Japon Edebiyatının En Güzel 7 Aşk Kitabı

askin-uc-yuzu

7 – AŞKIN ÜÇ YÜZÜ

Yasushi Inoue

(Aşkın Üç Yüzü, Yasushi Inoue, Telos Yayıncılık, Çev: Ayşe Teksoy, 75 Syf.)

‘Aşkın Üç Yüzü’ aslında Yasushi Inoue’nin 1949’da kaleme aldığı ilk öykü çalışmasıdır. Hikaye Japonya’da olduğu gibi Türkiye’de de tek bir kitap halinde, Telos Yayıncılık tarafından 1996’da, Fransızca versiyonundan Ayşe Teksoy’un yapmış olduğu çevirisiyle basılmıştır. Inoue, nicelik açısından çok verimli olduğu sanat hayatı boyunca, eserlerinde aşkın insan üzerinde yaratmış olduğu saplantılı psikolojik hali, özlem ve melankoliyi, kadın ile erkeğin çağlardır bitmeyen sevgi gerginliğini işlemiştir. Üç kadının aynı erkeğe yazmış olduğu mektupları içeren ‘Aşkın Üç Yüzü’, modern insanın sevgi uğruna oynamaktan vazgeçmediği üç maymun rollerini, ancak aşkın sebep olabileceği fedakarlıkları göz önüne seren çok dokunaklı bir novella olarak akıllara kazınmıştır. Söz konusu sevda ise, uçlarda dolaşmaktan korkmayan insanların ruh hallerini, en sade şekilde bize aktarmıştır.

mutfak

6 – MUTFAK

 Banana Yoshimoto

(Mutfak, Banana Yoshimoto, Arion Yayınları, Çev: Alev Durucan, 142 Syf.)

Banana Yoshimoto, son dönem Japon Edebiyatı’nın en sevilen kadın yazarlarının başında geliyor. İlk eseri olan ‘Mutfak’ çıktığı dönem en çok satanlardan biri olmuş ve taşıdığı naif, kırılgan anlatım ile okurların beğenisini kazanmıştı. İçerisinde “Ay Işığı Gölgesi” isminde kısa bir öykü ve kitaba ismini veren “Mutfak” isimli novellayı barındıran kitap, tüm ailesinin vefaatının ardından yaşadığı depresifliği, mutfakta geçirdiği zamanla azaltabilen ve bu süreçte yalnız kaldığı evinden transseksüel bir anne ile oğlunun evine taşınması ve onlarla mutluluğu yakalaması üzerine olan konusuyla ‘Mutfak’ duygu karmaşası yaratıp, insanları can evinden vurmayı başardı. Çok uçlarda durumların seyrettiği ama asla absürt bir şekle bürünmeyen öykü; insanların yakalamayı başaramadıkları küçücük anlardan ortaya çıkarttığı duru aşk öyküsü ile etkileyiciliğini daha da güçlendiriyor ve aşkın aynı zamanda yaraları da sarmak olduğunu gözler önüne seriyor.

samuraylar-arasinda-ask

5 – SAMURAYLAR ARASINDA AŞK

Ihara Saikaku

(Samuraylar Arasında Aşk, Ihara Saikaku, Okuyan Us Yayınları, Çev: Fatih Özgüven, 100 Syf.)

Murathan Mungan’ın arşivlik bir önsöz yazdığı bu kitap, 1650li yıllarda yazmaya başlayan, Tokugawa Dönemi’nin önemli yazarlarından biri olan Saikaku’ya ait cesur bir öykü kitabı. 13 öykünün bulunduğu kitap, dönemin tarzına uygun, daha çok belgeci bir yaklaşımla ele alınmış, askeri grubun en yüksek mertebesinde olan samuraylar arasında yaşanan eşcinsel aşkları konu ediniyor. Konusu şimdi bile çok iddialı olan bu kitapta öyküler asla pornografi ya da erotizmin baskısı altında kalmıyor, her zaman salt aşktan bahsediyor. Günümüze ulaşmış en kült tarihi Japon yazarlardan olan Saikaku’nun bu sevda güzellemesi öyküleri, kesinlikle okunmayı hak ediyor.

imkansizin-sarkisi

4 – İMKANSIZIN ŞARKISI

Haruki Murakami

(İmkansızın Şarkısı, Haruki Murakami, Doğan Kitap, Çev: Nihal Önal, 352 Syf.)

2010 senesinde filme de aktarılan kitap, aynı zamanda Murakami’nin dünya çapınca bir fenomen haline gelmesini sağlayan sürecin de başlangıcıdır. Yazarın kendine özgü tekinsiz, kararsız ve ironik anlatımıyla bizi tanıştıran ‘İmkansız Şarkısı’ aynı zamanda aralara şarkılar sıkıştırılmış, film gibi akan sade, durgun ve dokunaklı anlatımıyla da kitaplıklarımızda önemli bir yere sahip olmuştu. Varoluşsal sorgulamaları aşk, melankoli, intihar ve hayat dörtgeninde alışılmışın dışında işleyen kitap, yalnız Japonya’nın değil tüm dünya edebiyatının en ayrıksı aşk romanlarından biri olarak akıllara kazınmıştır.

dalgalarin-sesi

3 – DALGALARIN SESİ

Yukio Mişima

(Dalgaların Sesi, Yukio Mişima, Can Yayınları, Çev: Zeyyat Selimoğlu, 208 Syf.)

20.yy’ın en büyük romancılarından olan Mişima’nın 1954’te kaleme aldığı ve bibliyografyasının en pozitif, olumlu, hayat dolu eseri olan ‘Dalgaların Sesi’, Japonya’nın ufak bir adasında geçen, insanların geleneklerine son derece bağlı olduğu ve balıkçılıkla hayatlarını geçirdikleri izole bir toplum yaşantısı içinde gelişen iki gencin aşkını konu alıyor. Öylesine tanıdık bir öykü ki bu, okurken anımsamalar zihninizi meşgul edecektir. Bitirildiğinde yüzde bir gülümseme ve hayata devam etme yolunda motivasyon sağlayan bu hikaye, sizi 208 sayfalığına ufak bir adaya konuk ediyor ve aşkın en saf haliyle tanışmanıza olanak sağlıyor.

naomi

2 – NAOMİ (BİR BUDALANIN AŞKI)

Jun’ichiro Tanizaki

(Naomi, Jun’ichiro Tanizaki, Jaguar Yayınları, Çev: İlker Özünlü, 265 Syf.)

Daha önce Can Yayınları’nın bir çok kitabını Türkçeye kazandırdığı Tanizaki, Japon Edebiyatı’nın parmakla gösterebileceğimiz önemli roman üstatlarındandır ve ‘Naomi’ ise onun ilk dönem baş yapıtıdır. Nabokov’un ‘Lolita’ kitabının doğu versiyonu olarak görebileceğimiz kitap, aşkın en saplantılı ve imkansız halini gözler önüne seriyor. Lolita’nın baş karakteri erkek, ne derece arzularında ve hislerinde sapkın ve yanlışsa, Naomi’nin baş karakteri erkek o derece naif ve kırılgan. Hem modernleşen Japon toplumunun yanlışlıklarını göz önüne seren yazar, aynı zamanda kabul edilmesi güç bir aşkın anlaşılmasını sağlıyor. Jaguar Yayınları’nın özenli çeviri ve baskısı ile ayrıca okunmayı kesinlikle hak eden mihenk taşı bir eser. 

bin-beyaz-turna

1 – BİN BEYAZ TURNA

Yasunari Kawabata

(Bin Beyaz Turna, Yasunari Kawabata, Doğan Kitap, Çev: Ahmet Arpad, 132 Syf.)

1968 Nobel Edebiyat Ödülü’nün de sahibi olan, Japonya’dan Mişima ile birlikte çıkan, son yüzyılın en önemli edebiyatçılarından biri olan Kawabata’nın, alışıldık lirik, romantik anlatımını gözler önüne seren, estetik görkemiyle sarsan romanı ‘Bin Beyaz Turna’, her şeyin açıkça söylenmediği, kasıtların satırlar arasına saklandığı, metaforların estetik olarak son derece steril ve güçlü bir edebiyata hizmet ettikleri eşsiz bir eser. Japon ruhundan bahsedeceksek ya da uzaktan bildiğimiz o narin ve vakur insanların aşklarına konuk olmak istiyorsak durmamız gereken ilk durak bu kitap. Gözleri yaşartan insanın içini ferahlatan bir anlatımı var ustanın. Bu kitabı okuduktan sonra nisan ayında, kiraz çiçeklerinin altında ya da bir Japon bahçesinde, çay seremonisinde; aşkı hissetmenin ne olduğunu birazcıkta olsa tahmin edebiliyor insan.

*Bu yazı Japon Sinema E-Dergisinin 9. Sayısında yayınlanmıştır. Dergideki diğer yazıları okumak için tıklayınız.