Ay Savaşçısı Özlük Kristali 24. Bölüm

Ay Savaşçısı Özlük Kristali

AY SAVAŞÇISI: ÖZLÜK KRİSTALİ

24.Bölüm: Sürprizin Adı Geçmişin Hediyesi! Kapıdaki Düşmanın Ayak Sesleri…!

Ürkütücü ve geniş karanlık salonda mezar taşının tepesindeki metal tekerleği anımsatan altın kaplamalı Zoodyak Tekerleği dikkat çekmişti. Zoodyak Tekerleği’nin ortasında Özlük Kristali yeri vardı ve on iki zoodyak taşı bir araya gelince Özlük Kristali oluşacaktı. Bu tekerleğin yanındaki Değerli taşlarla süslü tahtında kendinden emin bir şekilde oturan Elbis Han, kara gözleriyle tekerleğe bakarken diğer

taraftan eliyle çenesini okşamıştı. Daha sonra ayağa kalkıp hiddetli bir şekilde tekerleği göstererek “Beceriksizler! Gezegen savaşçılarına nasıl bir kaç zoodyak taşını kaptırdınız!”

Han’ın sert ve hiddetli çıkışı karşısında Tanha ve Andarkan sessiz bir şekilde onun önünde eğilirken Ayzıt da saygısını sunduktan sonra ayağa kalkmıştı. Daha sonra Ayzıt, avuçlarını açıp elleri arasında beliren

görüntüyü Hana’a görseterek “Efendimiz, bizler bir kaç zoodyak taşını onlara kaptırmamızın nedeni beklenmedik bir anda Kai Suzuke denilen Güneş Prensi ve onun uyandırdığı Tau Ceti Yıldız Savaşçısı Viluy’un saldırılarıdır. İzin veriniz de geriye kalan zoodyak taşlarını topladıktan sonra onlara kaptırdığımız taşları da alırız.” deyince Han’ın hoşuna gitmişti.

Ayzıt’ın görsettiği görüntü ve yaptığı açıklamalar karşısında Han, yerinde kalkıp sağ sola dolanarak “Sıradaki hedef kimdir?” deyince Ayzıt’ın morali yükselmişti çünkü Han tarafında bağışlandıklarını anlamıştı.

“Sıradaki burç ise Köpek burcu olup temsilcisi de Minako Aino’dur. Minako’nun özelliği benimle eşdeğer güçlere sahiptir. Minako Aino, Prenses Serenity’yi koruyan dört koruyucudan olan Lena’nın reekarnasyonu olup İç Gezegen Savaşçıları’nın lideridir. Aynı zamanda Güneş Prensi Kai’nin eski eşidir. Minako’yu hedef seçmenin nedenleri; Kai’ye ağır darbe indirmek ve Aşkın yegane kraliçesi olduğumu göstermektir. Ayrıca onun bedeninde bulunan zoodyak taşının için Inugami adlı yokaimiz yatıyor.” diyen Ayzıt, saygıyla huzurdan ayrılmıştı.

Ayzıt’ın ardından Tanha ve Andarkan hiçbir şey demeden huzurdan ayrılmıştı. Han da tahtına oturacağı sırada ayak sesleri işitince hiddetli bir şekilde “Kim var orada?” diye bağırmıştı.

Karanlığın içinde yavaş yavaş ela gözleri parlayan gizemli kadın, nazik bir sesle “Han’ım, sizi korkuttuysam kusuruma bakmayın. Ben Astarte Savaşçısı’yım” dedikten sonra kendini görsetmişti.

“Astarte Savaşçısı, seni çağırmadığım halde neden huzuruma geldiniz?” diyen Han, onun gelişini nedeni merak ettiğini sezdirmişti.

Astarte Savaşçısı, Han’ın önünde saygıyla eğildikten sonra “Han’ım, sizle Ayzıt arasında geçen diyaloga kulak misafiri oldum. Ayzıt’ın anlattıkları doğrultusunda aklıma müthiş bir plan geldi.” diyerek Han’ın dikkatini üzerine çektirmişti.

Bir yanı meraklıyken diğer yanı da soğukkanlı olmaya çalışan Han, “Anlat bakalım bu müthiş planı” diyerek ona müthiş planı merak ettiğini sezdirmişti.

İstediğini kısmen elde eden Astarte Savaşçısı, ayağa kalktıktan sonra “Han’ım, Gezegen Savaşçıları ve Güneş Prensi Kai Suzuke’yi içten yıkmak için onların arasına katılacağım. Hem kaptırdığımız zoodyak taşları geri alabilir hem de Kai’nin en zayıf noktasını keşfedebilirim. Benim düşman olduğumu bilmeleri için Ayzıt, Tanha ve Andarkan’a karşı savaşacağım. Ayrıca da onlardan Minako’nun en samimi arkadaşıydım.” diye çarpıcı açıklama yapınca Han bu müthiş plana bayıldığını gözlerinden sezdirmişti.

“Peki nasıl olacak?”

Astarte Savaşçısı, menajer Shiba Shingetsu’ya dönüştükten sonra “Adım Shiba Shingetsu, dünya çapında ünlü bir menajerim. Aynı zamanda Minako ile aynı sınıfta okudum.” deyince Han, onu boşuna yeniden diriltmediğini anlamıştı.

“Görev senindir. Sakın kendini iyi insan olarak hissetme çünkü sen bir amaç için onların içine sızacaksın.” diyen Han, ona gözdağı verdi.

Shiba Shingetsu, Han’ın önünde saygıyla eğilip “Tamam” dedikten sonra huzurda ayrılmıştı. Han da mutlu bir şekilde onun arkasında gülümsemişti.

                         ****

Usagi, Yeni Kraliçe Serenity formu içinde gözlerini açınca bulunduğu ortama anlam veremeden çevresine bakındı gördüğü tek şey derin karanlıkmıştı. Kendi kendine “Nerdeyim ben!” diye söylenirken birden gözünü kamaştıran altın sarısı ışık belirivermişti. Sonra bu altın sarısı ışık içinde Helios çıkıvermişti.

Helios, Usagi’nin önünde saygıyla eğilip “İçinde bulunduğu şaşkınlığı anlıyorum ama zamanı geldiği için seni bu derin karanlığa getirdim.” deyince Usagi’nin yüreğindeki korku da büyümüştü.

Helios, başını kaldırıp Usagi’nin gözlerindeki korkuyu görünce onu sakinleştiren bir ses tonuyla “Korkmayın Yeni Kraliçe Serenity daha doğrusu kaynanam. Ben insanların düşlerinden güç alan Elysion adlı düşlerin cennetinin güçlü koruyucusu olduğum için sana zarar vermem. Burda olmanın nedeni geçmişin hediyesi ile ilgili müjdeyi vereceğim.” dedikten sonra başındaki altın boynuz parlamaya başlamıştı ve etrafı saran bir ışık hüzmesi oluşmuştu.

Usagi, Helios’un ne yapacağında habersiz olduğu için iyice tedirginleşmişti. Bir müddet sonra altın sarısı ışık hüzmesi kaybolunca Usagi etrafına bakarken Elysion’daki gül bahçesinde olduğunu anlamıştı. Etrafındaki güllerin kokusunu içine çekerken birden içinde bulunduğu korku ve tedirginlik kalmadığını hissetmişti. Sonra Helios’a bakıp “Geçmişin hediyesi derken? Yoksa… Karnımda Beryl’in öldürdüğü oğlum Darien’in reenkarnesi mi var?” dedikten sonra hüzünlü bir şekilde eliyle şişkin karnını okşamıştı.”

“Evet. Karnınızda Darien’in reenkarnesi var.” diyen Helios, Usagi’nin söylediğini tasdik etmişti.

“Peki neden bu geçmişin hediyesi çok geç verildi bana?” diyen Usagi, aklındaki ikinci soruyu sormuştu.

“Efendim, geçmişin hediyesi neden size geç verildiği hakkımda bir bilgiye sahip değilim. Tanrı’nın yazdığı yazgılarınızda neler yazıldığını bilmiyorum. Benim görevim bellidir. Görevim dışındaki bilgileri merak etmem de yasaktır.” diyen Helios, Usagi’ye evren yasalarının önemini vurgulamıştı.

“Anladım” diye karşılık veren Usagi, şişkin karnını okşayarak “Bu güzel hediye için Tanrı’ya binlerce kez şükrediyorum. Darien, sebepsiz yere canından olmuş. Onun bu şansı hakettiğine inanıyorum. Darien’imin reenkarnesini kucağıma alacağım günü sabırsızlıkla bekliyorum. Ona MONTICHERE adını vereceğim çünkü Mamo-Chan’ımın Antik Çağ’daki babasının adının Japonca söylenişidir.”

Helios, Usagi’dan işittiği bu güzel açıklanmanın karşısında çok mutlu olmuştu. Sonra gülümseyerek “Anladım. Peki bu müjdeyi Kral Endymion’a söyleyecek misin?” deyince Usagi gülümsemişti.

“Hayır. Doğumdan sonra ona diyeceğim çünkü bu müjde ona güzel bir sürpriz olacak. Onu canımdan çok seviyorum. Onun mutluluğu için elimden geleni yapacağım.” diyen Usagi gözlerini kapatmış.

“Usako-m Usako-m Usako-m”

Usagi işittiği bu sesle gözlerine açınca yatak odasından olduğunu ve Mamoru, omuzunu dürttüğünü görmüştü. Sonra kendi kendime gülümsemişti.

“Günaydın aşkım! Hayırdır. Neden gülüyorsun.” diyen Mamoru, onun yanağını okşamıştı. Usagi, yanağını okşayan Mamoru’nun elini okşayarak “Günaydın aşkım! Seninle her sabah uyandığım için çok mutluyum.

Gülümsememin nedeni gördüğüm rüyadan dolayı.” dedikten sonra diğer eliyle Mamoru’nun yanağını okşamaya başlamıştı.

Usagi’nin gördüğü rüyayı sormadan ona yavaşça yaklaşmış “Ben de seninle her sabaha uyandığım için çok mutluyum.” dedikten sonra onu dudağından öpmüştü. Usagi de onu öpmüştü…

                   ****

Güneş yeni bir gün için yeniden doğmuştu. Yazın geleceğini müjdeleyen hava, kendini iyiden iyiye hissettirmişti. Makoto ve Minako, bu güzel günü Suzuka Uluslararası Yarış Pisti’nde buluşup mini bir motor yarışı yaparak değerlendirmek istemişlerdi. Bu pistin önemi ise Formula 1 Grand Prix’ine evsahipliği yapmasıdır.

Minako ile Minako, Pistin garajında buluşmuşlardı. Sonra ikisi binecekleri motorları seçmeye karar vermişlerdi. Minako havalı bir şekilde motoruna oturmuşken Makoto da bineceğini motorunu kontrol etmişti. Bineceği motorun pedalında yağ lekesini gören Makoto, sakin bir şekilde “Minako bana ordan bez ve yağ sökücü getir misin?”

Minako, elini saçlarının arasına koyup gözlerini kapatarak havalı bir tavırla “Üzgünüm yapamam. Temizlik malzemelerine karşı bir alerjim var çünkü aşk kadınıyım. Kendi motorunu temizledikten sonra bir zahmet benimkisini de temizler misin?” deyince Makoto sinirlenmişti.

Makoto başını kaldırıp kaşını çatarak “Aşk kadınıymış. Yine toyluk hallerin baskın gelmiş sana. Minako!!!” diye bağırmıştı. Minako da Makoto’nun bağırmasıyla olgun bir tavır almıştı çünkü Makoto’dan dayak

yemek istememişti. Minako karşılıklı vereceği sırada birden “Tartışmanıza doyum olmaz.” sesi ile ikisi irkilmişti. İkisi sesin geldiği yöne bakınca etrafında kara kalpler dolanan Ayzıt’ı görmüştü. İkisi aynı anda “Ayzıt” diye bağırmıştı.

Ayzıt, alaycı bir tavırla “Bedenindeki Köpek Zoodyak Taşı’nı bana vereceksin ve tekrar bize katılacaksım Inugami!” deyince Minako gülmeye başlarken Makoto da kaşını çatıp kolunu sıvamış bir şekilde “O zoodyak taşını alman için cesedimi çiğnemek zorundasın Ayzıt! Birebir dövüşmeye ne dersin.” diye karşılık vermişti.

“Makoto boşuna onunla dövüşüyorsun. Bu iblis resmen aklını kaçırmış, güya Inugami denilen yokainin hapsolduğu Köpek Zoodyak Taşı, benim bedenimdeymiş.” diyen Minako, gülmeye devam edince Ayzıt da sinirden deliye dönmüştü.

Sinirlenen Ayzıt, yumruğunu sıkıp “Bunu size ödeteceğim. Kiminle dalga geçtiğinizi çok iyi tanıyacaksınız. Dövüşme teklifi kabul ediyorum.” diye bağırınca Makoto da gülümsemişti. Yanındaki Minako’ya dönüp

dönüşüm zamanı geldiği dercesine başını sallamıştı. Minako da Makoto’nun baş sallamasına aynı şekilde karşılık vermişti.

Daha sonra ikisi, ceplerinden broşlarını çıkartıp havaya kaldırdıktan sonra; “Jüpiter’in Galaktik Gücü!”, “Venüs’ün Galaktik Gücü”,”Harekete Geç!” deyince ikisi aynı anda Galaktik gezegen savaşçılarına dönüşmüşlerdi.

Daha sonra Makoto ile Ayzıt, garajda kıran kırana dövüşmeye başlamıştı. Makoto’nun dövüş tekniklerini önceden sezen Ayzıt, saldırını yapmak için asıl zamanın gelişini beklemeye koyulup hiçbir şey demeden onunla dövüşmeye devam etmişti. Kıran kırana dövüşen Makoto ile Ayzıt iyice yorulmuştu.

İkisi biraz dinlendikten sonra Makoto hızla Ayzıt’a koşup havaya sıçrayıp uçan tekmeyi onun yüzüne doğru atmıştı. Makoto’nun bu saldırısı önceden sezen Ayzıt, parmağını şıklatınca Makoto’nun etrafında kara kalplerden oluşan kalkan belirivermişti.

Kalp kalplerden oluşan kalkanın duvarını yumruklayan Makoto şaşkın bir  şekilde “Minako!!! Şaşkınlığın sırada değil. Saldırıya geç!” diye bağırmıştı. Ne yazık ki bağırışları, kalkan sayesinde dışarıya iletilmemişti.

Minako da havada Makoto’yu kalkanın içinde görünce şaşkınlığa uğramıştı çünkü Ayzıt’ın savaşçıların saldırılarına benzer saldırılar yapmasıdır. Ayzıt da Minako’nun şaşkınlığından yararlanarak “Bu kadar erken teslim olacağını bilmezdim Minako!” diye bağırdıktan sonra elini kaldırınca kara kristal kendini göstermişti. Ayzıt, Kara Kristali’ni Minako’ya doğru doğrultunca kristalden çıkan kara ışık halkaları Minako’nun etrafını sarmıştı ve Minako, hareket edemediği için acı acı bağırmaya başlamıştı. Ayzıt, parmağını şıklatınca Minako’nun göğsünden Köpek Zoodyak Taşı belirmişti.

Olanları kalkanın içinde izleyen Makoto, şaşkın ve çaresiz bir şekilde “Minako!!!” diye bağırdıktan sonra sinirinden deliye dönmüştü. Yapabildiği tek şey kalkanın duvarını yumruklamaktı.

Köpek Zoodyak Taşı hızlıca Ayzıt’a yaklaşırken birden “Astarte! Süleyman’ın Cihadı!” sesi ile Ayzıt irkilmişti. Ayzıt, sesinin geldiği yöne bakınca kendisine doğru yaklaşan hurma şekildeki turuncu tüslü ışın yağmuru görmüştü.

Ayzıt ise bu saldırıyı durdurmaktan çok geç kaldığını fark etmişti. Işın yağmuru, Ayzıt’ın eline isabet edince zoodyak Taşı yere düşmüştü ve Makoto’nun etrafını saran kalkanda kaybolunca Makoto yere hızlıca düşmüştü. Az yara ile kurtulan Makoto, yere düşen zoodyak taşını aldıktan sonra ayağa kalkmıştı.

O sırada Ayzıt da şaşkın bir şekilde saldırı ve sesin geldiği yöne yani garajın kapısına bakınca orda yeni bir savaşçı görmüştü. Minako da o savaşçıya bakıp “Shi…ba…” sözünü tamamlamadan baygın bir şekilde bayılmıştı.

Makoto da o anda Ayzıt’ın şaşkınlığından faydalanarak “Jüpiter! Hindistan Cevizi Kasırgası!” saldırısını ona doğru fırlatmıştı. Şaşkınlığı üzerinden atan Ayzıt, kendisine doğru gelen şimşek çakan hindistan cevizleri görünce görünmez kalkanı devreye sokmuştu ve böylece Makoto’nun saldırısı başarısız olmuştu.

Daha sonra Ayzıt, yerdeki baygın Minako’ya bakıp sinsice gülümseyerek “Uyan Inugami! Burdaki iki savaşçıyı yok et!” diye bağırmıştı.

Bir müddet sonra yerden baygın duran Minako, yavaş yavaş kendine geldikten sonra “Inugami denilen yokaiye dönüşmeyeceğim!” diye bağırınca Ayzıt ve Makoto’nun dikkatini çekmişti. Bu duruma Makoto sevinirken diğer yanda ise ikinci kez amacına ulaşmayan Ayzıt da sert ve sinirli bir şekilde yumruğunu sıkıp “Nasıl yani? Biri bana bunu açıklasın!!!” diye bağırmıştı.

“Tabii ki de ben!” diyen Minako, ayağını kalkıp üstünü başını düzelttikten sonra “Ben, eski Güneş Kraliçesi olduğum için kral Raion’un araştırmaları sonucunda bedenimdeki zoodyak taşındaki yokai mühürlendi ve bu yüzden ona dönüşmedim.” diye çarpıcı bir açıklana yapmıştı.

Daha sonra Minako, tekrar broşuyla Galaktik Venüs Savaşçısı’na dönüşmüştü. O sırada Haruka, garaja gelmişti. Minako’ya “Gel bu geveze kadına dersini verelim.” dedikten sonra onun yanına gelmişti.

Haruka ve Minako sırt sırta verdikten sonra ellerini havaya kaldırınca kılıçları belirivermişti.

Venüs Savaşçısı “Venüs! Göz Kırpan Zincir Kılıcı!”

Uranüs Savaşçısı “Uranüs! Uzay Kılıcının Patlaması!”

Kızlar güçlü savaş sözlerini tamamladıklarında alevli levhalardan oluşan zincir, patlaya patlaya Ayzıt’a doğru hızla yol almıştı.

Minako’nun açıklanmasıyla öfkeden deliye dönen Ayzıt, kendine doğru gelen alev levhaları görünce yumruğunu sıkıp “Kahretsin yine başarısız oldum. Bunun acısını sizden çıkartacağım. Sizlere kapattırdığım zoodyak taşlarını geri alacağım.” diye bağırdıktan sonra gözden kaybolmuştu.

Haruka, onun arkasında alaycı bir şekilde “Elinden geleni ardına koyma aşkın ve güzelliğin geveze prensesi! Bir dahaki sefere kimse seni elimden alamayacak.” diye bağırınca Minako ve Makoto, kahkahalara atmaya başlamıştılar.

Garajın kapısında duran Astarte Savaşçısı, koşa koşa Minako’nun yanına gelip “Seni çok özledim ve uzun zamandır görüşemiyoruz.” dedikten sonra ona sımsıkı sarılmıştı.

“Ben de seni çok özledim Shiba-Chan!” diyen Minako, ağlayarak Astarte Savaşçısı’nın sarılmasına karşılık vermişti.

Astarte Savaşçısı, amaçlarına ulaşmanın ilk adımını başarılı attığı için ve Minako, tereddütsüzce ona sarılmasıyla çok sevinmiş. Kendi kendine “Kai ve ekibi sizden intikam almak için içinize sızmış oldum.” diye söylendikten sonra yüzünde şeytani bir gülümseme belirlenmişti. Astarte Savaşçısı amaçlarına ulaşacak mı?

Bölüm Sonu!