Dünya Çapında Sıradışı Bir Yönetmen: Hirokazu Koreeda

MADRID, SPAIN - NOVEMBER 22: (EXCLUSIVE COVERAGE) Japanese director Hirokazu Kore-Eda poses during a portrait session during the presentation of his film 'Like Father, Like Son' (De Tal Padre, Tal Hijo) on November 22, 2013 in Madrid, Spain. (Photo by Juan Naharro Gimenez/Getty Images)

Son 20 yılın en sıra dışı Japon yönetmenlerinden biri olan 1962 Tokyo doğumlu Hirokazu Kore-eda, bir yönetmen olarak gerçekçi yaklaşımı ile hayatlarımıza dokunmadan önce bir yazar olmak için çıkmıştı yola. Waseda Üniversitesinde Edebiyat bölümünü bitirdi. Ancak Sinema-TV aşkı daha ağır bastı ve Hirokazu Kore-eda kendisini kamera arkasında buldu. TV için bağımsız küçük bir firma adına bir belgesel dizisi çekti. Filmlerindeki insani yaklaşımın nedenlerinden biri de belki de bu belgesel çalışmaları.

Maboroshi no Hikari’nin etkileyici güzelliğinde, After Life’ın insanın iç bakışına yönelten yapısında ya da bir samuray taşlaması olan Hana’da yönetmenin sinemaya ve hayata bakışı açık şekilde görülmektedir. Zihnindekileri eşsiz şekilde görselleştirme konusundaki hüneri ve insanın içine işleyen duygusallığı sunuşu ile Hirokazu Kore-eda, Japonya’nın en önemli yönetmenlerinden biri olmayı hakkediyor.

Yönetmenin eserlerindeki ana öğe “insan”dır. Yapıtları insan hikayeleri üzerinedir. Ancak filmleri sadece insanlık üzerine olmakla kalmaz, insana ait merakları ve gizemleri de içinde taşır. Yönetmenin kurgusunda ve anlatım dilindeki insan ruhuna bakış, eserlerini sıradışı kılar.

1990’ların başında belgesel yapımlarla Japon halkının günlük hayatındaki karanlık noktalara ışık tutan yönetmen 1994 yılında ödüllü August without Him adlı belgeselini yaptı. Belgeselde bir AIDS hastası ve aktivist olan Hirata Yutaka’nın son aylarını anlattı. Belgesel ödüller alsa da Hirokazu Kore-eda, belgesel formatının kısıtlamaları içinde sıkıştığını hissetmeye başladı. Belgesellerde, konu olan kişiler kameranın varlığından haberdardılar ve davranışları da yapay kaçmaktadır. Böylece yönetmen sonraki çalışmasını kurmaca bir film olarak gerçekleştirmeye karar verdi.

maboroshi_01

Sanatçı 1995 yılında kurmaca filmi Maboroshi’yi yaparken belgeselci yanını bir tarafa bırakmak yerine yine belgeselci gözü ile filme yaklaştı ve bu da eşsiz bir yapımın çıkmasına neden oldu. Aslında Miyamoto Teru’nun eseri bildik Hollywood tarzı anlatımla beyaz perdeye aktarılabilirdi. Ama Hirokazu Kore-eda’nın elinde harika bir sinematik hal aldı. Film, kocasının beklenmedik intiharının ardından hayatını yoluna koymaya çalışan genç bir annenin hikayesini anlatıyordu. Maborashi, bir çok geleneksel film yapım tekniklerinden kaçınılarak yapıldı. Filmde başrol oyuncusu olarak yeni bir oyuncu olan Esumi Makiko ve kısa ama önemli bir rol olan intihar eden eş rolünde de yine yeni bir aktör olan Asano Tadanobu ile çalıştı. Tamamı tanınmayan oyunculardan oluşan bir film çekmek kumar gibi görünebilir. Filmde uzun sahneler kullandı. Dikkatlice oluşturulmuş mizansenler, Ozu’dan ödünç aldığı aşağıdan çekimler (low-angle shots) kullandı. Özellikle tamami ile doğal ışık kullanma kararı sanatsal yönden büyük risk içeriyordu.

Sonuç şaşırtıcı derecede başarılıydı. Japon denizinin iniş-çıkışlı kıyısı boyunca yapılan çekimde yönetmenin kamerasına muhteşem doğal güzellikler yakalandı.

Anlaşılması güç doğal ışıkla aydınlatılmış iç mekan sahneleri ve engebeli araziden görülen manzara, filmin kahramanı kafası karışık annenin iç dünyası ile paralellik taşıyordu. Aslında yönetmen tüm sahneleri genç kadının duygularını yansıtmak üzere kurgulamıştı. Film yönetmene Japonya’da ve Japonya dışında büyük bir ün ve Venedik Film Festivalinde en iyi yönetmen ödülünü kazandırdı.

Maborashi’nin başarısının ardından yönetmen 1998 yılında After Life adlı filmi yaptı. Film belgesel ve kurmaca arasında net olmayan bir çizgide duruyordu. Film öteki dünya ve varoluş konularına değiniyordu. Filmde amatör ve profesyonel oyuncularla çalıştı. Filmde ölü ruhlar cennete gitmeden önce bir ara istasyonda beklemekteydiler. Burada cennete ya da sonsuzluğa ulaştıracak hayatlarındaki tek anıyı belirlemeye çalışırlar. Filmde röportajlar vardır. Röportajlar profesyonel olmayan oyuncularla yapılmıştır, Filmin evrensel teması Japonya dışındaki seyircilerin de beğenisini topladı.  

Hirokazu Kore-eda’nın gerçek ve kurguyu harmanlama; yapımı, kurgu olsa bile, mümkün olan en doğal hali ile sunma becerisi ve işlediği temalar filmlerini “insan” kılıyor. Bu da yönetmenin uluslararası başarısını açıklıyor.

distance_01

Distance (2001)

Distance, 2001 yılında Cannes Film Festivalinde Altın Palmiyeye aday oldu. Film, kıyamet sonrası dini bir oluşumun neden olduğu katliamın sonuçlarına odaklanıyordu. Katliamın üçüncü yıldönümünde dört arkadaş sevdiklerinin küllerini döktükleri bir gölde bir araya gelirler. Burada katliamdan kurtulan tek kişi ile karşılaşırlar. Filmde flashbackler, hatıralar ve uzun çekimler yer alıyor. Film bize şu soruyu soruyor: “Karakterler kendileri ile sevdiklerinin o anlayamadıkları şiddet fiilleri arasına mesafe koyabilirler mi?”

nobodyknows

Nobody Knows (2004)

Film, anneleri kendilerini ansızın haber vermeden terketmiş dört ergen kardeş hakkında. Gerçek bir hikayeye dayanıyor. Kardeşler, Tokyo’daki dar dairelerinde yaşarken hayatlarına devam etmeye çalışırlar. Yetişkinlerin dünyasını çocuk gözü ile anlatan bu filmde yönetmen tutarlı olmayı başarıyor. Yürek burkan bir gerçeklik taşıyan film çocukların dramını ve terkedilmelerini yavaş bir dille resmediyor. Filmin 14 yaşındaki oyuncusu Yûya Yagira 2004 Cannes Film Festivalinde en iyi aktör ödülünü kazandı.   

hana7

Hana (2006)

18.yüzyılda yaşamış bir samurayı anlatan bir dönem filmi. Bununla birlikte yönetmenin tarzına uygun olarak türün bir çok alışılmış öğesinden uzak duran bir yapım. Ana karakter Aoki Sozaemon, klişe bir samuray karakteri değil. Babasının katilinden intikam almak isteyen sevimli ve yumuşak bir karakter. Bununla beraber kana susamış ve hırsla çalışan biri değil. Yönetmen karakteri daha insancıl bir hale getirmiş.  

still-walking

Still Walking (2008)

“Hala yürümeye devam ediyorum. Ama küçük bir kayık gibi sallanıyorum”

Filmin bu sözleri Blue Light Yokohoma adlı romantik şarkının sözlerinden alınmış. Sözlerin filmde duyulması bu trajikomik yapıma daha şiirsel bir hava veriyor.

Seyirci, ölen büyük oğulları Junpei’yi anmak için her sene bir araya gelen Yokoyoma ailesi ile tanışıyor. Junpei, on sene kadar önce bir çocuğu kurtarmak isterken denizde boğulmuştur. Filmde melodram ya da histeri yoktur. Doğal performans, karakterlerin içindeki duyguların ortaya çıkarılmasını sağlamaktadır.

Airdoll_3

Air Doll (2009)

Air Doll, Yoshiie Gōda’nın Kuuki Ningyo aslı manga serisine dayanmaktadır. Bae Doona’nın canlandırdığı Nazomi adlı şişme bebek “seks oyuncağı” bir şekilde canlanıverir ve bir insana dönüşür. Nazomi yeni dünyayı tanımaktadır. Bir video kulüpte iş bulur. Burada iş arkadaşı Junishi ile bir yakınlaşmaya başlar. Film, yabancılaşma, yalnızlık ve feminizm üzerine bir keşif yolculuğunu anlatıyor.

iwish2

I Wish (2011)

Yönetmen bu filmde çocuk ruhunu yakalamayı ustalıkla başarıyor. Gerçek hayatta da kardeş olan Koki ve Oshiro Maeda ayrılan anne babası nedeni ile farklı yerlerde yaşayan iki kardeştir. İki kardeş ayrı yönlerden gelen iki trenin tam karşılaştıkları anda bir dilek tutarlarsa gerçekleşeceğine inanırlar. Ailenin yeniden bir araya gelmesini dileyeceklerdir. İki kardeş masum bir şekilde bu mucizevi inanca sığınırlar.

Film çocukluk düşlerine ve masumiyetlerine odaklanır. Film, mucizeyi gerçekleştirmek üzere arkadaşları ile yola çıkan kardeşlerin pastoral hikayesini anlatır.

Like Father Like Son

Like Father, Like Son (2013)

Para ve başarı hırsıyla kendini kaybeden bir iş adamı, Ryota, hayatına tutku ile devam etmekteyken altı yıldır büyüttüğü oğlu Keita’nın aslında biyolojik çocuğu olmadığını öğrenmesi ile sarsılır. Çocuklar hastanede karışmıştır. Bu gerçek onu varoluşçu bir sorgulamanın içine sürükler. Gerçek oğlu Ryusei ise tamamen başka bir sosyal sınıftan bir ailenin yanındadır. İki aile bir araya gelip zor seçimler yapmak zorundadırlar.

Yönetmen bu yapımda kendi kişisel ve içsel duygularından ilham almış. Kızı doğduğunda hissettiği duygulardan etkilenmiş. Bu harika filmde bir çok ilginç konu yer alıyor. Mesela iki ailenin çocukları değiştirmeleri konusunda düşünceleri gibi.

Ayrıca film Japonya’da değişen babalık kavramına eğiliyor. Ryota işkolik, geleneksel bir Japon babasıdır. Onun tersine diğer baba Yudai ise Ryusei’nin hayatı ile derinden ilgilidir.      

Kaynaklar:
http://www.yesasia.com/us/yumcha/kore-eda-hirokazu-life-as-art/0-0-0-arid.250-en/featured-article.html
http://theculturetrip.com/asia/japan/articles/hirokazu-koreeda-s-top-10-films-you-should-see/

*Bu yazı Japon Sineması E-dergisinin 7.sayısında yayınlanmıştır. Diğer yazıları okumak için tıklayınız.




Translate »