Japon Modernleşmesi ve Tokyo

Japon Modernleşmesi 5

‘’İnsan’’ yaşarsa kentte, kent yaşar

İnsan taşarsa kentte, kent şaşar

İnsan yaşarsa kent yaşar

Kent yaşarsa insan yaşar[1]

Tarihsel süreç içerisinde toplumlar çeşitli aşamalardan geçmişlerdir. Geçirilen her bir aşama toplumdaki sosyal ekonomik değişimlerin izinde ortaya çıkmıştır. Bu etkenlerin süreci ile şekillenen kültürel eğilimler ve değişimler ise toplumların tarihsel yapıları üzerinde Modernizmin etkili olduğu bir sürecin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Modernleşme ile birlikte göç ve kentleşmenin pek çok yeni sosyal sorunu ortaya çıkmasına neden olmaktadır. İnsan yaşamını kolaylaştırma arayışının bir sonucu olarak ortaya çıkan kentsel mekânların insana yaşamı çekilmez hale getirdikleri görülmektedir. İnsanlar bu çekilmezliğe rağmen kentlerden kaçmak yerine aksine kentlere akına etmektedirler. Bu yönüyle sosyal sorunlara rağmen kent cazibe merkezi olmaya devam etmektedir.

Tarih boyunca ortaya çıkan kentlerin toplumsal yapıda ve ekonomik yaşam biçiminde meydana gelen değişimlerle şekillendiği ifade edilmektedir.[2] Kentler bireye yeni bir dünya oluşturma anlamında sentez alanlardır. Bu anlamda kentler kendi içlerinde farklı yapılara ev sahipliği yapabilmektedir. Kent içinde getto kültürünü, burjuva kültürünü, başat kültürü barındırabilirken farklı coğrafyaların ve milletlerin bireylerine kucak açması bakımından çok renklidir. Bu anlamda kent bir inşa alanıdır. Bu inşa alanı farklı tuğla ve mozaiklerden oluşmaktadır. Bu farklı malzeme de eski malzemenin üzerine birikimli olarak eklenmektedir. Jaques Derrida’nın ‘’yapısöküm’’ kavramına değinecek olursak bir inşa için eski, yapı bozumuna uğratılır. Bu anlamda Tokyo, modernleşme sürecinde yaşadığı yapı bozumu eski kültürün üzerine yeni bir kültür inşa edilmiştir. Meji döneminde başlayan modernleşme hareketleriyle batıdan alınan bilimsel bilgiler var olan kültürel öğelerle birleştirilmiştir. Meiji uygarlaşma sürecinin modern birey üzerindeki etkilerinin ise kültürel unsurlar ve çok kültürlü varoluş sorunun çözümü olarak gelişim göstermektedir. Batı kültürünün Meiji dönemi[3] seçkinlerine hitap eden yönü, modernitenin tanımı olarak karşılık bulan ‘Wa’ ve ‘Yo’[4] unsurları çerçevesinde ve çok kültürlü varoluş sorununun temsili çözümü olarak görülmektedir.[5]

Meiji seçkinleri olarak görülen bireylerin, modernleşmenin bunalımlarından ve gerilimlerinden kaçınabilmek amacıyla kitleler için savunulan ideolojik duruşlarına rağmen, işyerlerinde birer Batılı, evde ise Japon olmak gibi basit bir formülün faydalarından yararlanamamalarına neden olmuştur.[6]

Tokyo bu modernleşme formüllerinin uygulanma merkezi olması bakımından önemlidir. Tokyo, Tokugawa döneminde[7] tarımda gerçekleşen samuray sistemi ile ekonomik ve toplumsal açıdan gelişmeler başlamıştır. Bu anlamda Tokyo’nun modernleşme sürecinin asıl başladığı nokta olarak Meji dönemi gösterilir. Meji döneminde Tokyo, Kyoto’ya karşılık Doğu’nun başkenti olarak belirlenir. Tokyo’nun başkent olarak gösterilmesiyle modernleşme sürecindeki hızı artar, 1870-1880 ‘zaybatsu’[8] diye adlandırılan ticari ve mali kuruluş sermayelerini bir araya getirilmesine neden olur. Bu yeni ortaklıklar, Japon takımadalarının elektriklenmesine, demiryolu şebekelerin kurulmasına, metalürji[9] bilimine önem verilmesine, tekstil ve maden sanayilerinin kurulmasına neden olmuştur. [10] Bu süreç sonrasında Tokyo’da sanayi kolları, liman işletmeleri Batılı girişimcilerinde destekleriyle kurulmaya başlamıştır. Şehir bu gelişmelerin ışığında iki bölüm olarak şekillenmiştir. Kent merkezi ve depâtolar[11] diye ayrılan Tokyo, kent merkezini saran demiryolu etrafında uydu kentçikler oluşmuştur. Depâtolar, milyonlarca kentlinin, konut, ulaşım, giyim-kuşam, çarşı-pazar ve bir ölçüde yapı-kredi gereksinimlerini karşılayan büyük hizmet holdingleri, kent içi kentçiklerdir.[12]

Depâto’dan (katlıpazarlar) ötesi, Tokyo’nun gizemli iç dünyasıdır. Bu çevrede, bir iki katlı, küçük ahşap evler, yukarı kıvrık saçaklı dergahlar, biblo gibi özenli düzenli oturan ön ve arka bahçeler, görkemli parklar, tapınaklar, bakımlı mezarlıklar, okullar, çocuk (oyun) alanları ve dükkanlar vardır: çeşit çeşit çiçekçiler, nalıncılar, taşçılar (bahçe için), fenerciler, hasırcılar, manavlar, bakkalar, pirinççiler, Soyu‘cular ve tek tük hazır besin satan aşçılar, şehriyeciler, balıkçılar, tavukçular ve kırmızı (ucuz) ve beyaz (pahalı) fenerli sake meyhaneleri![13]

Bozkurt Güvenç’e göre depâtolar; ilkokul çağındaki hatta daha da küçük kızlar ve oğlanlar, bu pazara küçük birer plastik kutu, kova, kafes ve çantayla gelirler. Kurtları kuşları, böcekleri toplayıp evlerine dönerler. Bu bir pazar değil, açık havada kurulmuş ‘doğa tarihi’ müzesidir sanki. Fakat en çarpıcı özelliği, alıcı ile satıcı arasındaki o gizemli yakınlık; karşılıklı saygı, sevgi ve teşekkürün yüze ve sese yansımasıdır. ‘Japon ruhu’ bu pazarda egemen dolaşır. Ülkede uzun yıllar kalıp da Japonya’yı görmemiş olamaktan yakınan yabancılar, her nedense bu pazarı görmemiş olanlardır. Ay-pazarı, Tokyo’nun mutluluk pazarıdır. Hiç alışveriş yapmak da gerekmez aslında. Mutlu çocukları, güleç insanları izlemek yeterlidir, mutlu olmak için.[14]

Japon Modernleşmesi 2

Kent merkezini holdingler ve büyük iş merkezleri, büyük caddeler ve üniversiteler şekillendirirken şehrin geri kalan kısmında da ulaşım ağları üzerinde yer alan dar sokaklı, ara sokaklarında Tokyo’nun eski seyyar kültürünün yaşadığı, eskiyi özleyen insanların sake içerek dertleşebildiği mekânlar yer almaktadır. Bu anlamda şehir merkezi bünyesinde bulundurduğu holdingler, iş merkezleri ve üniversiteler sebebiyle kendi içinde yeni kültür çevreleri oluşturmuştur. Bunlardan patronların motive amaçlı çalışanları ile öğrencilerin de kaynaşma amaçlı gittikleri karaoke önemli bir kültürel faaliyettir. Burada sosyal etkileşim ortamı oluşturulur ve sıkıntıların çözümü aranır. Bu kültüre ek kültür olarak depâtolarda daha yaygın olan ara sokaklardaki mekânlarda sake içerek konuşmakta başka bir sosyal etkileşim çeşididir.

1603 yılından bu yana Japonya’nın siyasi merkezi olan Tokyo başkent olmasının yanında ekonomi ve bilişimin de merkezidir. Şehrin tam kalbinde Eskiden Edo Kalesi olan İmparatorluk Sarayı yer almaktadır. Sarayın etrafında Meclis Binası, bakanlıklar ve işyeri bölgeleri vardır. Japonya nüfusunun yaklaşık dörtte biri, yani 30 milyon kişi Tokyo Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde yaşamaktadır. Tokyo demir ağları ile örülmüş, geniş kent meydanından insan eksik olmayan, diğer kentler için geçiş noktası ve kültürel merkez olan bir kent özelliği taşır. Modernleşme sürecinde Tokyo, batılı bir anlayışta evrim geçirmiştir. Eyfel’den 15 metre daha yüksek Tokyo Kulesi, Amsterdam garını hatırlatan 19.yy tren garı yapıları, uluslararası stilde tasarlanmış camdan yapılma iş yerleri ve gökdelenler, Londra’daki Oxford caddesindeki yapılara özenmiş taştan mağazalar kentin merkezine batı havası vermektedir. Yine Japonların dönem draması jidaigeki[15] yapımlarının merkezi eski başkent Kyoto iken, modern dramaların gendaigeki[16] merkezi ise yeni başkent Tokyo olmuştur. Mimari açıdan modernliği takip ederken sanatsal açıdan da modern sanatın merkezi olmuştur. Bu batılı anlamda modern kent yapısı tam anlamıyla kültürel kökenlerinden kopmuş değildir. Şehrin içinde yer alan kültür bellekleriyle sentezlenmiş ve eski kültürünü de yaşatmaya devam etmiştir. Şehrin içinde yer alan Meji Tapınağı, Şinto Tapınağı, Edo Müzesi şehrin eski kültürel belleklerinin yaşadıkları yerlerdir. Edo Müzesi bu anlamda eski Tokyo’nun belleği özelliği taşır. Şehrin II. Dünya savaşı öncesi kültürel izlerini yansıtır ve saklar.

Tarihi çevre koruma Japonya’da II. Dünya Savaşı sonrası özellikle 1960’lardaki hızlı sanayileşme ve kentleşmenin zararlı etkilerine tepki olarak gelişen machizukuri yani yerleşme/toplum yaratma etkinlikleri sonucu ortaya çıkmıştır. İlk protestolar endüstri atıkları ile kirlenen hava ve sudan bulaşan Kumamoto ve Niigata Minamata civa zehirlenmesi, kadmiyum zehirlenmesine bağlı Itai hastalığı ve Yokkaichi astımı nedeniyle gerçekleşen ölümlere karşı yapılmıştır. Endüstrileşmenin özellikle Tokaido Megalopolis adı verilen Tokyo-Osaka arasındaki kıyı bandında gerçekleşmesi, kentleşmenin bu bölgede yoğunlaşmasına ve bölge dışındaki küçük kasaba ve köy yerleşmelerinin terk edilmesine neden olmuştur. [17]

Japon Modernleşmesi 1

Tokyo’nun modernleşme sürecinde etkili olan diğer bir unsur da hiç kuşkusuz II. Dünya Savaşıdır. Japonya’nın Batı ile ilişkilerinin etkin olduğu süreçler içerisinde önemli bir dönüm noktası olarak, II. Dünya savaşı ve sonrası dönemler dikkat çekicidir. Çünkü Japonya’nın 1945 ve sonrası dönemleri diğer yüzyıllardan farklı olarak, Birleşik Devletlerle olan ilişkilerin başladığı, Japon tarihin son 150 yılını yönlendiren ve yapılandıran önemli bir süreçtir.[18] Bu ilişkilerin etkin olduğu süreç, Japonya’nın dünya sahnesindeki öneminin dışında kendi yapısının biçimlenmesi yönünde de kesin bir etkiye neden olmuştur. Bu etkilemeye örnek verecek olursak savaş dönemi ve öncesinde yapılan birçok film Japonya’nın işgali sonrası ABD’li yetkililer tarafından yasaklanmış ve birçoğu yakılıp yok edilmiştir. Yine bu dönemi izleyen süreç sonrası Japon gençlerinde The Beatles gibi popüler müzik grupları dinlenmeye başlanmıştır. Günlük giyim kültürü değişmeye başlamış ve kimono ve terlik giymek yerine rugan ayakkabı, takım elbise giyerek kültürel değişim yaşanmaya başlanmıştır. Kimono giymek yalnızca yılda sadece birkaç kez yapılan bir gelenek haline dönüşmüştür. Nikah törenlerinde, büyüklerin kendi çocuklarının yaş törenlerinde, yılbaşlarında, festivallerde tekrarlanan bir faaliyet haline gelmiştir.

II. Dünya Savaşı sonrası değişen bir diğer unsurda mimari biçimdir. Geniş aileyi barındıracak tarzdaki klasik Japon mimarisi yerini çekirdek aileye hitap eden modern evlere bırakmaya başlamıştır. Günümüzde ise bu durum olabildiğince minimal bir hal almış ve kapsül otel diye bir kavram oluşmuştur. İnsanların savaş öncesinde kollektif, birlikte yaşama alışkınları zamanla bireysel bir anlayışa yönelmiştir. Bunu açıklamak için Simmel Metropol ve Zihinsel Hayat adlı makalesini referans alacak olursak, Simmel Kırsal kasaba yaşamında hayatın yavaş aktığından bahseder. İnsanlar bu yavaş akış içinde hayal gücünün daha yavaş olduğunu belirtir. Daha derinden gelen duygularla oluşturulan ilişkilere dayandığını söyler. Yine bu kırsal yaşamın kendi kendini denetleyen bir yapıda olduğundan bahseder. Buna karşılık olarak metropol yaşamı daha hızlı akar. Dakiklik, kesinlik ön plandadır. İnsanların bu hızlı karmaşa içinde zihinsel olarak daha yükseltilmiş akılcı bir kavrayışa sahip olduklarını ifade eder. Kırsal yaşamdaki kollektif yaşamın metropolde yerini daha öznel yaşama bıraktığından bahseder.

Tokyo bir cazibe merkezi olarak insanları kendine çeker. Yoğun göç alan ve nüfus yaklaşık 30 milyon olan bir kent olması bakımından içinde farklı yapıları barındırır. İnsanlar için kırsaldan Tokyo’ya gelmek özgürleşmek demektir. Ekonomik, sosyal ve kültürel anlamda değişimin kendisidir. Kırsal yaşamdaki kollektif hayatının yerini Tokyo’da bireysellik almıştır.

Kentler zamanla medeniyetin kaynağı haline gelmiş ve insan kentle birlikte medeniyeti yeniden keşfetmiştir. Bu yönüyle bakıldığında insanların kentte yaşama arzusu anlaşılabilir durumdur.[19] İnsanların kentte yaşama arzularını özgürleşme istekleri ile pekiştirirler. Bu nedenle bu özgürleşme isteği için kentin hızlı yaşam tarzına, gürültüsüne, bireyselliğine, görüntü kirliliğine ve birçok sorunu göze alırlar. Şehir her şeyden önce hızlı yaşama kavramını içinde barındırır. Bu anlamda insanlar hızlı yaşama ayak uydurmak zorundadırlar. Modernleşme ile birlikte hızlı yaşama ve değişim sıradan bir kavram olarak yerini almıştır. Tokyo bu anlamda modern bir kent olarak hızlı yaşamın kendisidir. Tokyo görüntüsü dediğimizde gözümüzün önünden karşıdan karşıya hızla geçen büyük kalabalıklar, metroya akın eden insanlar, sürekli bir yerden bir yere tren seyahati yapan insanlar, Tokyo meydanındaki elektronik reklam panoları ve ekranlarda sürekli dönen reklam ve daha birçok benzer görüntü gelmektedir. Tokyo hızlı yaşamın kendisidir bu anlamda. Toplum ve aile ilişkileri anlamında da değişim gösteren Tokyo içinde barındırdığı farklı kültürden insanlar ve II. Dünya Savaşı sonrası hızlanan modern hareketlerin etkisiyle ilişkiler hız kazanmıştır. İnsan ilişkileri olabildiğince minimalize olmuştur.

Japon Modernleşmesi 6

Japonya’nın görsel kültürü, dünyanın her yanında kalıpların nüfuz ettiği parçalı bir ağdır. Bu tür bir ağda, sıradan karmaşıklık ve öneme sahip olan anahtar arabirim ve etkileşim noktalarına sahiptir.[20] Japonların dönüşüm sürecine tekrardan bakacak olursak bin beş yüz yıl önce Budizm’in ilk barışçı saldırısı karşısında akılcı bir davranış sergilemiş Budizmin yazısını, sanatını, düşünce ve öğretisini, ilkelerini, ürünleri almışlar. Tapınaklarını kurmuşlar. Anayasalarını, yönetim ve tarım örgütlenmesi yenilemişler. Bu anlamda Japonya’nın dönüşüm (modernleşme) süreci çok katmanlıdır. Sürekli dönüşerek ama bu dönülmeyi kendi öğeleriyle sentezleyerek devam ettirmiştir. Bu anlamda Japonların en özgün niteliği, 2500 yıllık tarihi boyunca yabancı kültürlere ve etkilere son derece açık olması, aldıklarında seçici ya da uyarlayıcı olabilmesi, bu serüven içinde kendi kültürel özerkliğini ve tekliğini korumasını bilmişlerdir.[21] Asya’dan Budizmi, Tao’yu ve Konfüçyus öğretilerini almışlar ama kendi doğal dinleri olan Şinto’yu bırakmamışlardır. Bu malzemelerden bir birleşim olarak halk dini yaratmışlardır. Bugün modernleşme sürecinde yaptıkları gibi bilim, teknik ve sanat adına aldıkları bilgileri kendi yaşama şekillerine göre yorumlamış eski kültürleriyle sentezlemişlerdir.

Değişimler modernleşme hareketinin doğasında olan özelliktir. Bu anlamda Japon modernleşmesi sürecinde değişen özellikler olmuştur. Doğal çevre ve mekânın kullanımında yaygın tarımsal üretimden yoğun endüstriyel üretime geçişe koşut olarak doğal kaynakları ve çevreyi kullanma eğilimleri değişmiştir. Yeni endüstri için ulaşım ve iletişim ağları gelişmiştir ve şehirlerin çevresi örümcek ağı gibi tren hatları ve ulaşım yolları ile donatılmıştır.

Töresel anlamda; giyim alışkanlığı, yiyecek ve içecekler, günlük hayattaki sosyal etkinlikler, hediyelik eşya alma alışkanlık v.b daha öncede verilen örneklerde olduğu gibi değişmektedir. Bundan yüzyıl önce nüfusun yaklaşık yüzde sekseni köyde (kırsalda) yaşarken modernleşme ile birlikte bu nüfusun yüzde seksen beşi şehirlerde yaşamaya başlamıştır. Bu kentleşme yapılarının batıya benzeyen dış görünüşlerinin ardında farklı batıya benzemeyen bir yapı bulunmaktadır. Ara sokak kültürü, seyyar satıcıların varlığı ve ‘’Japon Ruhu’nun’’ yaşadığı depâtolar bu anlamda önemli örneklerdir.

Toplumsal yapı dönüşümden en çok etkilenen unsurlardan biridir. Altüst olan toplumsal yapı tarım sektöründe olan ağırlık hizmet sektörüne kaymıştır. Kırsal yaşamın baskınlığı yerini kent yaşamına bırakmış ve kentleri cazibe haline getirmiştir. Endüstri sonrası yaşanan bu değişimlerden aile yapısı da nasibini almıştır. Aile yapısı küçülmüş, geniş ailelerin yerine çekirdek aileler almıştır. Yazı, konuşma, gazete, radyo ve televizyon dilleri değişmiştir. Buna ek olarak İngilizce gibi dillerde varlığını artırmış ek bir kültürel alan yaratmıştır. Bu anlamda kültürel bağların kanalı olan bu araçlar yeniden kurgulanma deneyimi yaşamıştır. Bu araçlar içinde bizimde çalışmamızın içeriğini oluşturacak olan sinema önemli değişimler yaşamıştır.

KAYNAKLAR:

[1] Ceylan H. Kent ve İnsan, Şehir ve Düşünce Dergisi. 2014. Sayı: 4. s.133.

[2] Mazı, 2008: s.34.

[3] İmparator Meiji’nin 45 yıllık saltanatını kapsar, Gregoryen takvimine göre 23 Ekim1868’den 30 Temmuz 1912’ye kadar sürmüştür. Bu süre zarfında Japonya çağdaşlaşmıştır ve dünyada güçlü bir statüye yükselmiştir. Bu devrin adı nengō “Aydınlanmış Yönetimin Dönemi”dir.

[4] Modernitenin tanımına karşılık kullanılan çok kültürlü varoluş.

[5]Pulur B.  Japon Modernizminde Mangalar. YL Tezi. Maltepe Üniversitesi:2012. s.42.

[6] Pulur B.  Japon Modernizminde Mangalar. Yüksek Lisans Tezi. Maltepe Üniversitesi:2012. S.42

[7] Diğer bir adı da Edo dönemidir. Japonya’nın 1603-1868 yılları arasındaki dağılma dönemini kapsamaktadır. Bu dönem, Edo Şogunluğu”nun başa gelmesiyle başlamaktadır. Dönem resmi olarak 1603 yılında başlar ve 1868’de Meiji dönemi’ndeki yeniden kurulmaya kadar sürer. Bu dönem ayrıca, Japonya’nın ilk modern dönemi olarak tanımlanmaktadır. O dönem merkez Tokyo’dur ve Tokyo’nun eski adı da Edo’dur.

[8]  Meiji dönemiyle II. Dünya Savaşının sonu arasındaki tarihi dönemde Japonya’da ekonominin önemli kısımlarını kontrol eden sanayi ve finans şirketlerini anlatan terimdir.

[9] Maden Bilimi.

[10] Pulur B.  Japon Modernizminde Mangalar. Yüksek Lisans Tezi. Maltepe Üniversitesi:2012. S.40

[11] Japonya’da yer alan katlıpazarlara verilen addır. Bugünün avm yapısına benzer.İçinde yerel unsurları ve ürünleri barındırmaktadır.

[12] Güvenç B. Japon Kültürü. Ankara: Tükiye İş Bankası Yayınları.1992. s.63.

[13] Belgesel Merak. http://belgeselmerak.blogspot.com.tr/2014/02/japon-hevesi-3.html.

[14] Güvenç B. Japon Kültürü. Ankara: Tükiye İş Bankası Yayınları.1992. s.63.

[15] Japonya görsel eğlence sektöründeki film, dizi ve tiyatro türüdür. Jidaigeki ismi dönem filmi anlamına gelmekte olup, genel olarak Edo dönemi diye tabir edilen 1603 yılından 1868 yılna kadar olan süreci konu alırlar.

[16] Modern yaşam içindeki gündelik hayatı anlatan filmlerdir.

[17] Ayhan Y. (2011). Japonya’da Kentsel Koruma ve Yerel Toplumun Gelişiminde Rolü: Sawara Öneli Tarihi Bina Grupları Koruma Alanı. Ankara Üniversitesi Çevrebilimleri Dergisi. Cilt 3. Sayı 1. (2011).s48

[18] Pulur B.  Japon Modernizminde Mangalar. Yüksek Lisans Tezi. Maltepe Üniversitesi:2012. S.45

[19] Ceylan H. Kent ve İnsan, Şehir ve Düşünce Dergisi. 2014. Sayı: 4. S.135

[20] Öztürk. M. Sinematografik Kentler. İstanbul: Agora Kitaplığı.2008. s.332

[21] Güvenç B. Japon Kültürü. Ankara: Tükiye İş Bankası Yayınları.1992. s.369



20 Mart 1991 ‘de Yomra ‘da doğdu. 2010’da Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden Haziran 2014’de mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Sinema bölümünde Yüksek Lisans yapmıştır. Çalışmaları: Afrika ve Osmanlı Belgeseli projesinde yapımcı asistanlığı, Marmara Medya Merkezi Tasarım Birimi Öğrenci Koordinatörlüğü, İGİAD Gençlik Kurulu Koordinatörlüğü, Avrupa Rüyası Projesi sanat yönetmenliği yapmıştır.


Translate »