Ay Savaşçısı Özlük Kristali 22. Bölüm

13228130_1178442205508135_300989183_n

22.Bölüm:
Minako’nun Kararı!
Su Savaşçılarının Güven Çemberi!

Kaan ile Minako, toydan bu yana fırsat buldukça buluşmuşlardı. Bu buluşma bir yanda yeni bir aşkın filizlenmesine vesile olurken diğer yanda Minako yavaş yavaş psikolojik olarak iyileşmeye başlamıştı çünkü aşk, kadını iyileştiren en güçlü sihirdi.

Sıcak ve güzel bir hafta sonunda Kaan, Minako’yu en sevdiği mekanlardan biri olan Sanchenta’ya davet etmişti. Minako, Kaan’ın daveti üzerine Sanchenta’ya gelmişti. Kaan, Minako’nun gelmesine çok sevinse de, Minako geçen yıla rağmen gerginliği aza indirgemişti çünkü Kaan, onu kasıtlı olarak bu mekana davet etmediğini biliyordu. Ayrıca yeni başlangıçlara yelken açmak için genellikle harabeler tercih edilmesinin nedeni son yükünü burada bırakıp yeni yol arkadaşıyla yeni gözetimlere doğru adımlar atılmasıydı.

Minako, Kaan’ın oturduğu masaya gelince Kaan ayağa kalkmış. Minako gülümseyerek “Geciktiysem kusuruma bakma. Bindiğim otobüs trafiğe takılı kaldı.”

Kaan, sakin ve soğukkanlı bir şekilde Minako’ya “Mina geç kalmadın aksine erken geldin. Ayrıca bugün sana bir sürprizim var” deyince Minako’nun gözleri heyecandan parlar.

Heyecanlı bir şekilde “Sürprizini şimdiden merak ettim.” dedikten sonra masaya oturdu.
Kaan konuşmasına başlayacağı sırada garson geldi “Siparişinizi alabilir miyim efendim?”

“Krem Karamel var mı?” dedi Kaan.
“Var efendim”

Kaan “İki tane krem karamel ve iki tane limonata istiyoruz.” deyince siparişi alan garson masadan ayrıldı.

Minako da Kaan’ın onun en sevdiği tatlı ve içeceği tahmin ettiğini görünce Kaan’ın onun ruh ikizi olduğunu anladı ve şaşkın bir şekilde “Sen benim en sevdiğim tatlı ve içeceği nasıl isabetli olarak bilebildin?” diye sorunca Kaan gülümser.

“En sevdiğin tatlı ve içeceğini tahmin etmedim çünkü kalbim, bana seninle onun ortak özelliklerini keşfet deyince ben de en sevdiğim tatlı ve içeceği şipariş edince yüzündeki ifadeyi görünce ortak özelliğimizi keşfettiğimi anladım.” diyen Kaan gülümsedi.

“Kaan, günden güne sana aşık oluyorum çünkü, seninle her seferinde buluşunca kendimi çok iyi hissediyorum. Sen aşkın için savaşıp çabalıyorsun. Şimdi anladım neden yabancı kadınların Türk erkeklerine ilgi duyduğunu.” diyen Minako bunun üzerine gülümsemişti.

Kaan elini Minako’nun yanağına götürüp “Mina, sen yanımdayken mutlu oluyorsan ne mutlu bana. Seni sonsuza kadar seveceğim çünkü biz Türkiye Türkleri sevdiğimiz kadınları sonuna kadar sevip onlara sadığız.” dedikten sonra Minako’nun yanağını okşamıştı.

Kaan’dan işittiği bu açıklama karşısında çok mutlu olan Minako, yanağındaki Kaan’ın elini çok okşayarak mutluluğunu göstermişti. Daha sonra elini Minako’nun yanağında çekip cebine götürdü ve cebinden turuncu (kızıl sarı) tüslü küçük kutuyu çıkardıktan sonra Minako’yauzatmıştı.

Minako, Kaan’ın uzattığı kutuyu açınca göz kamaştıran Topaz taşlı kolyeyi görmüştü. Göz kamaştıran kolyenin ışıltısı, onu çok etkilemiş ve Minako, şaşkın bir şekilde eliyle ağzını kapatmıştı. Diğer yanda Kaan, onun en sevdiğin taş Topaz olduğunu nasıl bildiğini merak eden Minako, kutuyu alıp incelerken kutunun üzerine “OSA-P” logosunu görünce Kaan, hediye konusunda Naru’dan destek aldığı kanısına vardı. Kaan’a sordu.

“Topaz taşlı kolyeyi sevdiğini bana ne Naru ne de Mayumi Hanım söylemedi. Topaz en sevdiğim taştır. Senin seveceğini düşünerek aldım.” diyen Kaan yerinden kalkıp Minako’nun yanına gelmişti. Minako ayağa kalktıktan sonra elindeki kolyeyi ona verip sırtını Kaan’a dönmüştü. Kaan da kolyeyi Minako’nun boynuna takmıştı.

Minako, ona dönüp eliyle onun yanaklarını okşayarak “Bu güzel armağan sana çok teşekkür ederim. Kai’den sonra hayatıma giren ve beni mutlu eden tek erkeksin. Senin gözlerine bakınca kendimi kollarına bırakma duygusuna kapılıyorum. Seninim…” dedikten sonra Kaan’ı dudaklarından öpmüştü. Kaan onun öpüşmesine karşılıklı verdi ve iki sevgili uzun uzun öpüşmüştü.

“Minako! Senin için geri döndüm.”

Bu sesle ortamdaki romantik hava bozulmuştu. Kaan ile Minako öpüşmeyi kesmişti ve Minako, sesin geldiği yöne yani önlerine bakınca Demande hariç Açe ve Alan’ı gözleri fal taşı gibi açık bir şekilde görmüştü.

Minako kaşlarını çatmış bir şekilde tam konuşmaya başlayacak iken Demande bir adım öne çıkıp “Minako buraya gelmenin nedeni sana veda etmemdir. Aradığım aşkı sende bulamadım. Meğer aradığım aşk, yıllardır gözümün önde olup onu hep görmezden geldiğim Esmeraude’nin aşkına karşılık vermeye karar verdim. Bir haftadır onunla musmutlu bir ilişkim var. Kaan’la mutluluklar diliyorum.” dedikten sonra sessizce oradan ayrıldı. Minako onun arkasında kendi kendine “Umarım musmutlu olursun. Her zaman en iyi dostum olarak kalacaksın Deman” diye söylenmişti.

Daha sonra Minako kaşlarını çatarak “Beyler! Yıllar sonra hangi külekler sizi attı buralara. Özellikle sen Açe! Sizleri çoktan unuttum!” diye veryansın etti.

Açe söze başlayacağı anda Alan bir adım öne çıkıp “Minako! Senin adına geri döndüm.”

“İyi de benim yaşadığımı nasıl öğrendin Alan” demişti Minako.

“Katarina bir gün sessizce çekip giderken bana bir zarf bıraktı. Zarfı açıp içindeki mektubun içinde bir fotoğraf görünce şok oldum. Onunla Japonya’da çektiğiniz fotoğraf sayesinde senin yaşadığını öğrendim. Katarina, mektupta benden hoşlandığını ve hala unutmadığı uşaklık aşkı Igor’dan bahsetmişti. Igor’u unutmadığını ve onu yeniden geri kazanmak için Moskova’ya gittiğini cümlelerine eklemişti.”

Minako da ona patlama anını anlattıktan sonra ona Kai’yle olan evliliğiyle onu unuttuğunu söyleyince Alan hiçbir şey demeden oradan ayrılmıştı.

Daha sonra Minako, Açe’ye dönerek sinirli bir şekilde “Açe daha doğrusu Venüs Prensi! Sen bana aşık olduğun halde gidip Karanlık Krallığı’na geçtin. Ben de seni yok etmek için ateşe attım çünkü Venüs Prensliği, kötülerle işbirliği yapmaz. Bunu da bize ailemiz ve Güneş Kralı Raion defalarca anlattı. Ben de sana aşıktım. Senin aşkını ilan edeceğini bekliyordum. İyi de nasıl yeniden dirildin.” deyince Açe şok olmuştu çünkü Minako’nun ona aşık olduğunu öğrenmişti.

Açe şaşkınlığını üzerinde attıktan sonra “Sana beslediğim aşk beni yeniden diriltti. Daha sonra seni bulmak için baya araştırma yaptım ve sonunda seni Hazar Denizi Sahili’nde buldum. Ardından Japonya’ya geldim. Seni görmek için Hikawa Tapınağı’na defalarca geldim ve her defasında Rei beni kovdu. Ben de uzaktan seni hep izledim.” der demez dizlerinin üzerine düşüp “Mina! Ne olur bana ikinci şansı ver.” diye yalvarmıştı.

Minako ciddi bir tavırla “Rei’nin seni kovmasına sevindim çünkü sen beni hak etmiyorsun. Seni artık sevmiyorum. Hayatımın anlamını Kaan’da buldum.” dedikten sonra Kaan’ın elini tutunca Kaan çok mutlu olmuştu.

“Seni tekrar geri kazanmaya çalışacağım. Bütün hatalarımı telafi edeceğim.” diyen Açe sinirli bir şekilde oradan ayrıldı.

Daha sonra Kaan ile Minako yerlerine oturmuşlardı. Siparişleri de masalarına gelmiş ve ikisi tatlılarını yerken diğer yanda koyu muhabbete dalmışlardı. O sırada cafenin dışında onları izleyen Mimete “Bu akşam benim olacaksın Kaan Güler. Seni Minako’ya yar etmem.” diye kendi kendine söylendikten sonra oradan ayrılmıştı.

****

Mugen C Parkı’nda dolanan Viluy, etrafı izlerken gözü yeniden inşa edilen Mugen Akademi binasına ilişince orada geçen anıları canlanmıştı. Banktan kalkıp binayı izlerken kendi kendine “Mugen Akademisi, önceki hayatımın bir parçasıydın. Profesör Tomoe ve Kaolinite’ye sadık hizmetçiyken Usagi ve arkadaşlarından insanlığı öğrendim. Keşke hep insan olarak yaşasaydım.” diye söylenmişti.

“Viluy daha doğrusu Furi yeniden bize katıl!”

Viluy, işittiği sesle arkasına bakınca Tanha’yı görmüştü. Viluy sakin bir şekilde “Saçmalıyorsun. Kaolinite, beni Viluite denilen minarelden yaratmış. Furi denilen yokai olmam imkansız çünkü ben minarelden insansı yaratık olarak yaratıldım. Yokailerin reenkarnesi genellikle olur.” diye mantıklı açıklanmadan bulunmuştu.

Tanha, sinsice güldükten sonra “Benim kaderden sorumlu prens olduğumu unuttun. Senin de geçmişini çok iyi biliyorum. Senin saldırın yüzünde Fare zoodyak taşını savaşçılara kapatırınca araştırma ağıma girdin. Uzun araştırmamın sonucunda senin yokai olduğunu tespit ettim ve üçüncü hedef olarak dizime dahil ettim.” deyince Viluy şoke olmuştu.

Tanha da “Şok olman sırası değil gözlerime bak” deyince şaşkınlığı üzerinde atan Viluy, onun gözüne baktı. Bir müddet sonra Tanha’nın gözleri parlayınca Viluy’unku da parladı. O sırada Tanha da “Erlik Han, güçlerini kullanarak en güçlü maymunu Furi denilen yokaiye dönüştürdü. Furi, en güçlü yokailerin ikincisi olarak Güneş Krallığı’na saldırınca Raion, Özlük Kristali kullanılarak onu Viluite denilen minarele dönüştürdükten sonra Tau Ceti Bulutsu’na fırlattı. Erlik Han’ın üçüncü hizmetçisi olan Firavun 90’ın baş hizmetçisi Kaolinite, bu minareli senin insansı haline dönüştürdü. Teslim ol Furi!” anlatınca Viluy’un o dönemlere ait anıları hatırlayınca gözlerinden yaşlar döküldü.

Gözlerini yaşlarını silen Viluy kaşını çatarak “Önceki hayatımda ne olduğumumun pek bir önemi yoktur. Kai sayesinde insanlığın önemini öğrendim. Bu arada ilk defa hedef olmam karşısında çok değişiklik duygular içinde olsam da sana teslim olmayacağım.” dedikten sonra cebinden broşu çıxartıp havaya kaldırmış ve “Tau Ceti Süper Yıldız Gücü! Hareket Geç!” diye bağırınca dönüşüm başlamıştı. Tanha onun dönüşümünü şaşkınlıkla izlemişti. Dönüşüm tamlayınca Viluy, Tau Ceti Yıldız Savaşçısı’na dönüşmüştü.

Tau Ceti Yıldız Savaşçısı’na dönüşen Viluy, “Tau Ceti Yıldızı! Mozaikli Göktaşı Dansı!” saldırısını denese de Tanha bu saldırıya görünmez kalkanla karşılık vermişti.

Tanha iyice sinirlenmiş ve yumruğunu sıkıp “İyice uzadı bu iş! Teslim olacaksın Furi!” der dermez şeytani kahkahasını attıktan sonra iki avucunu havada birleştirince kara tüslü çark ortaya çıkmıştı. Kara çark kendi etrafında dönmeye başlayınca Tanha bağırarak “Kader Çarkı’nın Ölümcül Küleği!” der demez çarktan kara ve jilet gibi keskin rüzgar esmeye başlamıştı. Bu rüzgar hızlıca Viluy’n üzerine doğru yol almıştı.

Cadin “Amphitrite! Opal Denizin Dönen Irmağı!”
Michiru “Neptün! Derin Batış”
Beruche “Nemesis! Berrak Buzul Yağmuru!”

Cümleleri biter bitmez, oluşan güçlü saldırı kombinesi, Viluy’e doğru hızla yol alan keskin külekleri durdurup keskin külekleri başka yönlere savurunca Tanha şaşkınlığa uğramıştı çünkü onun bu güçlü saldırısı ilk kez başarısız olmuştu.

Viluy, saldırısı kombinesini geldiği yöne yani karşına bakınca Dış Gezegen Savaşçıları, Cadin, Yuri ve Jade’yi görmüştü. Onlara mutlu bir şekilde bakıp “Teşekkür ederim kızlar!” deyince kızlar ona “Teşekkürlük bir durum yok.” dercesine başlarını sallamıştılar.

Daha sonra Viluy, Tanha’ya sert bakarak “Benim pes etmeye niyetim yok. Kanımın son damlasına kadar savaşacağım.” dedikten sonra ellerini Tanha’ya doğrultunca avuçlarından mozaikten mızraklar belirlenmişti. Daha sonra “Tau Ceti Yıldızı! Mozaik Mızrağının Yağmuru!” diye bağırınca avuçlarında belirlenen mozaikten mızraklar iri yağmur tanelerine parçalanmıştı ve bu parçacıkları hızlıca düşmana doğru fırlatmıştı.

Tanha, kendisine doğru hızla gelen mozaik parçacıklarına görünmez kalkanla karşılık vermişti. Daha sonra gözlerindeki parıltı ile oradaki herkesi hareketsiz kılmıştı. O sırada hareket edemeyen Setsuna, yanındaki hareketsiz savaşçılara “Kızlar biz bu Tanha’nın saldırısına bir türlü engel olamadık.” deyince Haruka sinirli bir şekilde “Yakında bu saldırıya da engel olacağız.” diye yanıt vermişti.

Daha sonra Tanha, bu saldırıyla Viluy’u kendine doğru çekmişti ve sonra Kara Kristal’le onun bedenideki Maymun Zoodyak Taşı çıkartmıştı. Maymun Zoodyak Taşı’nı elden eden Tanha, sevinçten şeytani kahkahasını atarken Viluy baygın bir şekilde yere düşmüştü, kızlar da çaresiz bir şekilde “Viluy!!!” diye hıçkırıklara boğulmuşlardı.

Tanha, elindeki zoodyak taşını sıkıştırıp Viluy’a bakıp “Uyan Furi! Burdaki herkesi yok et!” dedikten sonra gözden kaybolacağı sırada birden etrafını saran altın sarısı parıltılar belirivermişti. Tanha, bu birden beliriveren altın sarısı parıltıların nedeni anlamaya çalışırken kızlar da bu parıltıların sahibi kim olduğunu anlamıştı. Bu altın sarısı parıltıları, sadece Tanha’yı hareketsiz kılmıştı.

Altın sarısı parıltılarla görünmez olarak beliriveren Kai, sol elinin parmaklarını şıklatıp “Gün Işığı!” dediğinde altın sarısı ışıklar, Tanha’nın avucundaki zoodyak taşını alınca Tanha sinirli şekilde “Kahretsin! Bu durumu hesaplayamadım. Daha sonra görüşeceğiz.” dedikten bütün gücünü kullanarak gözden kaybolmuştu.

Daha sonra görünmez Kai, tekrar parmaklarını şıklatınca yerde baygın duran Viluy’un parlayan bedeni sönüvermişti ve Viluy yavaş yavaş kendine gelmişti. Görünmez Kai, tekrar parmaklarını şıklatınca gökyüzünde görünmüştü.

Gökyüzündeki Kai, aşağıya bakarak kızlara “Tanha’yı kaçmasından endişelenmeyin. Zamanı geldiğinde onunla yeniden hesaplaşacağım” deyince kızlar gökyüzüne baktılar ve Kai’yi görünce gülümsediler çünkü Kai ne yapacağını önceden planlayacağının farkına varmışlardı.

Bölüm Sonu!