Kitap Tanıtım Yazısı | İnsanlığımı Yitirirken, Osamu Dazai

3

Sizlere kitaptan söz etmeden önce, yazardan söz etmeyi daha doğru buluyorum. Çünkü Osamu Dazai‘yi tanımadan onun dünyasını kavramak, yazdıklarını anlamak pek mümkün değildir. “Hangi yazar için söylediğiniz geçerli değil ki?” dediğinizi duyar gibiyim. Evet, dediğiniz doğru fakat birazdan tüm yönleriyle ele alacağımız roman aslında Dazai’nin yaşam öyküsü niteliğindedir.

Japon yazar, Tsugaru Yarımadası’nın merkezi yakınlarındaki küçük bir kasabada doğmuş, ailedeki siyasetçi olma geleneğine karşı çıkarak yazarlığa karar vermiştir. 39 yıllık yaşamında birçok kez intihar etmeyi denemiş, esrar ve alkol bağımlısı olmuş, vereme yakalanmış ve insanlıkla hiçbir ortak noktada buluşamamıştır. 1948’de sevgilisiyle birlikte suya atlayarak yaşamına son vermiştir. Ölümünün üzerinden yıllar geçmesine rağmen bıraktığı eserlerle günümüzde ilgi gören ve gelecekte de ilgi görmeye devam edecek olan bir yazardır.

Bir okur olarak söylemeden geçemeyeceğim, hem kendi adıma hem de tüm okurlar adına üzülüyorum. “Dazai yaşasa kim bilir daha neler yazardı?” diye düşünmeden edemiyorum. Farklı bir pencereden bakacak olursak belki de Dazai’yi Dazai yapan acılarla dolu yaşam öyküsüdür, bilemeyiz. Dilerseniz burada yazarı bırakıp romana geçelim.

INS.Yitirken KAPAK

“Yaşamım utançlarla doludur. İnsan yaşamının ne olduğu hakkında bir fikrim yok.”

Romanın ilk sayfalarında rastlayacağınız bu iki cümle, Yozo’nun var olmaya dair bakış açısını özetler.  Yozo, çocukluğundan itibaren çevresindeki her şeyi inceler ve çoğunu da saçma bulur. Mutluluğu, neşeyi insan yaratmıştır; hüznü, acıyı, dedikoduyu yarattığı gibi. Biri hatırlatana kadar açlık hissetmez, kadınlardan uzun süre kaçar. Lise döneminde ailesinden uzakta,  kiraz ağaçları ve denizle çevrelenmiş bir okula yerleştirilir. Onun için yaşamak tiyatro gibidir. Yozo, rolünü ustalıkla oynar, içindeki karanlığın keşfedilmemesi için şakalar, taklitler yaparak çevresindekileri güldürür.

Resim yapmaktan hoşlanır, kendi deyimiyle hayalet resimler çizer. Güzel sanatlar okuluna gitmek isterken oğlunun bürokrat olmasını isteyen babası onu önceden Tokyo’da yüksek okula yazdırmıştır bile. Okula pek uğramaz, resim atölyesine katılır. Burada Horiki’yle arkadaş olur; içkiyle, sigarayla, fahişelerle ve sol düşünceyle tanışır. Kendini ararken daha çok kaybolur.

Gittiği kafede ona bedava içki veren Tsuneko’yla intihara kalkışır. Fakat planı gerçekleşmez, Tsuneko ölse de Yozo yaşamaya devam eder. Bir aile dostunun evinde âdeta tutsak hayatı yaşar, ailesiyle bağlantısı çoktan kopmuştur. Sonunda evden kaçarak tek arkadaşı Horiki’ye sığınır. Horiki’nin evinde tanıştığı kadınla ve kadının küçük kızıyla yaşamaya başlar. Dergilere karikatür çizerek içki parasını çıkartır. Bağımlılığı günbegün artar, evden ayrılmak zorunda kalır.

Tütün satan genç kız Yuşiko’yla evlenerek yeni bir hayata başladığını düşünür. Felaketler burada da devam eder, bir bakıma yaşamak iyice eziyet hâline gelir. İkinci kez intihar eder, başarısızlıkla sonuçlanan intihar sonrası hastaneye yatırılır. Romanın sonuna doğru Yozo, insanlığını yitirdiğini itiraf eder.

Hüseyin Can Erkin’in çevirisiyle bizlerle buluşan kitabı okuduğunuzda dünyanızdan soyutlanacak, kendinizi Yozo’nun acılarını anlamaya çalışırken bulacaksınız. Belirtmeliyim ki bu kitap, bir defa okunup rafa kaldırılacak bir kitap değildir. Japon edebiyatının köşe taşlarından biridir ve birkaç kez okunmalıdır. Sonuçta, hangimizin yaşamı utançlarla dolu değil ki?

Yazar: Gülşah Işık



20 Mart 1991 ‘de Yomra ‘da doğdu. 2010’da Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden Haziran 2014’de mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Sinema bölümünde Yüksek Lisans yapmıştır. Çalışmaları: Afrika ve Osmanlı Belgeseli projesinde yapımcı asistanlığı, Marmara Medya Merkezi Tasarım Birimi Öğrenci Koordinatörlüğü, İGİAD Gençlik Kurulu Koordinatörlüğü, Avrupa Rüyası Projesi sanat yönetmenliği yapmıştır.