Japon Edebiyatına Martin Scorsese Çıkartması

Shusaku Endo ve Başyapıtı ‘Chinmoku’

Yaşayan en önemli yönetmenlerden biri olarak gösterilen Martin Scorsese geçtiğimiz günlerde hayallerinin projesi olarak lanse ettiği, ‘Silence’ı yakında izleyicilerle buluşturacağı haberini vermişti. Hatta film önümüzdeki 89. Akademi Ödülleri’nde ‘En iyi film’ dalında ödülü alabilmek adına yarışacaklardan biri olacak diye şimdiden görüşler ortaya atılmaya başlandı bile. Scorsese’nin 159 dakika olarak görünen devasa projesi ve yarattığı sansasyonlardan uzun uzadıya bahsedebiliriz ancak bu yazının ana konusu, filmin uyarlandığı aynı isimli roman. Henüz Türkçeye çevrilmemiş olan, Shusaku Endo’nun başyapıtı olarak kabul edilen, 1966 tarihli romanı ‘Chinmoku (Silence / Sessizlik)’dan çok etkilenen ve sonunda kitabı kendi özgün yorumuyla sinemaya aktarabilmeyi başaran Scorsese, kitabın bir kez daha eski günlerdeki ününü kazanmasına sebep oldu. Bizde bu vesileyle gözümüzü kitaba çevirdik.

silence-shusaku-endo

‘Chinmoku’ yayımlandığı dönemde büyük yankı uyandırmış, Jun’ichiro Tanizaki’nin anısına verilen gelenekselleşmiş Tanizaki Roman Ödülleri’nde ‘En iyi roman’ ödülünü almış, Japon edebiyatında mihenk taşı olarak görülen bir eserdir. 17.yy’da Japonya’ya gönderilen bir Cizvit misyonerinin kanlı öyküsünü anlatan ‘Chinmoku’ aynı zamanda, Endo’nun içinde büyüdüğü karmaşık din tartışmalarının sonucu olarak, dinin politikleştiği zamanların en acımasız olaylarını göz önüne sürdüğü romanıdır.

II.Dünya Savaşı çağdaş Japonya için en önemli belirleyici olay olarak ele alınır. Çünkü o güne kadar geliştirilmiş, çalışılmış her şeyin sıfırlandığı, çok daha çetin bir sürecin başladığı tarihsel dönüm, savaşla beraber gelmiştir. Haliyle Japon edebiyatında da başka hiçbir ülke edebiyatında göremeyeceğimiz zenginlikte bir savaş sonrası edebiyatı ortaya çıkmıştır. Genellikle politik bir duruşun sivrildiği bu edebiyatın derinlerine bakıldığında çok insani bir çırpınmanın ve güçlü kalma çabasının kendini gösterdiğini söyleyebiliriz. Bu dönemin en önemli ismi de kuşkusuz Shusaku Endo’dur.

pdf2image

Shusaku Endo 1955’de yayımladığı ‘White Man (Beyaz Adam)’ isimli eseriyle dikkatleri üzerine çekmiştir. Oğluna ismini vereceği kadar çok sevdiği Ryunosuke Akutagawa’nın adına verilen ödülle mükafatlandırılan bu kitap Endo’nun başarılı kariyerinin başlangıcı olmuştur. Endo’nun eserlerinde her daim yoğun Katolik söylemler göze çarpar. Dinle her daim kuvvetli ilişkiler kurmuş olan Endo, eserlerinde manevi bir tema olarak dini yansıtmaya çalıştığı gibi; Japonya’nın tarihinde yer alan dini olayları da filmlerine konu etmeye çalışmıştır. Ancak konusunu Budizm ve Hinduizmden değil daha çok Hıristiyanlıktan almıştır. Haliyle Hıristiyanlığın Japonya’da yayılırken karşılaştığı zorluklar, sosyolojik değişimler, misyoner akınları, kanlı karşılaşmalar her daim onun öykülerinin içerisinde kendine yer bulur. Her daim ahlaki bir duruş sergileyen Endo, eserlerinde Katolik inancını merkeze konumlandırmasının yanında; karakterlerini içine soktuğu ahlaki ikilemlerden dini bir sorumlulukla ayırır. Onun karakterleri yaratıcının varlığını ve kudretini aklından çıkarmayan kullardır.

Bu derece katı bir dünyası olmasına rağmen Endo dünyanın okuduğu yazarlardan biri haline gelmeyi başarmıştır. Bunda iyi inşa edilmiş romanlarının gücü olduğu kadar, Japon edebiyatı içerisinde kendine has çok farklı bir yeri olmasıdır. Kawabata’nın almış olduğu ilk Nobel Edebiyat Ödülü ve Mişima’nın tüm dünyada büyük yankılar uyandıran intiharı sonrası, bütün gözlerin çevrildiği Japon edebiyatında parlamıştır. Hatta 1994’te ikinci Nobel Edebiyat Ödülünü alan Kenzoburo Oe’nin o dönem ödülü için yarıştığı isim de Shusaku Endo’dur.

Endo, 1996 vefat ettiğinde arkasında birçok kayda değer eser bırakmıştır. Ancak hiçbiri 1966’da yayımladığı, başyapıtı olarak tarihe geçen ‘Chinmoku’ kadar ses getirmemiştir. Bu başyapıt; birçok film, tiyatro, müzikal ve klasik müzik eserine de ilham olmuştur. En bilinenleri Masahiro Shinoda’nın 1971’de kotardığı, Japon sinemasının klasikleri arasına girmiş ‘Chinmoku’ filmi, Portekizli yönetmen Joao Mario Grilo’nun çektiği ‘Os Olhos da Asia’ filmi ve Japon kompozitör Teizo Matsumura’nın yazıp yönettiği operadır.

Romanın konusuna kısaca değinecek olursak, Portekizli Cizvit Papaz Rodrigues, 1640’larda vahşetle sindirilmeye çalışılan Japon Hıristiyanlarının durumuna yardımcı olabilmek adına Japonya’ya gelir. Ancak burada karşılaştığı dinsel zulümler karşısında büyük bir kırılma yaşayan papaz, Tanrıyla arasına giren insanı çirkinlikler sebebiyle inancını kaybetme noktasına doğru sürüklenir. Roman bu öykü iskeleti doğrultusunda dönemi ve büyük kitlelerin psikolojisini de ayrıntılayarak aktarmaktadır.

‘Chinmoku’yu henüz ülkemizde çevirmek ve yayımlamak üzere herhangi bir çalışma yapılmadı. Ancak Japon Edebiyatına ilginin arttığı ve birçok eserin yavaş yavaş da olsa Türkçe olarak raflarda yerini aldığı bu dönemde, Scorsese’nin tüm dünyada dalga halinde büyüyen popüler etkisiyle de Türkçeye kazandırılmasını umuyor ve diliyoruz.




Translate »