Bir Miyazaki Klasiği; Spirited Away

spirited_away03

Sen to Chihiro no Kamikakushi, çokça bilinen adı ile Spirited Away, Türkçe meali ile Ruhların Kaçışı. Hayao Miyazaki denildiğinde çoğu insanın aklında beliren film olarak tanımlamak mümkün. Bana göre Miyazaki dünyasından çıkan her film zaten bir başyapıt niteliğindedir. Ama Ruhların Kaçışı Hayao Miyazaki’nin adı ile özleşecek kadar özel bir yere sahip. 2001 yılı yapımı olan film Japonya’da Titanik’in rekorunu kırıp gişe savaşında zirveye oturmuştur.  Tabii ki böyle bir yapımın etkisi Japonya sınırlarında kalmamış, film okyanus ötesini aşıp, en iyi yabancı film dalında Oscar’a layık görülmüştür. Keza Ruhların Kaçışı Oscar kazanan ilk anime yapım olma özeliğini de taşımaktadır. Bunun dışında BBC tarafından 21. Yüzyılın en iyi filmleri listesinde de 4. sıradadır. Daha pek çok ödüle sahip olan film, görüldüğü üzere dünyanın farklı yerlerindeki izleyicilerinden de tam not almıştır.

Neymiş bu Ruhların Kaçışı!

Sahi Miyazaki bu sefer izleyicisine nasıl bir dünyanın kapılarını araladı da herkesi böyle peşinden sürükledi? Şöyle diyelim madem, bu küçük bir kız olan Chihiro’nun hikâyesi. Filmin konusuna geçmeden evvel şunu belirtmekte fayda var. Miyazaki rast gele ‘hadi küçük bir kızı kahraman yapalım’ fikri ile yola çıkmamış. Filmin fikrinin ortaya çıkmasından evvel Miyazaki son dönem Japon genç kız dergilerinde ve yapımlarında kızlara yüklenen rollerden ve sürekli işlenen ‘beyaz atlı prens temalı yapımlardan rahatsız olmuş ve Japon kızlarının da kendi kahramanlarını yaratabilecekleri düşünmüştür. Tam olarak Miyazaki’nin ağzından söylersek; ‘Ben bu filmi 10 yaşında bir kızın gerçekten isterse neler yapabileceğini göstermek için yaptım.’  Prenses Mononoke, Komşum Totoro, Küçük Cadı Kiki… Hayao Miyazaki bunlar ve bunlar gibi pek çok filminde izleyicisine hep güçlü ve bağımsız bir kadın/ genç kız profili çizmiştir. Ruhların Kaçışı’nda da benzer bir noktadan yola çıkması çokta şaşırtıcı değil.

oscar-winner-spirited-away

Miyazaki’nin kendisi gibi yönetmen bir arkadaşının kızından esinlenerek yarattığı Chihiro 10 yaşında bir kızdır. Ailesi’nin kararı ile istemese de yeni bir kasabaya taşınmak zorunda kalmıştır. Taşınma günü evlerinin yollarını bulmaya çalışırken kaybolan Chihiro ve ailesi eski bir istasyondan geçerek farkında olmadan başka bir dünyaya adım atarlar. Vardıkları bu yeni yerde adeta in cin top oynuyordur. Civarda açık olan bir sürü restoran ve büfe olmasına rağmen Chihiro ve ebeveynleri bunları satın alabilecekleri kimseyi bulamazlar. Bunun üzerine izin almadan, ‘ nasıl olsa geldiklerin öderiz’ mantığı ile yemekleri yemeye başlarlar. Öte yandan Chihiro durumdan oldukça rahatsızdır ve anne- babasının tersine hiçbir şey yemez. Hatta onları bırakıp çevrede ne olup bittiğine bakmaya gider. Bu tuhaf dünya da bir o kadar tuhaf davranan biri çıkar karşısına ve ona güneş batmadan üzerinden geçtikleri su birikintisini aşarak geri dönmesini söyler. Chihiro koşarak ailesinin yanına geldiğinde ise gördüğü şeye inanması kolay olmayacaktır. Annesi ve Babası birer domuza dönüşmüştür. İlk önce bu iki hayvanın anne babası olduğunu kabul etmeyen Chihiro geri dönüş yolunu bulmaya çalışır. Bunu yaptığında ise çok geçtir. Sular yükselmiş ve içinden geçtikleri istasyon artık kıyının öte tarafında kalmıştır. Üstelik etrafta ne olduklarını tanımlayamadığı bir sürü varlık dolaşmaktadır. Bunlar yetmezmiş gibi vücudunun silindiğini ve giderek yok olduğunu anlamıştır.

İşte tüm olup bitenlerle baş edemeyip bir köşede ağlayan Chihiro’nun yardımına Haku adında onun yaşlarında bir çocuk koşar ve önce onu sakinleştirir. Yaptığı büyü ile yok olmasını engeller ve anne babasını kurtarıp bu dünyadan nasıl gideceğini ona anlatır. Adı Haku olan bu çocuk Chihiro ile geçmişte tanışmıştır. Ama ikisi de bunun nasıl olduğunu bilmiyordur. Haku’nun talimatlarına uyan Chihiro önce geldikleri bu yerin Tanrıların yıkanıp dinlendiği bir hamam olduğu gerçeğini öğrenir. Daha sonra Haku’nun talimatlarınca hamamın baş su ısıtıcısı Kamaji’nin yanına giden Chihiro’ Kamaji’nin referansı ile hamamın yöneticisi olan kötü büyücü Yubaba’nın yanına gönderilir. Chihiro’nun diretmelerine hayır diyemeyen Yubaba (iş isteye iş vermek zorunda olduğuna dair bir anlaşma imzalamıştır) Chihiro’nun hamamda çalışmasına izin vermiştir. Yubaba çalışanları ile olan anlaşmalarını onların adlarını alarak yapmaktadır. Bir süre sonra gerçek adlarını ve kimliklerini unutan çalışanlar tamamen Yubaba’nın kontörlüne geçer. Chihiro’nun isminden belli karakterleri silince geriye ‘Sen’ ismi kalır. Ve Chihiro Sen adı ile Hamamda çalışmaya başlar. Bu noktadan sonra Chihiro için hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacaktır. Önceleri yalnızca ailesini kurtarmak için çabalayan Chihiro daha sonra yaşanacaklar sebebi ile Haku içinde hayatını tehlikeye atar. İkisi arasında başlayan bu özel duygu tuhaf bir şekilde ikisine de tanıdıktır. Sanki birbirlerini çok daha öncesinden bilmektedirler. Hikâyenin sonunda hem ailesini kurtarmayı başaran Chihiro Haku’nun da gerçek ismini ve kimliğini hatırlar. Tam adı ile Nigihayami Kohaku Nushi olan Haku aslında gerçek dünyada bir nehirdir. Daha doğrusu Kohaku nehrinin ruhu olan ejderhadır. Chihiro küçükken bu nehire düşmüştür ve nehrin ruhu olan Haku onu koruyup boğulmasını engellemiştir. Ve bu sebeple birbirlerine bu kadar tanıdıktırlar. Haku’nun demesi ile; ‘Biri ile bir kez tanıştın mı onu asla unutmazsın’

Açıkçası filmin son sahnesinde kurduğum cümle şuydu ‘ Ne demek Haku gerçek dünyada bir nehirmiş, e nasıl kavuşacak bunlar !?’ Peşi sıra gelen günlerde ise şunu düşündüm, yani bazen bir nehri, bir denizi bir ormanı ya da tek başına bir ağacı gerçekten sevebiliriz. Ve onlarında bizi sevdiğini hissedebiliriz. Evet, dünyada böyle şeyler oluyor. Dahası bazen bu bir insana beslediğimiz sevgiden kıymetli olabiliyor. Neden mi?  Bir insan size yalan söyler, aldatır, ya da sizi çünküler ile sevebilir ama doğa, bunu yapmaz siz onu seversiniz o da sizi sever, siz onun için iyisinizdir, keza oda sizin için.

The Academy of Motion Picture Arts and Sciences will expand its three-month celebration of anime with a screening of the 2002 Oscar¨-winning animated feature ÒSpirited AwayÓ on Friday, July 17, at 7:30 p.m., and ÒA Tribute to Animation Master Hayao MiyazakiÓ on Tuesday, July 28, at 7:30 p.m. Both events will take place at the AcademyÕs Samuel Goldwyn Theater and will include extended gallery hours for the AcademyÕs ongoing exhibition ÒANIME! High Art Ð Pop Culture.Ó Pictured here: SPIRITED AWAY, 2002.

Miyazaki Gerçekliği

Aslında şimdi söyleyeceklerimi yalnızca Miyazaki’ye indirgemek ne kadar doğru bilmiyorum ama en azından onun çizgisinde olan yönetmenlerin çoğunda gördüğüm bir nokta diyebilirim; Yani karakterlerin olup biteni sorgulamaması ve buna bir gerekçe bulmak için çabalamaması. Yani bir gün kendimizi hiç olmayacak bir dünya da ya da zamanda bulsak önce sorgulayacağımız şey bunun nasıl olduğudur şüphesiz. Evrende değişmeyen bir düzen ve kurallar yığını var; kanatsız uçamazsın, istediğinde zamanda geri gidemezsin, bir gün başka birinin bedeninde uyanamazsın. Bunlar yaşansa dahi ilk yapacağımız şey yıllardır birike gelen gerçeklik anlayışımızla çakışan bu durumu sorgulamak. Ama tıpkı bu filmde olduğu gibi Miyazaki’nin birçok filminde karakterler olup biteni yalnızca ve olağan bir şekilde kabul ediyorlar. Belki de bunu anlayamamamın sebebi onların kahraman benim ise sadece normal insan olmamdır, bilemiyorum.

Miyazaki gerçekliğine bir diğer yerden yaklaşmak gerekirsek bu kurgusunda ki hikâyelerin çoğu için gerçek dünyadan beslenmesi. Ruhların kaçışı özelinde gidersek, filmi ilk izlediğimde fark ettiğim şey filmde kullanılan renklerin bana Japonya’dan daha çok Çin, Tibet, Tayvan ..coğrafyasını anımsattığıydı. Filmin işlediği gerçek üstü konuyu da göz önünde bulundurduğumda filmde ki ögelerin ve hikâyenin kendisinin bir Uzakdoğu efsanesinden yola çıkabileceğini düşündüm. Yani herkes gibi olağan üstü şeyler ancak efsanelerde olur kısa yolunu kullandım. Ama işte öyle değildi. Miyazaki hikâyede gördüğümüz pek çok şeyi günlük hayatının içinden esinlenerek yaratmıştı. Yani bir nevi sıradan hayatlarımız içindeki sıra dışılıkları görebilmişti. Efsaneden uyarlama öngörüm yanlış olsa da filmin genel havasının Japon kültürünü pek taşımadığı konusunda haklıydım. Neden mi? Ruhların Kaçışı’nın dünyası Tayvan’da bulunan Jiufen Kasabası’nın tıpatıp aynısıdır. Hatta Miyazaki tanrıların yıkandığı hamamı da yine bu kasaba da bulunan bir çay evinden esinlenerek oluşturmuştur. Yani yaratılan bu fantastik dünyanın kaynağı da yine gerçekliktir.

Miyazaki’nin esinlendiği bir diğer gerçeklik ise evinin yakınlarında ki bir nehirdir. Filmin en can alıcı sahnelerinden biri olan nehir tanrısının temizlendiği ve içinden başta bir bisiklet olmak üzere pek çok çöpün çıkarıldığı sahne Miyazaki’nin bizzat yaşadığı bir anıdan yola çıkarılarak eklenmiştir.  Miyazaki’nin evinin yakınlarında oldukça kirli bir nehri semt sakinleri hep birlikte temizlemişlerdir. Hatta filmde olduğu gibi nehirden bir bisiklet bile çıkmıştır. Nehri temizledikten sonra balıklar yeniden nehirde görünmeye başlamış ve Miyazaki bu gerçeklikten yola çıkarak filme o sahneyi eklemiştir. Aslında film hakkında söylenecek daha çok şey var. Ama özelikle filmde sıkça karşımıza çıkan bazı detaylar hakkında özelikle durmak istiyorum. Mesela filmin ilk sahnelerinde Chihiro’nun korktuğu ve istasyonun girişinde duran küçük bir adamı andıran heykel ve tapınak girişlerinde bulunan bir nevi girişi andıran Torii. Şinto inanışına göre filmde geçen heykel kutsal mekânların girişine konur ve bu heykel o mekânı korur, yine beraberinde gördüğümüz Torii’de aynı şekilde kutsal sayılan mekânların girişinde yer alır. Yani Chihiro o heykelden ve mekândan korkmakta haklıdır. Çünkü işaretler aslında çok açıktır.

Bir diğer ilginç nokta ise hamamın kendisidir. Neden mi?  Hamamın girişinde  ゆYuyani ‘sıcak su yazmaktadır. Bir hamamın girişinde böyle bir şeyin yazması çokta tuhaf karşılanamaz. Öte yandan Japonya’da Edo döneminde popüler olan bu hamamlar daha çok fuhuş ile anılmaktadır. Ve o dönem bu gibi yerlerde çalışan kadınlara ise YuNa olarak seslenilmektedir. Yani Sıcak Su kadını, bu noktaya kadar bu benzerliğin tesadüf olabileceği herkesin aklına gelebilir. Ama Edo döneminde bu tür yapıları yöneten kişinin tıpkı filmde olduğu gibi Yubaba olarak adlandırılması filmin aslında o kadar da masum olup olmadığını sorgulatır. Ayrıca filmin detaylarına dikkat edenlerin gözünden kaçmayacağı bir şey var ise çizilen kadın figürlerinin çoğunun hafifmeşrep bir hava da olduğudur. Bu da kafalarda ki soru işaretlerine bir yenisini ekliyor demektir.

Miyazaki’nin böyle bir tablo çizmesinin sebebinin modern dünya eleştirisi olduğunu söyleyenler mevcut, keza bunların komplo teori olduğu filmin sadece küçük bir kızın kahramanlık hikâyesinden ibaret olduğunu söyleyenlerde. Bunlardan hangisi doğru Miyazaki’nin kafasından neler geçiyordu, tahmin etmek biraz zor. Ama daha önce söylediğim gibi Miyazaki gerçek dünyadan beslenir. Ve maalesef ki içinde yaşadığımız dünya öyle masum ve harika bir yer değil.  Bu durumda Miyazaki’nin neden böyle yaptığını anlamak güç olmasa gerek.




Translate »