılı bir görsel kopyası olmuş. Hatta gönül rahatlığıyla görsel tasarımları için “ancak bu kadar olabilirdi” diyebilirim. Hikaye içeriği oluşturulurken ise, aslında hem Ghost in the Shell anime filmlerinden hem de Ghost in the Shell “stand alone complex” serisinden bir şeyler aktarılmak istenmiş. İşin içine ticari kaygılar da girince ortaya anime izleyicisi için yetersiz ama animeyi izlemeyen insanlar için oldukça açıklayıcı bir şey çıkmış. Yine Hollywood’un ticari kaygıları gereği önünü açık tutmak adına yani filmin devamının gelebilmesine olanak sağlayacak bir açıklıkta olması yukarıda da söylediğim gibi anime izleyicisini sıkarken anime dünyasına yabancı olanları eğlendirmeye yetiyor bence.

Ghost in the Shell anime filmlerindeki birçok felsefi diyalog biz anime izleyicileri için anime izleme nedeni olurken bunu Hollywood’un blockbuster izleyicisinden beklemek elbette büyük bir hata olacaktır. Yani aslında yapımcı şirketin ticari kaygısını da anlamak gerekiyor biraz. Fakat film ileriye yönelik olarak güzel bir altyapı oluşturmuş aslında. Olurda devam filmleri gelirse, anlatılmasını istediğimiz felsefi içerik kendisine daha fazla yer bulabilir.

Tabii bir de hikayeyi şu şekilde değerlendirmek lazım; Ghost in the Shell mangası ile birçok yenilik getirmiş bir yapım. Animesi ile de aynı şekilde anime dünyasının hatta film dünyasının yeni sözleri olmuş ve dönemi için birçok kişide aydınlatma yaşatabilecek bir içeriğe sahip. Ne var ki bu içeriği artık günümüzde de sıklıkla görmeye başladık. Artık bir çok yapımda varoluşumuzu derinlemesine sorguluyor, toplumu ve kişiliğimizi eleştiriyoruz. Westworld dizisi bunun günümüzdeki en başarılı örneklerinden birisi. Yani bu remake filmden yeni bir şeyler beklemek ya da beklentiyi yükseltmek aslında oldukça yanlış bir yaklaşım. Ne var ki ben bu kadar klişelere bezenmesini de beklemiyordum açıkçası. Yani efsanevi Ghost in the Shell’in kötü adamı “bir şirketin aç gözlü yöneticisi” gibi 5 yaşındaki bir çocuğun bile bulmakta zorlanmayacağı birisi olmasaydı keşke.

Velhasıl film, görsel ve işitsel olarak izleyiciyi fazlasıyla tatmin ederken içerik konusunda animeyi izleyenleri yeterince kendisini sevdiremiyor ama izlemeyenlere oldukça rahat bir şekilde görselliğinin de yardımıyla sevdiriyor. Şahsım adına şunu söyleyebilirim ki, anime ile birebir giden her sahnesi, özellikle de finali filmin izlenmesi için yeter de artar bile. Anime serisini izlemeyen seyirciyi zaten memnun edecektir. O zaman şimdiden iyi seyirler.



bazen hayatımın kalanını sadece anime/dizi/film izleyerek geçirmek istediğim doğrudur.