Jun’ichiro Tanizaki ve Başyapıtı I Nazlı Kar

Nazlı Kar

“Nazlı Kar” Japonya’nın en önemli yazarlarından biri olan Jun’ichiro Tanizaki’nin 1943 – 1948 yılları arasında kaleme aldığı başyapıtı. Yalnız Tanizaki’nin değil aynı zamanda Japon edebiyatının da en temel eserlerinden biri sayılıyor. Orijinal adı ‘Sasameyuki’ olan kitap, İngilizcede ‘The Makioka Sisters’ adıyla yayımlanmıştı. Eserin İngilizceye çevrilmesi çok eski zamanları buluyor. Uzun zamandır ülkemizde de bu dev eseri okuma fırsatı bekliyorduk ki alanında çok yetkin Esin Esen yardımımıza koştu ve eseri Türkçeleştirdi.

Kitaba ismini veren sasemeyuki kelimesi Japonca’da ‘çisildeyerek yağan kar’ anlamına geliyor. Ancak aynı zamanda Japon şiiri doğrultusunda gelişen söz sanatlarında ‘kiraz çiçeklerinin baharda dallarından dökülürken oluşan görüntünün kar zannedilmesi’ anlamını taşıyor. Bu tanımlama Japon edebiyatının lirik ve yumuşak tarafıyla tam olarak örtüşüyor. Çevirmen böylesi derin bir anlamı olan sözcüğü Türkçeleştirirken, Türkçenin hakkını vermiş ve kitabın ismini ‘Nazlı Kar’ olarak çevirmiş.

Tanizaki kitabına Sasemeyuki ismini verirken ancak bir sanatçıdan beklenebilecek bir estetik bilinçle hareket etmiş. Zira sözcüğün tek başına taşımış olduğu metaforik mana, kitapta anlatılan Makioka ailesinin üç kuşak hikayesiyle bütünleşmiş ve ana hikayeyi güçlendirmiş. Kiraz çiçeklerinin Japon kültüründeki önemi de ayrıca sorgulanmalı. Bizim için sadece bir meyve ağacı olan kiraz, onlar için nisan ayı içerisinde açan ve ülkenin bir çok yerini pembe/kızıl tonlara bürüyen, beraberinde de seremonileri, yüzyıllardır süregelen kutlamaları-törenleri haber veren önemli bir doğa olayı. Japonlar kiraz çiçekleri ile derinlikli bir bağ kurmuşlar ve bu mevsimsel geçişi minimalize eden görsel döngüyle doğum ve ölümü sorgulama gibi felsefi eylemleri bir araya getirmişler. Aynı zamanda kitabın kurgusu da bu imgeleye paralel bir şekilde mevsimlerin döngüsü ve zamanın gelip geçiciliğinin hüznünü bize aktarıyor.

Kitabın çevirisi ve yayıncılık olarak kalitesi muazzam. Esin Esen kitabı son derece özenli ve kuvvetli bir Türkçe ile çevirmiş. Tanizaki kadar onun da hakkını vermek gerekiyor. Can Yayınları da aynı büyük özenle maddeleştirmişler. Editörlük ise kusursuz. Daha önce kitabın Türkçeye çevrilmeyeceğini düşündüğümden İngilizce versiyonunu okuma amaçlı girişimlerim olmuştu. Ancak İngilizce çok matematiksel ve sistematik bir dil ve Tanizaki kitaplarında iyi sonuç verdiğini düşünmüyorum. Haruki Murakami, Ryu Murakami, Kobo Abe gibi postmodern yazarların eserleri İngilizce de kendine yeni bir kimlik kazanıyor ve orijinal dilinden bağımsızlaşıyor. Ancak Tanizaki, Kawabata gibi sade ve duygusal bir dili olan yazarlar için sağlıklı sonuçlar verdiğini düşünmüyorum. Eseri olduğundan farklı bir noktaya götürebiliyor. Bu çizgide Türkçede duygusal bir dil olduğundan bu kitapta sonucun çok başarılı olduğunu söyleyebilirim.

Tanizaki’nin eserlerinde ağırlıklı eğilim, insanın cinsel açıdan doğal olarak sahip olduğu saplantıların incelenmesidir. Bunu ‘Naomi(Jaguar Yayınları), ‘Çılgın Bir İhtiyarın Güncesi(Can Yayınları)’, ‘Anahtar(Can Yayınları)’ gibi romanlarında görebiliriz. Ancak Türkçeye henüz kazandırılmamış bazı eserlerinde de Japon kültürünün değişimi, savaş öncesi ve sonrası insanın hali, batı ile doğu sentezindeki bocalamaları üzerine durur. “Nazlı Kar”da bu ikinci kategorideki en yetkin örneğidir. Tanizaki bu eseri, dünyanın ilk romanı sayılan “Genji’nin Hikayesi” adlı dev yapıtı çağdaş Japoncaya kazandırdıktan sonra yazmıştır. Hali ile o eserin zengin yapısını taşıdığı söyleniyor. ‘Genji’nin Hikayesi’ halen Türkçeye kazandırılmadığı için çok isabetli görüşler öne süremeyeceğim.

Jun'ichiro Tanizaki

Tanizaki, modern Japon romancılarının çoğunda olduğu gibi, karamsar bir yazar değildir. Bunu okuduğunuz eserlerinden net bir şekilde anlayabilirsiniz. Ne Mişima kadar saplantılı, ne Dazai kadar umutsuz, ne Kawabata kadar melankolik, ne Akutagava kadar problemlidir. Ne de Kenzaburo Oe gibi zor bir hayatı olmuştur. Tanizaki’nin diline de yansır bu sağlıklılığı. Ölümünün yakın olduğu zamanlarda, hastanede yatarken dahi romanlarını yazmaya ve hayata umutla bakmaya devam etmiştir. İşte “Nazlı Kar” bu noktada yazarın en gerçekçi yaklaşıma sahip, savaş yıllarında da yazıldığı için içten içe bir eleştiri taşıyan romanıdır. Bir kadın romanı olması ve onların hallerine bürünmesine rağmen, bazı şeylerden korkması ve uzak durması açıkça gözlenmektedir. Elbette bunun yazdığı yıllardaki Japonya’nın içinde bulunduğu durumlarında etkisi olmuştur ama biraz sözü sakınan ve fazla iyimser bir romancı olduğunu düşünebilirsiniz. Ben içimi katranla yıkayan Japon edebiyatında, bu iyimser sesin tek başına farklı ve özellikli olduğunu düşünüyorum.

Temelde Makioka ailesinin dört kızı ve hayatları üzerinden bir Japon gelenekselliği senfonisi bu kitap. Tokyo’nun geliştiği, batılılaştığı halbuki Kyoto, Osaka, Kobe gibi yerlerin saflığını koruduğu zamanlarda yazılmış ve öyküde böyle bir zaman mekan çizgisine oturtulmuş. Tanizaki, bu dev romanı yazarken ilham aldığı şeyin eşinin ailesi olduğunu söylemiş. O yüzden bütün donelerini bu eşinin ailesinden direkt almış. Sözlü bir tarih çalışması yapıyorcasına karısından dinlediği bütün aile geleneklerini kitabına yedirmiş. Fakat güzel olan bir şey var ki o da bu ailenin Japonya’da özellikle kırsal bölgelerde yüzlerce örneğinin olması. Yani benzerlerinin yaşandığı bir sürü hikayeyi taşımış Tanizaki. Japon kadınlarının evlenme süreçleri, davranış özellikleri, erkeklerle kadınların toplumdaki konumu, batılılaşmanın Tokyo dışındaki cereyanı, kadın olmanın ikinci dünya savaşı öncesi nasıl değiştiğinin, geleneksellikten kopuşun nasıl gerçekleştiğinin vb hakkında bilgi sahibi olabilecek kadar ayrıntılı sunumları var.

Tanizaki’nin batılılaşma ile ilgili düşüncelerini de öğreniyoruz “Nazlı Kar”da. Zira kendisi de batılılaşmaktan kaçınmamış olsa da özellikle ilk romanlarından Naomi de ve sonrasında da buradaki Taeko karakterinde batılılaşmanın sonuçlarını göstermek istemiş. Elbette kendi grotesk kültürünün içine, bir anda farklı bir bireysellik doktrini girince bocalayan Japonya’da batılılaşma ile ilgili görüşler öne sürülmüştü. Japon sosyal hayatının tarihine bakıldığında en anlayışlı ve doğru eleştirileri Tanizaki’nin getirdiğini söyleyebiliriz.

Ayrıca kitabın kiraz çiçekleri ve ateş böceklerini seyreyleme kısımlarında Kawabata’yı andırdığını söyleyebilirim. O işin mahareti Kawabata’nın elinde olduğundan sık sık ona gitti aklım.

Kitapta beni en etkileyen bölüm Makioka ailesi ile Rus ailesinin yakınlaştıkları ve Rus ailesinin evinde bir akşam yemeği yedikleri bölümdür. Burada o yemeğe sanki bende katılmış ve iki kültürünün birbirine zıt giden bir çok ayrıntısını kendi gözlerim ile gözlemlemiş gibi oldum.

Son olarak Japon hayatı ve kültürü ne kadar Türk okuyucusuna orayı hissedebilmesi açısından özenle aktarılmış ve çevrilmiş olsa bile, birazcık onlar hakkında bilgi sahibi olmak için geyşalık, kimono kullanımının kültürel önemi, II. Dünya Savaşı sırası Japonya gibi konuları kitaptan önce ya da kitapla beraber biraz daha ayrıntılı bilgi sahibi olmak ve kitabı daha iyi hissedebilmek için araştırılmasını öneririm.

Japonya’ya yakınlaşmak ve bir devri gözlemlemek için okuyabileceğiniz en yetkin Japon edebiyatı örneği şüphesiz “Nazlı Kar.”