Birsen Albayrak-Gökhan Kuloğlu | Japonya’yla Aramızda Kültür Köprüsü Kurduk

birdizihaber.com ‘dan Bora Yıldırım ile Japon Sineması adına gerçekleştirdiğimiz röportaj.

Hepinizin bildiği gibi Japon Sineması isimli siteyle tatlı bir beraberliğimiz var. Ortak konularda fikir alışverişi yapıp, birlikte yazılar paylaşıyoruz ve bundan mutluluk duyuyoruz. Site yazarlarının elele verip bir kitap çıkardıklarını öğrenince onlarla bir sohbet gerçekleştirmek istedik. Çünkü zaten sitelerinde çok güzel işler yapan bu insanlar belki de Japon sineması üzerine Türkiye’nin en kapsamlı kitabını piyasaya sürdüler. Biz de sitenin en aktif yazarları Gökhan Kuloğlu ve Birsen Albayrak’la çok keyifli bir röportaj yaptık. Beğeneceğinizi umuyorum.

Arkadaşlar merhaba, Japon Sineması’nın iki güzel temsilcisi olarak öncelikle sizleri tanımak istiyorum. Gökhan, müsaadenle önceliği Birsen’e verelim. Birsen, kendinden bahseder misin bize?

Birsen: Öncelik kadınların diyorsun (Gülüyor) Merhaba diyeyim önce. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik mezunuyum. 22 yaşındayım. Şu anda Vivense’de içerik editörlüğü yapıyorum. Beraberinde de Japon Sineması platformundaki çalışmalarımızı yürütüyorum.

Gökhan: Tüm okurlara merhaba diyerek başlayayım. 26 yaşındayım, Marmara Ünversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım lisans mezunu, Marmara Üniversitesi Sinema Yüksek Lisans öğrencisiyim. Daha önce yurtdışına kültür turları düzenleyen bir firmada sanat yönetmenliği yaptıktan sonra gazeteciliğe yöneldim. Şu an, Günebakış gazetesinde muhabirlik yaparken, birdizihaber, filmanalizi, japonsineması gibi sitelerde yazarlık yapıyorum. Aynı zamanda da Japon Yayınları ile kitap çalışmaları yürütüyorum. Kısaca kendimi tarif etmek istersem: Dünyanın mutluluk kokan sokaklarında gezinen bir kitap sevdalısı, bir sinema okuruyum…

Bu cevaplardan sonra normalde onların heyecanlı olması gerekirken ben heyecan yapıyorum. Çünkü röportaj yaptığım iki kişi de gazeteci. Neyse ki, alçak gönüllü davranıp beni germiyorlar.

15935981_1585432524806190_1145122326_n

Peki arkadaşlar, Japon Sineması platformu henüz bir yılını yeni doldurdu ama oldukça emin adımlarla ilerlediğinizi görüyorum. Nasıl başladı bu hikaye? Sizi tetikleyen şey ne oldu, anlatır mısınız?

Gökhan: Sinema yüksek lisansa başladığım dönemde araştırma konularımdan olan Japon modernleşmesi ve sinemadaki yansımaları çalışmamla başladı her şey. Japonya’yı tanıyordum ama belgesellerden ve internette gördüğüm kadarıyla. Sonrasına iyice araştırıp içine girince büyülü bir dünya ile karşılaştım. Sonuç olarak üzerine deneme yazarak, açtığım japonsinemasi.com blog sayfasında yayınlamaya başladım. Sonrasında neden bir dergi çıkartmıyorum dedim. Araştırdığım yazılarla Japon Sinema e-dergisinin ilk sayısını çıkardım ve sonrasında yazar alımı yapmaya başladım. Ve orada yol ortağım Birsen ve yönetici ekibimizden Yeter Şeko ile yoluma devam ettim. Zaman içerisinde büyüdük ve bugün on beş yazarımız var. İki adet dergimiz, bir basılı kitabımız ve hazırladığımız yeni bir de kitap projemiz. Resmi kuruluş tarihimiz de 21 Aralık 2015.

Birsen, sen nasıl oldun projeye? Gökhan’la daha önceden tanışıyor muydunuz?

Birsen: Benim projeye dahil olmam tesadüfi oldu diyebilirim. Daha önce Gökhan’la herhangi bir tanışıklığım yoktu. Ekibe dahil olduktan sonra tanıştık. Birgün Facebookta gezerken “Yazarımız olmak ister misiniz?” gibisinden Japon Sineması’nın gönderisini gördüm. Zaten bende de Japon kültürüne ve sinemasına ilgi vardı. Dedim bir yazı yazıp göndereyim ne olacak? Gazetecilik mezunuyum kendimi geliştiririm diye düşündüm. İlk yazımı şubat ayında gönderdim. Sonrasında Gökhan’la görüşmelerimiz sıklaştı. Bununla birlikte de yazı girişlerim arttı. Zamanla bir baktım Gökhan’la bu işte ortak olmuşuz. İyi ki de olmuşuz. Gökhan’ın da bahsettiği gibi çok güzel projelere imza attık. Japonya’dan misafirlerimiz oldu, görüşmeler yaptık; ortak bir dergi çıkardık. Bir tesadüften güzel yerlere geldim. Harika bir ekibimiz var. Hepsine teşekkür ediyorum buradan.

Sizinle birlikte toplam on beş kişisiniz. Nasıl organize oluyorsunuz? 

Gökhan: Tamamen arkadaşlık ruhu. Hiçbir hiyerarşi gütmeden tüm arkadaşlarımızı özgür bırakıyoruz. İstediği alanda yazıyor. Dergi yazı toplantılarımız bazen oldukça sakin, bazen de oldukça renkli. Ama on beş yazarımızın tamamına Japonya hakkında yazdıkları yazılar için teşekkür ediyorum. Onlar Türkiye-Japonya arasındaki köprünün elçileri.

15801401_987714457999415_357040982_n

Evet sitede de bu kültür köprüsünü kurmayı amaçladığınızı söylemişsiniz. Şu an bu amacınıza ne kadar ulaştınız?

Gökhan: Kültür köprüsü kurma açısından beklediğimizden daha ilerdeyiz. Platform olarak yola çıktığımızda ilk önceliğimiz dergiydi. Sonra kitap dedik, o da oldu. Sonra “Neden Japonya’dan bağlantılar kurmuyoruz?” dedik. Sanatçılarla, şirketlerle, Türkiye’de Japonya üzerine yazan düşünen yazarlarla tanıştık. Hepsinden öte bizi severek takip eden okurlara ulaştık. Tabi bu olumlu gelişmeler bizi proje yapmaya zorluyor, ekipteki herkes bana dur dedikçe proje üretiyorum, artık bana biri dur demeli gerçekten (Gülüyor) Birsen çok çekti benden. İnan hakkını ödeyemem.

Birsen: Estağfurullah. Sen yeter ki proje bul, üret. Bunlar platformumuzu ve ekip olarak bizi geliştiren şeyler. İlerlemek için gelişmemiz lazım sonuçta.

Anladığım kadarıyla Gökhan proje üretmeden edemiyor. Birsen ve diğer ekip üyeleri de bu projelere dört elle sarılıyor. Güzel bir ekip oldukları çok belli.

Ben hemen çıkardığınız kitaba gelmek istiyorum. Çünkü henüz okuyamasam da Hafize çok iyi bir iş çıkardığınızı defalarca vurguladı. Bu fikir nasıl çıktı ortaya? Daha önemlisi kitap okuyucuya ne vadediyor?

Birsen: Aslında ilk fikir Gökhan’dan geldi. Bahsettiği gibi sürekli yeni bir projeyle geliyor. O ara iyi haberlere ihtiyacımız olduğu bir dönemdi. Japon Yayınları’ndan Haydar Bey’le anlaştığını ve iki kitap projesiyle kendi adımızla kitap basabileceğimizi söyledi. O ara sevinçten uçuyoruz tabi. Kitap fikrinin sahibi Gökhan olduğu için o bahsetse daha iyi. “Peki kitap ne vadediyor?” derseniz şunları söyleyebilirim; öncelikle bu kitap piyasada emsali olmayan bir kitap. Çünkü sinema alanında genel olarak Japon Sineması üzerine yazılmış çok fazla kitap yok. Olanlar da belli dönemleri baz alarak veya her dönem üzerinden kısa özetler şeklinde derlenmiş. Bizim kitabımız Japon sinemasının gelişimini başlangıcından günümüze kadar olan süreci içerisinde açıklayıcı bir şekilde ele alıyor. Şunu söyleyebilirim bir tez için kullanılabilecek ilk kaynak kitap olarak rahatlıkla tercih edilebilir.

Peki Gökhan senin aklına nereden geldi bu fikir? Projenin fikir babası olarak senden de dinleyelim.

Gökhan: Öncelikle gece gündüz demeden yazılarını yazan, emek harcayan tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim. Gerçekten her satırında emek olan kitap. Fikir şöyle doğdu, Japon Sineması ile ilgili araştırma yapıyorsun,  hep aynı sonuç; 3-4 sayfa aynı metin. Bende, Japon sinemasına ilgili biri olarak “Japon sineması bu mu?” dedim. Tabi arkadaşlara fikri sunmadan okumalarımı yaptım, filmler izledim. Baktım ki çok büyülü bir dünya… “Neden yapmıyoruz?” diye sordum arkadaşlara. Ülkemizin zor zamanlar geçirdiği bir dönemde bize büyük moral oldu bu kitap. Japon Yayınları’ndan Haydar Bey’in büyük katkılarıyla kitabımızı yayınladık. 5 Ocak 2017 tarihi itibariyle online olarak kitabımızın satışına başlandı. Çok kısa sürede de kitabevlerinin raflarında olacak. Yeni dünyalara dalmak isteyenlere tavsiye ediyoruz. Uzak Doğu yalnızca dövüş filmlerinden ibaret değil arkadaşlar, koca, emsalsiz bir dünya sizleri bekliyor…

Her zaman ki yüzsüzlüğümü yapıp imzalı bir kitap istiyorum. Cevap, tabi ki olumlu. Yakın zamanda animelerle ilgili bir kitap da geliyor. Haberi benden duyun.

15826526_987595558011305_2285905353912143226_n

Her ay e-dergi çıkarıyorsunuz, bunun yanında sık sık yazılar da çıkıyor sitede. Mangalar, animeler, filmler çeşit çok. Ama dikkat ettim, genel çerçeveden sapmıyorsunuz. Buna özel bir çaba var mı, yoksa ekip olarak aynı dili konuşuyor olmanız size kolaylık mı sağlıyor?

Birsen: Japon dünyası kültürüyle, sinemasıyla, animesiyle çok geniş malum. Yaza yaza bitiremiyoruz. Dediğin gibi kendimize has bir çizgimiz var. Bunun için özel bir çaba sarf etmedik açıkçası yada Gökhan’la konuşup “Bizim üslubumuz tarzımız bu olmalı” demedik. Aslında bir nevi kendiliğinden oluştu da diyebiliriz. Ekip arkadaşlarımızla da aynı dili konuşuyoruz ki bu sayede kendiliğinden oluşan bu iskelette onların da fazlaca katkısı oldu.

Peki Gökhan, ekipte herkes her şeyi takip ediyor mu, yoksa sadece anime ya da sadece manga yazan kişiler var mı?

Gökhan: Aslında herkesin bir kimliği var platformda. Bu en sevdiğim yönü. Hafize dediğimde aklıma anime, Ercan dediğimde aklıma film, Deniz dediğimde edebiyat geliyor gibi… Birsen’le biz bu konuda gökkuşağı gibiyiz (Gülüyor) Ama bu konuda “Sen bunu yaz” demekten ziyade o arkadaşın ruhuna yakın olanı onunla eşleştiriyoruz. Sonuçta platformda en önem verdiğimiz unsur işimizi severek yapmak. Bunun için de kimya önemli…

Unutmadan diğer arkadaşlarımı da belirteyim Olca, Ahmet, Selin, Bensu, Yeter. Onlar da anime kültür konusunda bizlerle. Banu da kültür konusunda çok güzel yazılar yazan bir öğretmen adayı.

Birsen araya girip “SONATA ekibini de unutmamak lazım, çok değerli işler yapıyorlar” deyince şaşırıyorum.

SONATA nedir?

Birsen: Sonata Japon Sineması’nın ikinci e-dergisi diyebiliriz. Genel olarak Japon müziğini konu alıyor; geleneksel ve popüler müzik olmak üzere. İlk başlarda aylık olarak çıkartıyorduk ancak daha sonra yani bu aydan itibaren iki ayda bir çıkarma kararı aldık. Velhasıl fikir yine Gökhan’dan gelmişti. Zaten bu konuda bir boşluğumuzun olduğunun farkındaydık ve dedik ki “Bir de müzik ekimiz olsun.” Genel anlamda baktığımızda Japon müziğine ilgi düşük Türkiye’de. Olan ilgi de anime müziklerinden geliyor genelde ya da var olan müzik gruplarına mesela Kattun’a Arashi’ye fan olanlar varsa bunlar da azınlıkta. Yani demek istediğim sinema, kültür, anime alanında olan dağınık ve verimsiz bilgi durumu bu alanda da söz konusuydu. Platform olarak bu alanda da verimli içerik üretmek istedik ve buna başladık. Sinema dergimizde olduğu gibi Sonata’da da her ay bir tema belirliyoruz. Mesela ilk sayımızın teması J-Pop’tı. Bu şekilde J-Rock, Visuel Kei vs. olarak aylık tema belirleyip, akımı açıklaması, akıma ait grup tanıtımları, yeni çıkan piyasa albümleri ve geleneksel müzikten birer örnekle dergimizi yayınlıyoruz.

Gökhan: Ekip üyelerimiz, ilk başlarda bizimle Ceylan, Aslı, Hayriye, Sultan, Medine, Yeter arkadaşlarımız vardı. Şu an ise Medine, Birsen ve Ben varız ve dışarıdan konuk yazarlarımız oluyor.

15909604_987716584665869_2067968641_n

Bu konuda da Türkiye’de bir ilk olduğunuzu söyleyebilir miyiz?

Gökhan: Japon müziğini tanıtan sayfalar ve bloglar var Türkiye’de. Ama tam anlamıyla profesyonel anlamda yayın yoktu. Bir bilgi kirliliği vardı. Biz bunu kaldırmayı amaçladık, şu anda dergi anlamında ilki başardık diyebilirim.

Birsen: Aslında bu konuda Japan-Fans’ın hakkını yiyemeyiz. Japon müziğini tanıtmada iyi iş çıkarıyorlar. Zaten şu anda bir ortaklığımız söz konusu. Yazı alışverişimiz ve ortak içerik paylaşımlarımız var.

Japon yapımları genelinde ülkemizde ilgi ne durumda?

Birsen: Aslında Japon yapımlarına ilginin ben iyi olduğunu düşünüyorum. Bu kanıya nereden vardığımı soracak olursan en basitinden Japonya Başkonsolosluğu’nun düzenlediği Japon Film Haftalarını örnek verebilirim. Yoğun ilgiden dolayı katılamadıklarım olmuştu. Genç kesimde genel anlamda bir Kore yapımlarına ilgi furyası dönse de onun bir üstü kesimde Japon yapımlarının ilgi gördüğünü düşünüyorum. Genç kesimde takip eden hiç yok demek değil bu tabi ki de. Gençler arasında da oldukça yaygın ama maalesef Kore yapımları kadar değil. Ama işin içine animeleri katınca gayet iyi düzeyde diyebiliriz.

Kore yapımlarıyla Japon yapımları arasında ne farklar var?

Gökhan: Kore yapımları ile Japon yapımları aslında birbirine yakın. Fark sadece seyirci kitlesinden kaynaklanıyor. Baktığımızda ikisinde de sanat sinemasında minimal anlatım ve felsefi öge etkileri var. Dizilerinde romantik komediler, dramlar ve bilim-kurgularda bastırılmışlığın yansımasını görüyoruz.

Ana akım popüler sinemada renkli, olaya dayalı filmler hakim. Önemli fark Japonya’da live-action furyası. Animelerde ve mangalardan tanıdığımız bu kavram, aslında tartışma konusu olsa da tamamen farklı bir olgu.

Nedir bu Live-Action?

Gökhan: Live-action kısaca esasında anime veya video oyun olan eserlerin canlandırılıp sinema ortamına aktarılması. Live-action prodüksiyonların daha çok sektöre yeni giren yapımcılar tarafından yapılması büyük oranda kaza doğursa da bence olumlu bir farklılaşma.

Bu sezon Türkiye’de büyük ses getirmiş bir dizi var; Anne. Bu dizi bir Japon dizisinden uyarlama ve ben de severek takip ediyorum. Sizce dizinin başarısı önümüzdeki dönemde daha çok Japon uyarlaması izlememize olanak sağlar mı?

Birsen: Japon sinemasına ilgisi olanlar aslında bu yapımın bir Japon yapımından uyarlama olduğunu biliyor. Japon sinemasını bilmeyenler bunun bir Japon yapımdan uyarlama olduğundan bihaber bence. Çevremde sorduğum kişilerden edindiğim izlenim bu yönde. Bu dizi başarıya ulaşırsa ki ulaşacak gibi görünüyor Türk yapımcılar Japon yapımlarına yönelirler ve bu yönde Japon uyarlamalar da artar gibime geliyor. Nasıl ki Kore uyarlamaları aldı başını gidiyor darısı Japon yapımlarına diyorum.

Hepsi bu kadar başarılı olacaksa canıma minnet.

Japon halkı da seviyor mu böyle ağır dramları, yoksa komedi dalında da başarılı işler çıkıyor mu?

Gökhan: Başarılı işlere baktığımızda dünya genelinde klasikler ön plana çıkıyor. Akira Kurosawa, Yasujiro Ozu, Hayao Miyazaki ve Hirokazu Koreeda. Ama son dönem seyirci profiline bakacak olursak genç kitlenin özellikle live-action dediğimiz filmlere ve romantik-komedi/dramlara yöneldiğini görüyoruz. Ben minimal yapımlı sanat filmleri ve animasyonları daha başarılı buluyorum.

Sizinle Hafize üzerinden kurduğumuz bir ortaklığımız da var. Bu süreci ve yaptıklarınızı da anlatsanıza okuyucularımıza.

Gökhan: Birdizihaber ile tanışmamız en güzel rastlantılardan. Hem yazar hem de site kardeşliği yapıyoruz. Ayça’yla yaptığım görüşmeler sonucunda 2016 yılının mart ayı gibi başlayan ortak çalışmamız bugün değerli dostluklara dönüştü. Hafize gibi enerjik, renkli bir kişilikle tanıştık. Çalışmalarımızın daha da büyüyeceğine inanıyorum.

Ortak çalışmalarımız neler? Bunları da öğrensin okuyucularımız.

Birsen: Genel olarak karşılıklı yazı yayını yapıyoruz. Bizim sitemizde yayınlanan ki genelde bunlar anime, dizi, film yazıları birdizihaber’de; yine aynı şekilde birdizihaber’de yazılan Japon kültürüne ait yazılar bizde yayınlanıyor. Hem karşılıklı olarak etkileşim sağlamış oluyoruz hem de içeriklerimizi arttırmış oluyoruz. Onun dışında kurduğumuz dostluğu anlatmama gerek bile yok.

Peki arkadaşlar sektörden ve yaptıklarınızı konuştuk. Biraz daha size yöneleceğim. Mesela Gökhan en başta kendini tanımlarken dünyanın mutluluk kokan sokaklarından bahsettin. Çok mu geziyorsun?

Gökhan: Ülke dışına çıkarak epey gezme fırsatım oldu. 15 ülkede bulundum. Farklı kültürlerle iletişim kurmak, onların kültürlerini oluşturdukları sokaklarda, tarihi mekanlarda o havayı solumak tarifsiz bir duygu. Hele de benim gibi farklı kültürleri tanımaktan mutlu olan biriyseniz. O sebeple dünyanın mutluluk kokan sokaklarında yürüme taraftarı oldum.

Bu kadar gezdin madem, bu gezilerde başına gelen en kötü olay ne oldu?

Gökhan: En kötü anım Roma’da tur otobüsümüz soyulmuştu, bilgisayarım çalınmıştı. Tüm dosyalarım içindeydi çok üzülmüştüm. Yarım gün Roma’da polis karakolunda bekledim. Neyse ki sonra tekrardan Roma’yı gezerek bu üzüntümü bir nevi kırmıştım. Adamlar kolunuzdaki çantayı kesip alıyor, ruhunuz duymuyor. Dikkat edin.

15934425_987716114665916_1735339265_n

Birsen sen de çok geziyor musun, yoksa başka hobilerin var mı?

Birsen: Benim gezilerim genelde yurtiçinde oluyor. Günlük rutinimde en sevdiğim hobilerim kitap okumak ve dizi izlemek. Sadece Japon dizileri falan değil. Daha çok Amerikan veya İngiliz dizilerine takığım. (Gülüyor) Kitap okumayı seviyorum boş vakit buldukça. Favorilerim Rus klasikleri. Müzik dinlemek desen benim için geniş bir dünya. Bir çok tarzda müzik dinliyorum. Modu çabuk değişen bir insanım. Bir an rock dinlerken beş dakika sonra pop, on beş dakika sonra arabesk dinlerken bulabilirsiniz beni mesela. Gezmeyi severim ama bu etrafta boş boş dolanmak ya da sadece oraya buraya gitmek anlamında gezmek değil. Kültürel anlamda gezmek, dolaştığın yerlerin sana değer katması anlamında gezmek. Dünya dillerine ilgim var. İmkanım olsa her dili öğrenmek isterim. “Öğrenme” ve “kendini geliştirme” mottoları da hobilerimi yönlendiren önemli şeyler arasında. Bu mottolar ve birkaç motto daha eklersek “eğlenmek”, “yarınsız yaşamak” gibi mottolarla hobilerimin temel bileşenlerini oluşturmuş oluyorum.

Kaç dil biliyorsunuz?

Gökhan: İki dil biliyorum. İngilizce ve Türkçe. Başlangıç olarak Japonca’yı da sayabilirim.

Birsen: Gönül ister ki 6-7 dil olsun, ama malesef. İngilizcem gayet iyi. Onun dışında günlük konuşma seviyesinde Japoncam ve Korecem var.

Geleceğe dair hayallerinizi sorsam, ne dersiniz bana?

Gökhan: Aslında geleceği bugünden düşünmeyi sevmeyen biriyim. Her anımı olumlu geçirme duygusuyla hareket ediyorum. Ama bir cevap vermek gerekirse akademik çalışmalarımı rahatça dile getirebileceğim, çevremde dostlarımın olduğu bir konumda olmak isterim. Akademisyen olmak istiyorum.

Birsen sende durumlar nedir?

Birsen: Gelecek her ne kadar belirsiz olsa da her yeni gün için yeni umutlar taşımaya çalışıyoruz. Bu yönde benim kendi kafamda belirlediğim kariyer anlamında üç hedefim var. Birincisi uzun vadede olsa bile Japon Sineması’nı resmi bir kurum haline dönüştürebilmek. Platformun daha da gelişmesi ve Türkiye’de bu alanda akla gelen ilk isimlerden biri haline gelmesi ulaşmak istediğim hedefler. İkinci hedefim şu an çalıştığım yerde Vivense’de kariyerimin beni taşıyacağı en üst noktaya çıkmak. Burası neresi nokta olarak henüz bir fikrim yok ama Vivense kariyerime devam etmek istediğim bir yer. Üçüncüsü ise akademik alanda bir kariyere sahip olmak. Bu yönde de hedeflediğim alan Sosyoloji veya daha spesifik olarak İletişim Sosyolojisi.

Ülke gündemi için ne düşünüyorsunuz? Genç kesim oldukça umutsuz bu konuda.

Gökhan: Her ne kadar karanlık günlerden geçsek de umutla fikirler üretmeyi, insanlara faydalı işler üretebilmeyi savunuyorum ve çalışıyorum. Onca ülke gezdim, ülkemiz gerçekten çok özel bir yer, insanlar gelip geçer önemli olan ülkeni sevmek bence. Şahsen de seviyorum (Gülüyor)

Birsen: Ülke gündemi çok karışık ve karmaşık. Bu karmaşa ne şekilde çözülür, çözülür mü bilemiyorum; şu durumda çözüleceğini zannetmiyorum. İktidarı bu konuda biraz zayıf buluyorum. Telkinlerini ve yaptıklarını da aynı şekilde. Yapmaya çalıştıkları hakkında pek bir şey söylemek istemiyorum. Ülke genelinde gençler -buna ben de dahilim- umutsuz olmakta çok haklı. Bu durum sadece gençlerde değil ülke genelinde var. İnsanlar bugünü nasıl atlatacağım, bugün ailemin karnını nasıl doyuracağım, bugünü ölmeden atlatacak mıyım derdinde. Kısaca sadece bulundukları günü verimli geçirme derdinde. Yarınla ilgili umut taşısalar bile geleceği aydınlık görmüyorlar ve bu nedenle de ümitleri tükeniyor. Dediğim gibi haklılar da. Zaman zaman ben de aynı düşünüyorum. Bu nedenle amaçlarım arasında da “bugün kendim için ne yaptım?/ne değer kattım?/ne öğrendim?/ne paylaştım?” gibi şeyler yer almaya başlıyor. Yani aslında her gün yarın öleceğimi düşünerek bulunduğum günde verimlilik ve değer yaratmaya çalışıyorum. Ufak da olsa hala ümit var. Herkesin ufak ümitlerini toplayarak belki aydınlık bir geleceğe ulaşırız diyorum. En azından gelecek nesiller için bunu temenni ediyorum.

Arkadaşlarımla sohbetimizi burada sonlandırıyoruz. Buraya kadar okuyarak bize eşlik ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Onları tanıma fırsatı buldunuz. Onlar da kendilerini daha yakından tanıtma fırsatı buldular. Hala sitelerini ziyaret etmediyseniz Japon kültürü adına çok şey kaçırıyorsunuz. 

Röportajın aslına buradan ulaşabilirsiniz: birdizihaber


Farklı olan birçok şeyin peşinde... Sanat ve tasarım aşığı.. Soyut/somut her şeyde bir güzellik arayışı içinde olan, gerçeklikle hayal arasında araftaki kişilik...