Japon Romantik Dramları I İlk Kar, Sakuralar ve Ölüm

Norwegian Wood 1

Son yıllarda ülkemizde de etkisini gösteren Uzakdoğu melodramları birçok Türk filmine de kaynaklık etmekte. Uzakdoğu kaynaklı bu filmlerin seyircimize tanıdık gelmesinde ve beğeni toplamasında Yeşilçam döneminde özellikle seyirciyi beyazperdeye kilitleyen bu toz pembe melodram filmlerin etkisi büyüktür.

Özellikle Güney Kore Sineması’ndan uyarlama Özcan Deniz’in Evim Sensin ve Hakan Yonat’ın Sadece Sen filmi ve Hint Sinemasından uyarlama Delibal bu furyanın taze örnekleri. Özcan Deniz’in Evim Sensin filmi 2004 Güney Kore yapımı yönetmenliğini John H. Lee’nin yaptığı A Moment To Remember filminden uyarlamadır. Yine Hakan Yonat’ın Sadece Sen filmi 2011 Güney Kore yapımı Il-gon Song’un Always Only You filminden uyarlama. Ve son olarak gişede büyük başarı yakalayan yönetmenliğini Ali Bilgin’in yaptığı Delibal filmi ise 2012 Hindistan yapımı Aishwarya R. Dhanush’un  (Moonu) 3’den uyarlama olduğunu görüyoruz.

Evim Sensin, A Moment to Remember Film

Türk Sinemasına uyarlanan bu üç örnek filmin ortak bir özelliği bulunmakta. Bu üç filmde de aşk, aşk-ölüm temaları örülmüş durumda. Bunlardan Evim Sensin ve Delibal filmleri aşk-ölüm temasını içinde barındırmakta. Bu iki filmin gişede çok büyük başarı sağladığı göz önüne alındığında Yeşilçam’ın melodram ortamının büyük katkısını ortaya çıkmaktadır. Yeşilçam melodramlarında sıkça rastladığımız hasta çocuk-kız kahraman ve ele avuca sığmayan bir aşkın iç acıtan hikayesi. Bunlar seyirci olarak bildiğimiz, bizden saydığımız bir olay olduğu için bu uyarlama filmlerin başarısını da garantilemiştir.

Japon Sinemasında romantik aşk filmlerine baktığımızda tekrar eden bir motif gözümüze çarpmakta. O da aşk ve ölüm. Japon filmlerindeki aşklar genelde acıyla iç içe geçmiş, kameranın kadrajına giren duyguları yansıtan nesneler ile gerek aşkın sıcaklığı, gerek soğukluğu gerekse de acı verici yanları resmedilmiştir. Bu romantik ikonografi aynı birçok filmde tekrar eden ölümcül hastalığa yakalanmış aşık genç, ilk kar ve sakuraların açışı gibi nesnelerle desteklenmiştir.

Bu iki öğeden ilk kar ve sakura çiçeklerinin açışı aşka dair duyguların yansıtılmasında Japon Sinemasında önemli iki ikonografi öğesi görevi görmekte. Bunlarda sakuralar narin, içten duyguların ifade edilmesi anında, geleceğe dair güzel duygular için verilen sözlerde ikonografik öğe olarak kullanılmıştır. Sakuralar yeni umutların karaktere söz söyletmeden anlatmanın anahtarı olmuştur.

INU X BOKU SS5 CENTIMETERS PER SECOND

Özellikle animelerde, daha sonrada filmlerde karşımıza sıkça bu sakura sahneleri birkaç örnek verecek olursak Makoto Shinkai’nin 5 Centimeters per Second filminde ‘’kiraz çiçeklerin saniyede 5 santimetre hızla düşmektedir’’ mottosundan yola çıkıp hayatın yavaşlığı içindeki insanların duygularının kayıp gidişini bizlere aktarmaktadır. Filmin açılışın sekasında Takaki ve Akari’nin küçüklüklerini görürüz düşen sakura yaprakları altında ve filmin son sekansında da yine aynı şekilde sakuraların savruluşuyla yeni umutları seyirci olarak karakter adına hayal ederiz. Naoto Kumazawa’nın Kimi ni Todoke filminin açılış sahnesinde ise arkadaşları tarafından dışlanmış korku filmi karakteri Sadako’ya benzetilen Sawako, okulun açılış gününde okulun en yakışıklı çocuklarından Kazehaya’ya yolu gösterirken sakuralar uçuşur ve ikili arasındaki aşkın başlangıcı böylelikle başlar. Yine Inu x Boku SS animesinde Soushi ve Ririchiyo arasındaki aşkın sakuralar ile resmedilmesini örnek verebiliriz.

Japon sinemasında aşkın, sevginin ve ayrılığın resmedilmesinde kullanılan bir diğer öğede ilk kardır. Karın romantik öğeler olarak kullanılmasında Japonya’da karın kentlerde nadir yağdığı, yağdığı zamanda çok kısa süre varlığını sürdürebildiği ve bu yüzden gideceği bilinen hassas bir unsur olarak bilinmektedir. Bunun sinemaya yansıması ise sonu bilinen aşkların, ayrılıkların, yüreğe saplanan acıları, duygusal soğuklukları anlatmada önemli yer vardır. Yine ayrıca kar öğesi, insanın bekleyen trajik sonu, ölümü anlatmada önemli rol oynamakta.

I JUST WANNA HUG YOU, 2014 NORWEGIAN WOOD, 2011

Yönetmenliğini Tatsuya Ishihara ve Yasuhiro Takemoto’nun yaptığı 2010 yapımı The Disappearance of Haruhi Suzumiya animasyon filmi bu anlamda güzel örneklerden biridir. Japon mitolojisinde kar perisi anlamında kullanılan ‘’Yuki’’ Japon sinemasında en hassas duyguların temsilinde vücut bulmuştur. Animasyon filmin karakterlerinden birinin adı da olan Yuki, hassas duygulara sahip kırılgan bir kız karakterin duygularını konu almakta. Yine Japon sinemasında yönetmenliğini Akihiko Shiota’nın yaptığı I Just Wanna Hug You filminde hasta olan  Tsukasa’ya aşık olan taksi şoförü Masaki arasında yakınlaşma olur ve belli bir zaman sonra evlenirler. Ama bir sorun vardır, Tsukasa’nın belli zaman sonra ölecektir. Bu geri sayımın en kırılgan noktasında yönetmen, ölüm anını yansıtırken hastaneden çıkıp kendini karlara atan Masaki’yi gösterir. Masaki’nin yaşadığı duygusal acıyı, o anki soğukluğu bizlere böylece hissettirir. Yine kar temasının insanı bekleyen kaçınılmaz son olan ölümü anlattığı sahneye örnek olarak Tran Anh Hung’un 2010 yapımı Norwegian Wood filmindeki erkek arkadaşının ölümü sonrası bunalıma giren ve psikolojisi bozulan Naoko Kyoto’da bir sanatoryumda kalmaktadır. Naoko’yu seven Watanabe onu ziyaret etmek için yanına gelir ve ikili birlikte zaman geçirdikten sonra Naoko karlı bir günde ucu bucağı gözükmeyen karlı dağlar arasında Watanebe’yi yolcu eder. Bu veda bize bir kaçınılmaz sonu bizlere hissettirir.

Japon Sinemasında aşk filmlerinde son olarak sıkça tekrarlanan bir diğer öğe ise ölümdür. Japon inanışında insanın dünya ile ilişkisinde kaçınılmaz bir son vardır o da ölümdür. Bu öğe filmlerde, ortak bir formülü gösterir bizlere: genç bir çift, genellikle tedavi edilemez bir hastalık içeren dış engellere rağmen birlikte olmayı hedefler ve bütün yaşadıkları onca şeyden sonra içlerinden hasta olanın acısı geriye kalır.  Hiç kuşkusuz filmlerde bu tarz aşk-ölüm temasının sürekli olarak ele alınması hikayeyi ilginç kılmaktadır.

Koizora, I GiveMy First Love to You, Midnight Sun

Bu öğenin kullanımına örnek verecek olursak Natsuki Imai’nin 2007 yapımı Koizora, Takehiko Shinjo’nun 2009 yapımı I Give My First Love to You, Norihiro Koizumi’nin  2006 yapımı Midnight Sun ve Akihiko Shiota’nın 2014 yapımı I Just Wanna Hug You filmlerini örnek verebiliriz. Bu filmlerin ortak noktası birbirini seven çifti birbirinden ayıran ortak bir sebep vardır: hastalık. Hastalık aşkın acıya açılan kapısıdır bu filmlerde. İzlerken sonunu tahmin etmeye rağmen aşkın her dakikasının nasıl yaşanması gerektiğini beyazperde de görürüz.

Japon sinemasının romantik filmlerine genel olarak baktığımız aşk, ölüm, ilk kar, sakuraların açışı gibi öğeleri görürüz. Bu öğeler bizlere, görselliğiyle öne çıkan Japon sinemasının ürünü olan romantik-dram filmlerde sözlerle anlatılmayan duyguları anlatırken simgesel olarak zihnimizi duygusal bir yolculuğa çıkarmakta.

*Bu yazı Japon Sinema Dergisinin 6. sayısında yayınlanmıştır. Dergideki diğer yazıları okumak için tıklayınız.



20 Mart 1991 ‘de Yomra ‘da doğdu. 2010’da Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden Haziran 2014’de mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Sinema bölümünde Yüksek Lisans yapmıştır. Çalışmaları: Afrika ve Osmanlı Belgeseli projesinde yapımcı asistanlığı, Marmara Medya Merkezi Tasarım Birimi Öğrenci Koordinatörlüğü, İGİAD Gençlik Kurulu Koordinatörlüğü, Avrupa Rüyası Projesi sanat yönetmenliği yapmıştır.