Japonya’da Benshi Geleneği ve Sinema

Benshi 1

Japonya, hangi alanına gözümüzü çevirirsek çevirelim ‘’Batılı olanı Doğu’ya uyarlayıp kabullenen’’ bir tablo sergiliyor. Sinemanın daha yeni yeni diğer ülkelere yayılmaya başladığı dönemde birçok ülkede sinemayla önce ilkel bir tanışıp koklaşma süreci yaşanırken Japonya’da böyle bir sıkıntının pek yaşanmadığını görüyoruz. Çünkü her şeyden önce yabancı olanı kendi kültürüyle harmanlayıp kendisinin kılan dinamikler, Doğu-Batı çatışmasının yerine özümsemeyi okunur kılıyor çoğunlukla.

Sessiz dönemde sinemayla tanışan Japonya’nın bu yeni sanata yabancılık duymamasının diğer bir nedeni de çok güçlü bir kukla tiyatrosuna (kabuki) sahip olmasıdır. Toplum nezdinde sinemanın kabulünü kolaylaştıran bu sanat, aynı zamanda film gösterme biçimini de geliştirmiştir. Salonlarda çalışan ve Benshiler adı verilen anlatıcı-yorumcular, film başlamadan önce filmi izleyiciye tanıtma ve önemli noktaları anlatma işini üstlenmişlerdir. 1930’lara kadar varlıklarını sürdüren bensiler, Japon seyircisinin tiyatro dışında alışık olmadığı yeni sanat sinemayı tanımasında ve alışmasında yardımcı olmştur.  Ancak bu durum filmlerin sürelerinin uzaması ve daha karmaşık anlatıma sahip hale gelmeleriyle benshiler, diyalogları da seslendirmeye başlamışlardır. Benshilerin bu görevlerinin ortaya çıkmasında Japon sinema pazarının çok küçük olmasının etkisi büyüktür. Öyle ki Amerikalı ve Avrupalı stüdyolar pazarın küçüklüğünden dolayı Japonca arayazılar yapmıyorlardı. Bu nedenle benshiler gösterimler sırasında kısa klipler arasındaki devamlılığı sağlıyor ve yabancı filmlerin öykü ve diyaloglarını izleyiciye açıklıyordu. Anlatım esnasında kendi yorumlarını da katan benshiler Avrupalı ve Amerikalıların bilinmeyen adetlerini ve anlatılarını Japon seyircilere anlaşılır kılarken filmin verdiği bilgi, ders gibi konularda yaptıkları konuşmalarıyla gösteriyi zenginleştiriyorlardı.

Benshiler dönemin koşullarından da yararlanarak önemli bir konuma gelmeyi başarmışlardır. Öyle ki bu film anlatıcıları, sessiz dönemde filmlerden daha ön planda olmaya başlamışlardır. Seyirciler filmlere, filmlerin veya oyuncuların adlarına değil benshilerin adlarına bakarak gidecektir. Bu durum aynı zamanda Japon sinemasının sesli döneme geçişini de geciktirecektir. 1920’li yılların sonuna kadar sessiz film üretildiği görülecektir. Bu anlatıcı sistemi sinemanın gelişimini etkilemekle kalmamış biçiminin de değişmesine yol açmıştır. Benshilerin yetenklerinin ön plana çıkarmak amacıyla ara yazılara fazla yer verilmemiş, kahramanların duyguları, atmosfer ve sahneler benshi tarafından anlatıldığı için seyircinin Batı film pratiğini özümsemesi mümkün olmamıştır. Film yapımı da bundan etkilenmiş, anlatıcının sesi çekimleri ve oyuncunun hızlı hareketleri sınırlandırılmıştır. Bu durumdan dolayı özellikle 1910’larda benshilerin popülerliklerden dolayı, bir filmin son şekli üzerinde en az yapımcılar kadar söz sahibi oldukları görülmektedir.

1920’lu yılların sonuna gelindiğinde benshiler güçlerini iyice yitirmeye başlamışlardı. Sinemada ses hâkim olmaya başlamış, anlatıcıların yerine ön plana oyuncular, öykü ve atmosfer çıkmaya başlamıştır. Akira Kurosawa bu durumu kendi özyaşam öyküsünü anlattığı kitabında, sesli filmlerin çekilmeye başlanmasıyla birlikte işten çıkarılacaklarını anlayan benshilerin, ağabeyinin liderliğini yaptığı bir greve başvurduklarından bahsetmektedir. 1920’li yılların başında, yönetmenin benshi olan ağabeyi henüz 27 yaşındayken, artık sesli filmler yapılması ve kendilerine gerek kalmaması nedeniyle intihar ettiğini belirtmektedir.

Başlangıç olarak sinemanın Japonya’daki serüvenin yoğun bir yerellik taşımaktaydı. Bu durum birçok iç ve dış etkenle birlikte var olan Japonluğun zamanla sıyrılmasına yol açmıştır. Birincil olarak batı tiyatrosunun ülkeye girmesiyle birlikte gelenekler sorgulanmasına yol açmıştır. Ibsen, Gorki gibi yazarlara yönelmeye başlayan tiyatro, zamanla sinemaya da yansır. Ayrıca filmlerin seslendirilmeye başlamasıyla birlikte geleneksel öğeler güçlerini iyice yitirmeye başlar. Bu durumda beraberinde Benshilerin şiddetle işlerini kaybetmesine neden olur. Böylelikle anlatımın gücü biçimsel olarak sözlü sanattan görsel sanata kaymaya başlamıştır. Sonuç olarak sanatın ve sinemanın Japonya’da geçirdiği bu değişim benshilerin iş kolunun ortadan kalkmasına sebep olmuştur.



20 Mart 1991 ‘de Yomra ‘da doğdu. 2010’da Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden Haziran 2014’de mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Sinema bölümünde Yüksek Lisans yapmıştır. Çalışmaları: Afrika ve Osmanlı Belgeseli projesinde yapımcı asistanlığı, Marmara Medya Merkezi Tasarım Birimi Öğrenci Koordinatörlüğü, İGİAD Gençlik Kurulu Koordinatörlüğü, Avrupa Rüyası Projesi sanat yönetmenliği yapmıştır.


Translate »