Japon Sinemasında Shakespeare Esintisi

Japon Sinemasında Shakespeare Esintisi

Japonya’da Shakespeare esintilerinin tarihi 1866’lara uzansa da, Japon sinemasında Shakespeare yansımalarını Kurosawa ile birlikte görmeye başlarız.

Aradan asırlar geçmiş olsa da Shakespeare eserleri, aynı tazeliğinde farklı uyarlamalarla bu zamana kadar karşımıza çıkageldi. İhanet, aşk, cinayet, şiddet… ne ararsanız bulabileceğiniz Shakespeare’in 36 oyunu sinemaya hala ilham olmaya devam ediyor.

Tarihî yeniden bağlamsallaştırmalarla sayısız Shakespeare uyarlaması yapıldı. Örnek olarak; Ian McKellan’ın başrolünü oynadığı dönemin faşizm sembolüyle ustaca bir araya gelen 1995 yapımı III.Richard filmi veya Shakespeare’in Coriolanus eserinin 2011’de çekilmiş aynı adı taşıyan modern Roma’da geçen film uyarlaması verilebilir.

2003 yılında yönetmen Vishal Bhardwaj, Irrfan Khan’ın başrolü oynadığı Maqbool adlı “Macbeth” ten ilham alan bir uyarlama yaptı. Bhardwaj, bu filmin fikrini orijinal Shakespeare oyunuyla karşılaştıktan sonra değil, bir arkadaşının tavsiyesi ile Akira Kurosawa’nın 1957 yapımı “Throne of Blood” adlı filminde “Macbeth”i nasıl işlediğini gördükten sonra ortaya çıktığını söylemiş.

Japon Sinemasında Shakespeare Esintisi

Japonya’da Shakespeare esintilerinin tarihi 1866’lara kadar uzanır. Ancak sinemaya yansımalarını Kurosawa ile birlikte görmeye başlarız.

“Throne of Blood” Kurosawa’nın ilk ilhamlarından birisi değildir.  Shakespeare’in klasikleri arasında yer alan diğer yorumları arasında 1960’da “Hamlet”i yeniden canlandıran “The Bad Sleep Well” ve “King Lear” ın yeniden canlandırıldığı 1985’te Ran bulunuyor. Bu filmlerin uyarlama olmadığı söylenebilir, aksine Kurosawa orijinal Shakespearean metnini filmlerinde ilham verici bir sıçrama noktası olarak kullanmıştır.

Akira Kurosawa, savaş sonrası Japonya ve batıda sinematik kültürlerarası alışverişinde belirleyici bir figürdü. Kurosawa Batı nezdinde büyük değer görmüş ve çevresinde fazla batılı olarak tanımlanmış olsa da yapımlarında yerel tiyatro geleneğini aşılamıştır ve muhtemelen samuray türünde en büyük film yapımcısıdır.

Kurosawa’nın ilhamlarını sinema salonlarında değil, sahnelerde, tuvallerde ve kitaplarda buluyordu. Otobiyografisinde şöyle diyor: “Klasik ve çağdaş, yabancı veya Japon edebiyatını ayrımcılık yapılmadan okuyorum”. Bir yabancı klasik olarak William Shakespeare özel formunda yapıtlarında ortaya çıkıyordu.

Steven Spielberg bir zamanlar Kurosawa’yı “zamanımızın resimsel Shakespeare’i” olarak tanımladı ve ekran için Bard’ı, üç kez çağdaş ve dönemsel Japon ortamlarına uyarladı. İlk önce Macbeth’i Throne of Blood‘da (1957) feodal Japonya’ya çevirdi. Ardından Hamlet’i The Bad Sleep Well (1960) için ilham olarak alan Kurosawa çürümüş savaş sonrası devleti inceledi. Sonunda Kral Lear’ı şahane jidaigeki destanı ve son şaheseri Ran‘a (1985) uyarladı.

Japon Sinemasında Shakespeare Esintisi

Japon Sinemasında Shakespeare esintisinin ilki Throne of Blood, Kurosawa’nın tartışmasız en ilginç, akılda kalan ve en güçlü Shakespeare uyarlamasıdır.

İngiliz Rönesansı ve Noh tiyatrosunun bir kültürler arası sanat eserinin en önemli örneği olarak tanımlanmıştır.  Filmde, herhangi bir aktörün ekrana gelmesinden çok önce, bir Noh oyununun atmosferi, Masaru Sato’nun müziğinin yavaş vuruşları ve yüksek perdeli borular sahneye hakimdir.

Film savaşçı Washizu’nun(Macbeth) acımasız hırslı karısı Asaji ile birlikte Örümcek Ağı Şatosu’nun büyük lordu olmak için kanlı ve masalsı yükselişini konu alır. Kurosawa yukarı doğru hareketlilik arayan bir asker hakkındaki “Macbeth” hikayesinde, dünyadaki güç saflarını feodal akrabalıklara nakleder.

Samuray dünyası filmleri göstergelere rehberlik ediyor. Orjinal yapımdaki İskoç kalesi filmde Örümcek Ağı Kalesine dönüşüyor. Filmdeki evlerde yer alan klan pankartları semboliktir, Washizu’nun amblemi kırkayak iken Miki’ninki tavşandır. Miki’nin tavşanı, soyundan gelenlerin çok verimli olacağı kehanetine atıfta bulunurken; kırkayak ile belki de, ormanın ve kalenin adının da konduğu -Örümcek Ağı Kalesi- bir örümcek ağında sıkışıp kalmış bir böcek kastedilmiştir.

Kurosawa filminde Japon Noh performansını kullanır ve karakterleri Japonya’nın feodal döneminde konumlandırır. Kurosawa, hem Throne of Blood hem de Ran’da, son derece gerçekçi olan ve stilize jestlerle karakterize edilen Noh tiyatrosu ile Avrupa ve Batı sahnelerine meydan okur.

Japon Sinemasında Shakespeare Esintisi

1960 yılında Kurosawa, “Hamlet” hikayesinin çok yenilikçi bir uyarlaması The Bad Sleep Well ile izleyicilerin karşısına çıktı.

Bu durumda film feodal Japonya bağlamında değil, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde ayarlanmış. Bununla birlikte, aynı güç dinamiğinin, hükümetin ihale sürecinin dünyası içinde sözleşmeler ve komisyonlar arayan endüstrinin kaptanlarıyla oynadığı tartışılabilir. Genel olarak filmde kurumsal yolsuzluk teması hakimdir. Doğal hareket filmin üslubunu oluşturuyor. Karakteri Hamlet’in kendisi etrafında tasarlanan Toshirô Mifune, performansının olduğundan hafif olmasıyla gerçek Hamlet’ten farklıdır. Mifune, babasını öldüren adamları intikam almak için yürütme gücüne sızan genç bir adam olan Nishi’yi oynuyor. Iwabuchi ailesiyle evlenir. Kızı Yoshiko Ophelia’ya çok benziyor, babası Iwabuchi ise Claudius’du.

The Bad Sleep Well’de Nishi çok sessiz ve filmin büyük bir kısmında yer alıyor, ancak yine de psikolojik keşif anları gözümüze çarpıyor. Kurosawa, arkasından önemli bir miktarda karakterin arka planına da değiniyor ama anlatıda çok geç kalıyor. Nishi, filmde sadece bir anda ortaya çıkar. Araba dükkanında olan Wada ve Ikatura karakterleriyle bir monologda, babası için başladığı intikamı sürdürmek adına neden sert veya sert olmadığı sorusuyla karşılaşıyor; buna cevaben faillerden yeterince nefret etmediğini söylüyor. Buradan baktığımızda hem Hamlet hem de Nishi, intikamın haklılığını kendilerine açıklamakta zorlanıyorlar.

Throne of Blood veya Ran’dan daha doğrudan bir Shakespeare uyarlaması olarak sınıflandırılırken bu filmi çok daha dikenli bir önermedir. Yorumcular, sadece Hamlet’le ortak unsurları paylaştıklarını ileri sürmüşlerdir, hatta bazıları Toshiro Mifune’nin babasının ölümüne karşı sorumlu olanlara karşı intikam almak için oynadığı Nishi figürünün, ikisi arasındaki tek gerçek ilişki olduğunu söyleyecek kadar ileri gitmektedir. Bu örnekte, Kurosawa’nın Shakespeare’in metniyle diğer iki filmden çok daha özgürce oynadığı doğrudur ve oyunun felsefi ve psikanalitik unsurlarını tipik türler lehine marjinalleştirir.

Japon Sinemasında Shakespeare Esintisi

1985 Ran üretimi ile Kurosawa samurayın feodal dünyasına geri döner.

Burada Shakespeare ilhamı “King Lear” ile çok iyi uyuşuyor. Ancak Kurosawa, hikayeyi orijinal biçimine özgü bir dilden ziyade imgelerle aktarmayı tercih ediyor.

Asıl hikaye, krallığını kızları Goneril, Regan ve Cordelia arasında aniden paylaşmaya karar veren ve Lear’ın duyurusu sonucu ortaya çıkan kardeşler arasındaki düşüşü anlatan bir Kral hakkındadır. “King Lear” da, hikâye, gurur dersleri ve özellikle inatçılığın Kral için nasıl sonuç verdiğini anlatıyor. Ran’da, kızlar oğullar ile yer değiştiriyor. Taro, Jiro ve Saburo ve yaşlanmış, yetkilerini korumak ancak krallığı yönetme sorumluluklarından emekli olmak isteyen babası Hidetora karakterlerini görüyoruz. Burada da, çocuklar birbirlerine karşı hakimiyet kazanmak için savaşırken, babaları unutulmaya ve nihayetinde ölüme düşüyor. “King Lear” ve Ran arasında benzerlikler ve sapmalar var. Her iki versiyon patriarklık etrafında konumlandırma söz konusurd. “Lear” da, babaları ve Kral’a olan sevgisini en iyi şekilde dile getiren kızların arasında bir rekabet var. Ran’da, Hidetora oğullarını üç okla birlikte sunarak, hepsi birlikte hizalanmış olan üç okun kırılamayacağını veya başarısız olamayacağını resmetmektedir. Her ikisinde de, kralın aptallığının ve her birinin kibrinin tüm ailenin ölümüne yol açtığı ortaya çıkıyor.

Japon kültürü, estetiği ve tarihi hakkında daha derin bir bilgi ve takdirle bu filmlerde ortaya çıkabilecek çok daha fazla analiz olsa da, Akira Kurosawa’nın Shakespeare filmleri, ya arka plan sağlayarak ya da karmaşık bir dürtü geliştirerek karakter motivasyonunu genişletiyor.

Birçok yazar ve film yapımcısının üstüne Kurosawa Shakespeare’in eserlerinden açık bir şekilde derinden ilham almış, hem Shakespearean hem de Shakespearean olmayan filmler yaratmıştır.



Yıldızlı gecelerin peşinde bir Van Gogh aşığı...


Translate »