Japon Animelerinin Yumuşak Güç Olarak Kullanılması-II

  • Yazar: Eda GARİP

 

Anime, Medya ve Yumuşak Güç

2.1. Anime

Japonya’nın üretim ve yemek alanlarında uzun bir gelenekten kaynaklanan gururu vardır. Japonya’nın hangi bölgesine giderseniz gidin, o yerde bir ‘’meibitsu’’ yani ünlü yerel ürünlerini bulursunuz. Bu ürünler çoktan tanınmıştır ve tarihseldir. Manga ve anime ise bu eğilimin yeni bir uyarlaması olmuştur. Bölgelerin varlıklarını artırmaları için başka bir ‘’meibitsu’’ oluşmuştur.

Anime, Fransızca animé kelimesinden türemiştir. İlk Japon animesi ise 1917’de üretilmiştir. Ne yazık ki, erken anime endüstrisi, 1923 yılındaki Büyük Kanto Depremi sebebiyle neredeyse yok edildi.Animenin oluşumu ve ihracatının aynı anda olmasına rağmen, 1990’lara kadar önemli bir kültürel ihracat olmamıştır. 2003’te ise anime ve anime ile alakalı ürünler, dünya medya marketinde 1/3’lük bir gelir elde etmiştir. Bugün ise animeler otuz dilden daha fazla dile çevrilmekte ve anime pazarı Japonya’da gelişmeye devam etmektedir.

Animelerde tipik Japon çehresinin algılanmasının zor olduğu karakterler, yüzlerinde ve vücutlarındahibrid küresel görünüm olan karakterler vurgulanmaktadır. Bazen animelerde, Japon kültürel geleneklerinin veya doğulu ritüel tasvirleri varsa bile bunlar son derece basitleştirilmiş yüzeysel tasvirlerdir. Çoğu animelerde daha çok evrensel olarak her yerde ve hiçbir yerdeki anlatımlar oluşturulmuş, kültürel özellikler ise geçersiz ve çoğunlukla doğulu olarak kodlanmıştır.

Jiaxin Yu ise animeleri, hayali ve sınırsız, Japonya’nın kültürel emperyalizmi olarak savunmuştur. Animelerdeki belirsiz Japon kimliği üzerine olan meseleler, Japonya’nın kültürel hegemonyasının ilerlediğini gösterir.

Animelerin içerisinde üç çeşit kültürel politika vardır. İlki, ırksal karışımlar ve kültürel belirsizlikler ile anime kendisini tarafsızlaştırır, bunun yansıması ise daha geniş ulusal arzular ve bölge dışı gelişimlerde kendisini gösterir. Bu dinamik, apolitik küreselleşme olarak düşünülebilir. İkincisi, animeler, kültürlerarası küreselleşme olarak görülebilir. Kültürel politikanın üçüncü türü ise ‘’öz-oryantalist uluslararasılaşma’’dır. Edward Said’in geliştirdiği, oryantalist tekniklerin nüfuz etmesidir.

Birkaç teorik çerçeve, animenin doğasını ve mekanizmasını anlamamıza yardımcı olacaktır. Küreselleşme söylemi etrafında dönen homojen ve heterojen dikotomileri olmasına rağmen, Tomlinson’un düşüncesi ile küreselleşme; spekülasyonlar üretme kapasitesinde ve açık toplumsal olguların çok ötesine uzanan olağanüstü verimli bir kavramdır. Varsayımlar ve güçlü sosyal imajlar ya da metaforlar, gerçekleri saklamak için kullanılabilir. Japon animeleri kendilerini oryantalist belirteçlerden yoksun bırakarak uluslararası pazarlara eşsiz bir yol açtı. Uluslararasılaşan bu animeler daha çok, çoğu kültürler tarafından kabul edilen evrensel konular kullanarak bu kültürler tarafından benimsenmeleri kolaylaşmıştır. Japonya’nın küresel kültürel akışa aktif  katılımı ile animeler; özümsenmiş, tarafsızlaşmış ve yeniden yapılandırılmıştır.

Axis Powers Hetalia

2.2. Medya

Kitle iletişim araçları ya da medya  terminolojisi jenerasyonuna taşındık. Medya gücünün tekelci konsantrasyonu etrafındaki tartışmalar ve yaygın manipülasyonun tehlikesi ile şimdilerde medya farklılaştırılmış, dağınık ve çoklu modeller halinde. Yeni belirsiz medya daha büyük gözetim olanakları sunmakta ve  devlet ya da diğer organlar tarafından sadece iyi niyetle ve dostça olmayacak şekilde kayıt altına alınmaktadır.Bernard Stiegler, günümüzde kitle iletişiminin kapitalist tüketici kültürüne yönelmiş olduğunu amaç ve sonuç algılarının değiştiğini savunuyor. Steinberg, karakter sergilemesinin medya karışımının büyük faktörü olarak görülebileceğini savunuyor. Medya karışımı terimi, Japon serilerinin medya bağlamında ; manganın animelere, canlı aksiyon filmlerine, video oyunlarına ve romanlara dönüşümünü ifade eder.

Bu anlayış, Japonya’nın görünürlük ve kültürel içerik üretme arzusunda olmaya ihtiyacı olduğunu belirtmek için kullanılır; dolayısıyla karakterin akışkan bir ilişkisel nesne olarak gelişmesi son derece değerlidir.

2.3. Yumuşak Güç

Yumuşak güç kavramı, Joseph Nye tarafından 1990’ların başında icat edilmiştir. Dünya çapında popülerliğini ise Soft Power: The Means to Success in World Politics (Nye 2004) kitabı ile kazanmıştır. Yumuşak güç devletlerin, diğer devletleri,  zorlayıcı olmayan yollar ile dış politika seçimlerini şekillendirmesini ifade eder. Kültür, politik değerler ve askeri olmayan dış politikalar devletlerin diğer devletleri etkileme ve işbirliği yoluna götürme yeteneğidir.

Japonya 2000’li yıllar boyunca yumuşak gücün en çok tartışılan yetkililerinden biri olmuş, bazı akademisyenler tarafından ise yumuşak gücün süper gücü olarak tanımlanmıştır.

Politika yapıcılar arasında, Japonya Dışişleri Bakanlığı, Japon kültürünün diplomatik bir araç olduğunu yıllık Diplomatic Bluebook’ta vurgulamıştır.Bunu takiben, bakanlık içerisinde bir kamusal diplomasi departmanı oluşturulması, Japonya’nın yumuşak gücünü maksimum düzeye çıkaracağı bir sistem amaçlanmıştır.

Japonya’nın kültürel yumuşak gücü üzerine tartışmalar, giderek büyüyen Çin’in yükselişi ve Japonya’nın düşüşü üzerine olan literatüre karşı önemli bir uyarı oluşturdu; Japonya’nın gücü ve etkisi sadece ekonomi ile sınırlı değildi.

Öyleyse, belki de dünya siyasetinde “Japon dönemi” aşamasındayız. 1945 yılından sonra Japonya’nın bir ticaret devletine dönüşme stratejisi , 1930’larda askeri strateji ile oluşturduğu Büyük Doğu Asya Ortak Refah Alanı’ndan daha verimli olmuştur. Ancak Japonya’nın büyük askeri komşuları olan Çin ve Sovyetler Birliği karşısında güvenliği büyük oranda ABD’nin korunmasına bağlıdır. Örneğin Birleşik Devletler ve Japonya birbirine bağımlı olmasına rağmen biri diğerinden daha az bağımlıysa, bu asimetrik bir güç kaynağıdır.

3.Japon Kültürünün Küreselleşmesi

Uluslararası siyasetin değişen doğası, gücün soyut biçimlerini daha önemli bir hale getirdi. Ulusal uyum, evrensel kültür ve uluslararası kurumların önemi arttı. Güç, sermaye zenginliğinden , bilgi zenginliğine geçiş yaptı.

1980’lerde, Japonya yeni bir süper güce öncülük etti. Tokyo, ne üstünde konuşulabileceği bir orduya ne de destekleyebileceği bir kukla hükümete ya da zihinlerde vekalet savaşlarına sahipti. Bu süper gücü , büyük firmalarının kolektif  bir entelektüel zeminde ilerledikleri ekonomileri idi. Japon ekonomisinin yükselişinin anahtarı; ideolojiye dayanmayan, Soğuk Savaş standartları dışında oluşudur. 2001’e doğru gittiğimizde, Japonya yeniden süper gücünü inşa ediyor. Ekonomik ve politik olarak gerileme yaşasa da, Japonya’nın küresel kültürel etkisi büyüyor. Japonya 1980’lerde oluşturduğu ekonomik süper güç döneminden daha büyük bir kültürel etkiye sahip.Japon kültürü, Japonya’nın modern ulus devlet olarak ortaya çıktığı 19. yüzyılın sonlarında, Asya bölgesindeki ülkelere sömürgecilik uygulanırken inşa edildi. Japonca’da kültür kelimesinin karşılığı olan ‘’bunka’’ , ilk kez 1880’lerin sonunda kullanılırken, terimin kendisi Klasik Çince’den ödünç alındı.

Japon kültürü eş zamanlı olarak, yabancı etkileri absorbe ederken kendi kültürel mirasını koruma yeteneğini içinde barındırır. Bu durumu, Chubu Üniversitesi’nde Sosyoloji profesörü olan Toshiya Ueno şöyle açıklamaktadır: ‘’Geleneksel Japon kültürünün unsurlarıyla, turistler için yaratılan Japon kültürünü her zaman ayırt edemiyorum.’’

‘’Japanization’’ kavramı, Japonya’nın kültürünün ve ürünlerinin dünyaya yayılması anlamında kullanılır. Igarashi,  ‘’Japanization’’ teriminin ‘’Americanization’’ terimi ile paralel kullanıldığını görür. Japonya’nın popüler kültürünün Doğu Asya’da yayılması ve bölgede belli bir etkiye sahip olmasının, Doğu Asya’da büyük ekonomik yayılmacılığı ile 1980’den beri paralellik gösterdiğini tanımlar.

Japonya Hükümeti, anti-Japon durumunu yumuşatmak ve kültürel alışveriş yoluyla Japonya’nın uluslararası anlayışının geliştirilmesi için harekete geçirildi. Fukuda Doktrini’nin sözde bir parçası olarak Japan Foundation 1972’de , Japonya Dışişleri Bakanlığı’nın ekstra bir bölümü olarak, Japonya’nın imajının geliştirilmesi, Japon kültürünün yurtdışına taşınması için kuruldu. Çay seremonisi, Kabuki gibi geleneksel kültürel formlar içeren ve dil eğitimi, değişim programlarını da barındıran Japan Exchange and Teaching Programme(JET) 1987’de başladı.

Kültürel politikayı planlayan ve uygulayan tek bir bakanlığın olmadığı zamanlar; Ekonomi, Ticaret ve Endüstri Bakanlığı , ‘’Cool Japan’’ tanıtım ofisini Haziran 2010’da  kurarak bu alandaki liderliği eline aldı. Kabine Sekretaryası ‘’Cool Japan’’ Tanıtım Konseyi’ni 2013’de kurdu ve 50 milyar yen ulusal bütçeden , Japon ulusal imajının geliştirilmesi ve tanıtılması amacıyla tahsis edildi.

Uluslararası İlişkiler alanında akademisyen olan Van Ham, zeki devletlerin kendi itibarlarını ve tutumlarını, zeki şirketlerin de uyguladığı aynı yollarla inşa ettiğini savunur. 1990’lardan beri, dünyada ulus imajının yönetiminin; stratejik plan, bütünsel ve tutarlı etkinlik izlenerek ve pazarlama teknolojisi kullanılarak gelişebileceği savunulmuştur.Yumuşak gücün küreselleşmesi söylemi ulus imajı inşası teknikleri ile kombine edildi; kültürel diplomasi- kamu diplomasisi ve bilgi endüstrisi arasındaki farkı değiştirdi ve ulus imajının inşası üzerine daha fazla odaklanıldı.Japonya’nın kültürel DNA’sı  stratejik olarak standartlaştırılıp, Japon ürünlerinin ve hizmetlerinin içine yerleştirildi.

*Bu yazı YATTAA* dergisinin 21.sayısında yayınlanmıştır.



20 Mart 1991 ‘de Yomra ‘da doğdu. 2010’da Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden Haziran 2014’de mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Sinema bölümünde Yüksek Lisans yapmıştır. Çalışmaları: Afrika ve Osmanlı Belgeseli projesinde yapımcı asistanlığı, Marmara Medya Merkezi Tasarım Birimi Öğrenci Koordinatörlüğü, İGİAD Gençlik Kurulu Koordinatörlüğü, Avrupa Rüyası Projesi sanat yönetmenliği yapmıştır.


Translate »