Bir Büyüme Yolculuğu: “Marnie Oradayken”

Marnie - min hemmelige venninne

Genç yönetmen Hiromasa Yonebayashi’nin 2014 yapımı “Marnie Oradayken” (Omoide no Mânî) filmi bizi pastel tonlarla yüklü, gotik öğeler taşıyan masalsı bir âleme götürüyor. Filmde genç karakter Anna’nın büyüme-olgunlaşma sürecine tanıklık ediyoruz. Küçük yaşta anne-babasını ve daha sonra da babaannesini kaybetmiş ve bu kayıplar yüzünden dünya karşısında kendini yapayalnız hisseden, kendini hiç bir yere ait hissetmeyen Anna, geçmişe bu yüzden büyük bir öfke besliyor. “Dünyada büyülü bir çember var, içi ve dışı var, bu insanlar o çemberin içinde, bense dışındayım.” sözleriyle açılan film Anna’nın yabancılaşmasını çok iyi anlatıyor. Bütün bunlara ek olarak, ona bakan üvey annesinin devletten bunun için para yardımı aldığını öğreniyor. Böylece daha çok içine kapanan Anna ne geçmişiyle ne de insanlarla yüzleşmeye yanaşıyor. Bütün bu olumsuz gidişatı tersine çeviren sürecin başlangıcı ise Anna’nın kırsaldaki akrabalarının yanlarına gönderilmesiyle oluyor.

1449577999-3663d5ae311cc4f543e2e728fdeec361

Hokkaido kırsalında, bataklık bir bölgede gördüğü konağın bahçe kapısından adımını attığında değişim başlamış oluyor. Kimi zaman yeni kimi zaman eski gözüken konağın içindeki genç kız Marnie ile Anna’nın gördüklerinden şüphe etmeye başlıyoruz. Bütün olanlar gerçek mi yoksa Anna’nın düş gücünün bir eseri mi? Marnie ile tanıştığında Anna’nın “Sen gerçek bir insan mısın?” diye sorması bu şüphemizi haklı çıkarıyor. Böylece filmin sonunda dek neyin gerçek neyin hayal veya masal olduğuna dair bir belirsizlik içinde bırakılıyoruz. Şüphelerimizi artıran başka bir konu da Anna’nın konağı ilk gördüğünde “çok tanıdık geliyor” demesi. Bu sözler Anna’nın bilinçaltının bu konağı daha önceden tanımasından mı geliyor sorusunu sorduruyor. Acaba Marnie, Anna’nın geçmişine dair bastırdığı aile travmalarının somutlaşmış hali olan gotik bir hayalet mi? Filmin sonunda sorular elbette yanıt buluyor. Anna, geçmişiyle barışmayı öğreniyor. Toprağa ayak basması artık kendi ayakları üzerinde durabileceğinin bir göstergesi oluyor. İnsanlarla kurduğu ilişkiler düzeliyor. Bunun bir örneğini üvey annesine ilk defa “anne” dediğinde anlıyoruz.

Yazar: Ercan Gürova



20 Mart 1991 ‘de Yomra ‘da doğdu. 2010’da Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden Haziran 2014’de mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Sinema bölümünde Yüksek Lisans yapmıştır. Çalışmaları: Afrika ve Osmanlı Belgeseli projesinde yapımcı asistanlığı, Marmara Medya Merkezi Tasarım Birimi Öğrenci Koordinatörlüğü, İGİAD Gençlik Kurulu Koordinatörlüğü, Avrupa Rüyası Projesi sanat yönetmenliği yapmıştır.


Translate »