Kenji Mizoguchi’nin Şiirsel Sinema Dili

Kenji Mizoguchi

Kenji Mizoguchi, Akira Kurosawa ve Yasujiro Ozu ile birlikte Japon sinemasının en önemli üç yönetmeninden biridir. Geleneksel Japon resim sanatını andıran görüntüler, uzun statik çekimleri ve oluşturduğu geleneksel atmosfer ile Japonya’daki kadınların gördüğü zulmü kamera önüne taşımıştır.

Mizoguchi’nin filmlerindeki kadınların dişi yüzünün gerçekçi biçimde öne çıkmasında çocukluğunda geyşa olan kız kardeşi ile uzun süre yaşaması ve bu dönemde edindiği izlerin onun daha sonraki yıllarda sinemasına yanmıştır. Çocukluk döneminde yaşadığı yokluk ve acılar, kız kardeşinin yaşadığı zorlu yaşam biçimi onun sinemasındaki ‘‘acının’’ dilini oluşturmuştur.

1930’larda Japon sinemasının yükleşini ve Avrupa’da adından söz ettirmesinde önemli rol üstlenen Mizoguchi’nin sinemasındaki gerçekçi yaklaşımı, resim gibi filmi sunması ve anlatım dilinin akıcılığı ile Japonya’da gelecek kuşaklara örnek oluşturmuştur.

Ugetsu Monagatari

Görsel açıdan etkileyici filmlerinde gerçekliğin doğası, modern ve geleneksel değerlerin çatışması, kadındaki sevginin arındırıcı niteliği gibi konuları işleyen Mizoguchi, Zangiku monogatari (1939, Son Krizantemlerin Öyküsü) filmiyle Meici döneminde geçen uzun bir çağ filmleri dizisini başlattı. Japon sinemasının en güzel filmlerinden biri sayılan Ugetsu monogatari (1953, Yağmurdan Sonraki Soluk Ayın Öyküleri) çağ filmlerinin başarılı bir örneğidir. Gerçekliğin doğası üzerine bir inceleme oluşuyla ve denetimli kamera hareketleriyle yaratılan mekan duygusuyla dikkati çeken Ugetsu savaş sonrası Japonya’sı üzerine alegorik bir yorumudur.

Gaito no suketçi (1925, Sokak Skeçleri) ve Kami-ningyo haru no sasayaki (1926, Kağıttan Bir Bebeğin Bahar Fısıltısı) adlı filmleriyle 1930’larda Japon sinemasında gelişen gerçekçiliğe öncülük etti. 1920’ler ve 1930’lardaki önemli filmler arasında, dönemin toplumsal sorunlarını ele alan Tokyo koşinkyoku (1929, Tokyo Marşı) ve Tokai kokyogaku (1929, Tokyo Senfonisi) ile geleneksel değerlerin modern Japon toplumunca reddedilmesini işleyen Gion no şimai (1936, Gion’un Kız Kardeşleri) ve Naniva ereci (1936, Naniva Ağıtı) sayılabilir.

Kenji Mizoguchi Film

Mizoguçi’nin savaş sonrası yaptığı filmlerde genellikle kadınları konu almıştır. Bu filmler arasında Japonya’da özgürlüğünü kazanmış ilk kadınlarından birinin yaşamöyküsü olan Coyu Sumako-no-koi (1947, Oyuncu Sumako’nun Aşkı), Yoru no onnataçi (1948, Gecenin Kadınları) ve Akasen çitai (1956, Kırmızı Işıklı Semt) filmleri bulunmaktadır.

Çağdaş sorunları gerçekçi bir biçimde betimlerken eski Japon efsanelerini de ele alıp düşçülüğe ve aşırı bir inceliğe sürükleyerek şiirsel bir anlatım oluşturmuştur.

Yazar: Gökhan Kuloğlu



20 Mart 1991 ‘de Yomra ‘da doğdu. 2010’da Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden Haziran 2014’de mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Sinema bölümünde Yüksek Lisans yapmıştır. Çalışmaları: Afrika ve Osmanlı Belgeseli projesinde yapımcı asistanlığı, Marmara Medya Merkezi Tasarım Birimi Öğrenci Koordinatörlüğü, İGİAD Gençlik Kurulu Koordinatörlüğü, Avrupa Rüyası Projesi sanat yönetmenliği yapmıştır.