Japon Sinemasında Kadın Yönetmenler

Dünya sinemasında Japonya, film sektörü içerisinde bulunduğu toplumun sosyal kodlarını barındıran önemli örneklerdendir. Sosyal yaşamın birçok alanındaki toplumsal eşitlikten uzak, erkek egemenliğindeki muhafazakâr ataerkil anlayış sinemada da kendini hissettirmiştir. Bu baskıcı ve koruyucu film sektörü ortamında zorda olsa kadınlar kendilerine ilerleyecek bir yol bulmayı başarmışlardır.

2013 yılında Küresel Cinsiyet Raporunun verilen göre cinsiyetler arası eşitlik açısından Japonya 105’inci sırada yer almaktadır. Geçtiğimiz yıllarda ülke içerisinde yaşanan reform niteliğindeki gelişmelerle üç basamak ilerleyerek 101’inci sıraya yerleşen Japonya’da cinsel ayrım tartışmaları sürekli dile gelmektedir. Dünya genelindeki film endüstrisine bakıldığında özellikle kamera arkasında yönetmenlik koltuğunda oturan kadınların sayısı da ülkede hayli azınlık durumda olduğu görülmektedir.

Japonya’da kadın oyuncuların dahi yeni yeni kamera önünde yer almaya başladığı bir dönemde babasının girişimleri sonucunda Kenji Mizoguchi ile tanışan Tazuko Sakane, savaş öncesi Japon sinemasında ilk kadın yönetmen olma unvanına ulaşmıştır. Mizoguchi ile birlikte 1930 yılında Tôjin Okichi (The Foreigner’s Mistress) filminde kamera arkasına geçerek sektörde kamera arkasına geçen ilk kadın olarak bir ilke imza atmıştır. Sakane daha sonrasında Mizoguchi ile birlikte 1931’de Still They Go ve 1932’de The Man of the Anthrau filmlerinde senaristlik-yönetmenlik yaptı. Savaş dönemine kadar Mizoguchi ile çalışan Sakane, savaş döneminde Mançuya Film Derneği (Manshu Eiga Kyokai)’de yönetmen olarak çalışmak üzere Çin’e gitti. Burada üç yıl boyunca savaş konularıyla ilgili 10 belgesel film hazırladı. Mançurya’dan Japonya’ya döndüğünde Shochiku stüdyosunda asistan olarak görev alan Sakane, 46 yaşında emekliliğe ayrılmıştır.

Japonya’da erkek egemenliğindeki film sektöründe gösterdiği yönetme ve kadın olarak var olma arzusuyla sektörde kadınlarında söylemleriyle güçlü durabileceğini gösteren Sakane, kendisinden sonra Kinuyo Tanaka gibi isimlere cesaret vermiştir.

Sektörde çığır aşan Tazuko Sakane’den sonra bir diğer önemli isimde Kinuyo Tanaka’dır. Kenji Mizoguchi’nin 1952 yapımı Saikaku Ichidai Onna (The Life of Oharu) ve 1954 yapımı Sansho Dayu (Sansho the Bailiff) filmleriyle adını duyurarak yıldızlaşan Kinuyo Tanaka’nın zaman içerisinde adına filmler çekilmeye başlanır. (Heinosuke Gosho 1930 yılında Kinuyo Monogatari (The Kinuyo Story), Hiromoso Nomura 1937’de Joi Kinuyo sensei (Doctor Kinuyo) ve 1940 yılında ise Kinuyo no hatsukoi (Kinuyo’s First Love) filmlerini yapar.) Tanaka, Gosho, Mizoguchi, Nomura gibi usta yönetmenlerden öğrendikleriyle 1953 yılında kamera arkasına geçmeye karar verir. Bağımsız anlamda (işbirliği ve yapım desteği olmadan) Japon sinemasının kendi ayakları üzerine duran ilk kadın yönetmeni unvanını kazanır. Tanaka’nın çektiği filmler arasında 1953 yılında çektiği Koibumi (Love Letter), 1955 yılında Tsuki wa noborinu (The Moon Has Risen) ve Chibusa yo eien nare (The Eternal Breasts), 1960 yılında Ruten no Ouhi (The Wandering Princess), 1961’de Onna bakari no yoru (Girls of the Night) ve 1962’de Ogin sama (Love Under the Crucifix) yer almaktadır.

Japon sinemasında pembe filmleriyle adından söz ettiren ve yine sektörün en üretken kadın yönetmeni olmayı başaran Sachi Hamano, 160 aşkın filmde yönetmenlik koltuğuna otururken 10 yakın filminde senarist olarak rol üstlenmiştir. Japon toplumda tabu olarak görülen cinselliğin yaşanması konusundan yola çıkarak aykırı bir sinema dili geliştiren Hamano, kadınların hayatındaki cinselliğin sınırları genç yaşlı dinlemeksizin ılımlı ve espirili bir şekilde filmlerinde dile getirmiştir. 1968 yılında bağımsız stüdyolarda yönetmen asistanı olarak başladığı kariyerine film yapımcılarının tavsiyesiyle Wakamatsu, Genji Nakamura gibi birçok pembe film yapımcısıyla çalıştı. 1971 yılında ilk kez yönetmenlik koltuğuna geçen Hamano, Jûnana-sai, sukisuki-zoku (17-Year-Old Free Love Tribe) filmiyle yönetmenliğe adım attı. 1984 yılında kendi görüşlerini ve sanat anlayışını dile getirebilmek amacıyla kendi yapım şirketi olan Tantansha’yı kurdu. Yapımcı ve yönetmen olarak 300’den fazla filme imza attı. 1997 yılında çektiği Whore Hospital filmiyle Pink Grand Prix’de mansiyon ödülünü kazandı. 2000 yılında Japon Bağımsız Film Festivali’nde de Amari Hayashi Ödülüne layık görüldü.

Çektiği belgesel filmlerle Japon sinemasından adından söz ettiren Naomi Kawase ise film sektöründe adından söz ettiren diğer bir kadın yönetmendir. Film kariyerine çocukken Nara kırsalında yaşadığı trajik yaşam kesitlerine odaklanan kısa filmlerle başlayan Kawase, 1997’de Cannes Film Festivali’nde en iyi yönetmen ödülünü kazanmıştır. 60’ı aşkın filme imza atan Kawase’nin filmleri arasında en çok ses getirenler Genpin, Still the Water, Sweet Bean, Shara, Hanezu ve Mogari No Mori’dir.

Japon sinemasında adından söz ettiren diğer kadın yönetmenler ise Miwa Nishikawa, Nami Iguchi, Yuki Tanada ve Yang Yong-hi yer almaktadır. Hirokazu Koreed a’nın Like Father, Like Son filminde yardımcı yönetmen olarak görev alan Miwa Nishikawa, 2006 yılında çektiği Sway (Yureru) filmiyle Japon bağımsız sinemasında umut veren yönetmenler arasında adını duyurmayı başardı. 2009 yılında çektiği Dear Doctor filmiyle de Japonya Akademi Ödülüne aday gösterildi.

Çalışmalarıyla öne çıkan diğer yönetmenler ise Don’t Laugh at My Romance filmiyle adını duyuran Nami Iguchi, 2004 yılında çektiği Inuneko filmiyle uluslararası arenada adını duyurmayı başarmıştır. Öte yanda One Million Yen and the Nigamushi Woman filmiyle 2008 yılında Japonya’da en iyi yönetmen ödülünü kazanan Yuki Tanada dokuz filmin yönetmenliğine imza attı. Kore-Japon asıllı yönetmen Yang Yong-hi ise çekmiş olduğu azınlık temalı filmleriyle adından söz ettirdi. 2005 yılında çektiği Dear Pyongyang ile adını duyurmayı başarmıştır. Our Homeland filmiyle 2012 yılında Japonya’da en iyi yabancı film ödülüne ulaştı.

*Bu yazı Japon Sinema E-Dergisinin 18.sayısında yayınlanmıştır. Diğer yazıları okumak için tıklayınız.



20 Mart 1991 ‘de Yomra ‘da doğdu. 2010’da Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden Haziran 2014’de mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Sinema bölümünde Yüksek Lisans yapmıştır. Çalışmaları: Afrika ve Osmanlı Belgeseli projesinde yapımcı asistanlığı, Marmara Medya Merkezi Tasarım Birimi Öğrenci Koordinatörlüğü, İGİAD Gençlik Kurulu Koordinatörlüğü, Avrupa Rüyası Projesi sanat yönetmenliği yapmıştır.


Translate »