Hayal Fabrikası Animelerde Gerçek Dünyanın Yansıması

backgrounds

Kocaman bir hayal fabrikası olan Japonya’nın anime sektörü, insanları bambaşka dünyaların kapılarını açmakta. Bunu bazen tamamen ütopik dünyalar kurarak bazende yarı gerçek yarı ütopik dünyalar kurarak izleyiciye sunmaktadır.

Günümüzde Amerikan film endüstrisi  Hollywood ve Hindistan film endüstrisi Bollywood’tan sonra en büyük eğlence kültürü endüstrisi olan Japonya’nın anime-manga endüstrisi sınırlarını aşarak dünyanın her köşesine ulaşır hale gelmiştir. Öyle ki bizimde ülkemizde 1990’ların başından itibaren etkisini hissettirmeye başlayan animeler Heidi, Kaptan Tsubasa, Pokemon ve Sailor Moon gibi Türk televizyon kanallarında yayınlanan serilerle çocukların eğlence kültürünün bir parçası olmuşlardır. Bu süreç, internet ortamında açılan anime-manga serilerini Türkçe alt yazılı olarak izleyiciyle buluşturan sitelerinde artmasıyla daha da hissedilir olmuştur. Anime artık kolay ulaşılabilen bir eğlence ve hayal dünyası olmuştur. Gerçeklerden, hayatın bireyin sıkıştırdığı noktalarda sığındığı birer ütopik gezegen olmaya başlamıştır. Peki animelerin hayal dünyası ne kadar ütopik ne kadar gerçekçi?

Öncelikle hikâye ve sanat açısından ele aldığımızda animeler genelde izleyicisine ütopik (hayali) bir evrende geçen süper güçlere sahip kahramanların başlarından geçen hikâyeleri sunarlar. Bunları sunarlarken bazen hikâyeler gerçek hayattan esinlenerek de yansıtılmıştır. Ama hikâye ne kadar gerçekçi olursa olsun yaratılan evren ütopik bir evrendir.

real-attack-on-titan-shingeki-no-kyojin-place AttackOnTitan_Eps23_Screen20Carcassonne, Languedoc-Roussillon, France

Peki yaratılan evren tamamen ütopik mi? Gerçek dünyada hiç mi karşılığı yok? Elbette ki bazı açıdan gerçekten dünyada karşılığı var. Bunlardan en çok göze çarpanı ise animelerdeki arka plandır. Yani mimari.. Hikâyeyi anlatma bakımından ne kadar hayali olursan olsun animelerin arka planında aslında tanıdığımız şeyler saklı.

Animeler, mimari açıdan bizi dünyanın birçok noktasındaki ünlü tarihi mekanları, tarihi eserleri bizlere sunmaktadır. Bazen kendimizi Floransa sokaklarında, bazen de Tokyo sokaklarında buluruz. Bazı hikâyeler Tac Mahal’in avlusunda, bazılarına da İtalya’nın birbirinden farklı şehirlerinden kotarılmış farklı tarihi eserlerin süslediği bir karma şehirde dinleriz kahramanların hikâyesini. Bu anlamda bizlere gerçek dünyadan parçalar sunan animeler, aynı zamanda arka planında ne kadar birikim yattığını gösterirler. Öyle ki animelerin öykülerini ve kahramanlarını yaratıcı olması kadar arka planınında sağlam olması gerekir. Bu açıdan zengin arka plan sunan animeler bizlere kültürel-tarihi bir görsel şölen de sunmaktadırlar. Bunlara örnek verecek olursak Shingeki No Kyojin, Fullmetal Alchemist Brotherhood ve Sword Art Online gibi.

Shingeki no Kyojin - 13 - Large 26

attack-on-titan-live-action-1024x734Nördlingen, Bavaria, Germany

Tarihi ve kültürel gerçeklikleri yansıtan animelerin yanında bir de direk olarak gerçek dünyada karşılığı olan sokakları, parkları ve şehirleri direk olarak yaratıcı öyküyle birleştiren animelerde bulunmaktadır. Bunlarda genelde Japonya’nın turizmine katkısal açıdan önemli roller üstlenmektedirler. Japonya’nın turistik yerlerini tanıtmaları ve yine Japonya’nın o mistik havasını seyirciye iletmeleri açısından önemlidir. Örnek verecek olursak Miyazaki’nin animelerindeki kullanılan mekanlar yine Makoto Shinkai’nin animelerinde kullandığı mekan seçimleri bunlara örnektir.

gw5Makoto Shinkai, ”Kelimelerin Bahçesi” anime filminden bir mekan

Görüldüğü üzere animeler ne kadar ütopik bir evren sunarsa sunsunlar, sonuç olarak yine gerçeklikten bir parça içlerinde barındırırlar. Bunları bazen bilinçli olarak animelerin arka planında okuruz bazen de bilincimiz dışında subliminal olarak zihnimizde yer eder. Nasıl mı diyecek olursanız, bir gün Japonya’ya giderseniz ve daha önce animede görmüş olduğunuz bir mekanı canlı olarak görürseniz zihninizde bir ”tanıdık” hissi oluşacaktır. İşte bu sizin zihninize yerleşmiş subliminal mesajdır. Yine aynı şekilde daha önce Avrupa’da gezerken gördüğünüz tarihi eserleri izlediğiniz bir serideki yaratılmış evrenin içerisinde görürseniz yine sizde ”tanıdık” hissi oluşacaktır. İşte o zaman diyeceğiniz bir şey var. O da bingo..!

Yazar: Gökhan Kuloğlu



20 Mart 1991 ‘de Yomra ‘da doğdu. 2010’da Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden Haziran 2014’de mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Sinema bölümünde Yüksek Lisans yapmıştır. Çalışmaları: Afrika ve Osmanlı Belgeseli projesinde yapımcı asistanlığı, Marmara Medya Merkezi Tasarım Birimi Öğrenci Koordinatörlüğü, İGİAD Gençlik Kurulu Koordinatörlüğü, Avrupa Rüyası Projesi sanat yönetmenliği yapmıştır.


Translate »