Ay Savaşçısı Özlük Kristali 20. Bölüm

Ay Savaşçısı Özlük Kristali 2

20.Bölüm
Mutlu Sonsuz Toyu!
Gün Işığı’nın İlk Gözdağı!

Bir hafta içinde düğün hazırlıkları tamamlanmış ve düğüne saatler kalmıştı. Naru, ilk aşkıyla daha doğrusu ona aşkı ilk kez tattıran kişiyle, Nephrite ile evleneceği için çok heyecanlanmıştı. Japonya’da kış ve soğuğun yerine göklemden (bahardan) kalma günler yaşanıyordu. Kızlar, toyun (düğünün) Hikawa Tapınağı’nda yapılmasını kararlaştırmışlardı.

Sabah olmuştu. Güneş ışıkları, Naru’nun yüzüne yansımıştı ve adeta onu uyan bir melek gibi masum kılmıştı. Naruru ve Jade sessizce odaya girmiş onun başucuna gelip yastıkla onu uyandırmaya çalışmışlardı.

Jade elindeki yastıkla Naru’nun yüzüne vurarak “Kalk uykucu gelin kalk!” diye bağırınca Naruru kıkırda kıkırda gülmeye başlamıştı. Bu durum Jade’nin gözünde kaçmamış ve Naruru’ya ters bakınca Naruru utanmıştı.

Jade’nin yastık vuruşlarıyla uyanan Naru, hafif gözünü aralayarak “Ne oluyoruz ya?” dedikten sonra yatakta oturmak için doğruldu ve karşısında Jade ve Naruru’ya bakınca bugün toyu olduğu hatırlamıştı. Paniklemiş bir şekilde “Bugün toyum var. Geç kaldım. Hemen kalkıp hazırlanmam lazım.” deyip yataktan fırlamıştı. Jade ise gülümseyerek “Sakin ol Naru-Chan! Toya on bir saat var. Hazırlanırız. Sıkıntı yaratma.” deyip Naru’yu sakinleştirmeye çalışmıştı.

Sakinleşen Naru, başucundaki resme bakıp “Nephrite-Chan, bugün evleniyoruz. Heyecandan kalbim yerinde çıkarcasında atıyor.” diye kendine kendine söylenmişti. O sırada annesi Mayumi elindeki bir mücevher kutusuyla odaya girmişti. Sonra kızına mücevher kutusunu uzatarak onun gözlerinin içine bakmıştı. Naru, annesinin uzattığı kutuyu açınca göz kamaştıran bir mücevher görmüştü. Göz kamaştıran mücevherin ışıltısı, onu çok etkilemiş ve Naru, gözyaşlarına hakim olamamıştı. Mayumi ise hıçkıra hıçkıra ağlayan kızı Naru’ya sarılıp onu teselli etmişti. Mayumi bir yanda verdiği hediyenin kızına hoşuna gittiği için mutluyken diğer yandan ilk göz ağrısı evlenip yuvadan uçacağı için çok üzülüyordu.

Bir müddet sonra sakinleşen Naru, Jade ve Naruru yardımıyla giyinip hazırlanırken Mayumi de kahvaltıyı hazırlamak için odadan çıkmıştı. Hazırlanan Naru, Jade ve Naruru’ya gelinlik kutusunu ve yanlarına alacaklarını tembihlemeye devam ediyordu.

Aşağıya inen Naru, Naruru ve Jade, mutfağa gelerek, Mayumi’nin, kızına hazırladığı çok güzel bir kahvaltı masasıyla karşılaşmışlardı. Kızlar, kahvaltı masasını görünce çok mutlu olmuşlardı. Ancak Naru, baba evinde son kahvaltısını yaparken içi burkulmuştu. Bu burukluğu, Nephrite ile kavuşma mutluluğuyla çakışıyordu.

Kahvaltılarını yapıp bitiren Naru, Naruru ve Jade, kuaföre gitmek için evden çıkmışlardı. Diğer yanda ise Nephrite ve erkekler de erkek kuaföründe son hazırlıklarını yapıyorlardı.

*****

Kuaförcü, damatlığını giyen Nephrite’in saçını taradıktan sonra arkada toplayıp atkuyruğu yapmıştı. Jedaite, Nephrite’e bakıp “Sonunda muradına erdin. Karanlık Krallığı’nın generalleri iken sana insanlığı ve aşkı hissettiren Naru’yla evleniyorsun. Bundan daha güzel bir şey var mı?” diyerek gülümserken Nephrite “Tabii ki de yok. Naru’nun temiz kalbi taşı bile eritir. Onun sayesinde pişmanlık duygusunu da öğrendim çünkü boşuna sebepsiz yere insanlığa kötü davrandım.” diyerek gülümsemeye devam ediyordu.

“Bırak maziyi anı yaşa. Sen çok şanslısın. Naru seni unutsaydı Galaktik Kazan’dan geri dönemezdin.” derken gülümsüyordu Mamoru.

“Evet haklısın. Naru beni hiç unutmadı. Galaktik Kazan’dayken Naru’yu hep izledim. Umino ile sevgili olduğu yıllarda hiç unutmadı çünkü her gece başını yastığa koyarken beni çok özlediği için hıçkıra hıçkıra ağladığını gördüm. Bir gün Galaktik Kazan’a Kai geldi ve Evren Kristali kullanarak yeniden doğdum. Yeniden doğunca geçmiş anılarımda silindi çünkü evren yasaları onu gerektiriyordu.” demişti üzgün bir şekilde Nephrite.

Kunzite saçını tararken “Senin dediklerini hatırlıyorum. Ayrıca Kai Suzuke altın kalpli bir savaşçı ve yarım kalan aşkları yeniden diriltti. Zoisite kadın olma şartıyla ikimizi diriltti. Evren yasalarına göre erkeğin erkeğe âşık olması yasaktır. Zoisite önceki yaşantısında erkek olduğunu hatırlamıyor.”

Hazırlıklarını tamamlayan Basalt, elindeki dergiyi karıştırarak ciddi bir şekilde “Evren yasalarını anlatmaya devam edersek bu gidişle ağabeyim ve Naru evlenemez.” deyip elindeki dergiyi masa koymuştu. Mamoru yerinden kalkarak “Basalt sonuna kadar haklı.” deyince erkekler ayaklanarak son eksikleri tamamlamışlardı. Erkekler, Hikawa Tapınağı’na gitmek için kuaförden ayrılmaya hazırlanıyorlardı.

******

Hikawa Tapınağı, yarım kalmış bir aşkın mutlu sonsuzluğuna şahit olmak için ev sahiplik yapacaktı. Toy hazırlıkları kusursuzca yapılmıştı. Makoto, Mikasa ve Zoisite mutfağa geçip toy pastası hazırlıklarına girişmişlerdi. Onlar bir yandan pasta yaparken diğer yanda dedikodu kazanını kaynatıyorlardı. Michiru ve Cadin, bahçede düğün için verecekleri mini konser için son provalar yapıyorlardı.

Diğer yandan da Phobos, Deimos, Cadin, Yuri, Cassandra, Luna, Haruka ve Ami ise masa düzeni ve süslemeyle uğraşıyorlardı. Bahçenin ortasına güzel bir sahne kurmuşlardı. Özellikle Nephrite ve Naru’nun nikâh masasını özenle süslemişlerdi.

Rei ve Usagi hamile oldukları için hazırlıklara yardımcı olmaları için kızlar izin vermiyordu. Onlarda Minako’nun oturduğu masaya oturarak onunla ilgilenmeye başlamışlardı.

Chibi Usa, Hotaru ve ekibi yani kızlarımızın ilk göz ağrıları ise tapınağın kapısında gelenleri karşılayacaklardı. Böylece toy hazırlıkları tamamlanmıştı. Kızlar son ayarlamalar yapmış, gelin ve damat bekleniyordu. Naru, Jade ve Naruru, kuafördeki işlerini bitirip tapınağa gelmişti. Naru, gelinlik içinde göz kamaştırıyordu ve tapınak bahçesine doğru yürüyordu. Arkasında Jade ve Naruru ise gelinliğin kuyruk kısmını tutuyordu. Usagi, Naru’nun göz kamaştıran güzelliğini görünce ayağa kalkıp ona doğru yürümüştü.”Benim küçüklük arkadaşım evleniyor. Bugün seninle pek ilgilenemedim. Kusuruma bakma! Bu arada tam bir prenses olmuşsun.” dedikten sonra Naru’nun yanağını okşamıştı.

Yanağına konulan Usagi’nin elini okşayarak “Ne kusuru Usako’m! Senin varlığın bile yeter canım. Senin durumunu bildiğim için kırılmadım.” dedikten sonra Usagi’ye sımsıkı sarılmışlardı. Diğer yandan Minako, Naru’yu gelinlikler içinde görünce gözyaşlarına hakim olamamıştı. Çünkü Kai ile toyunu hatırlamıştı. Rei onu teselli etse de gözyaşlarını dindirememişti.

Usagi’ye sarılan Naru, Minako’nun ağladığını görünce çok üzülmüştü. Usagi ile sarılmasını bitiren Naru, nedimeleriyle birlikte Minako’nun yanına gelmişti. “Minako-Chan, senin ağladığını görünce ben çok üzülüyorum. Ne olur ağlamayı bırak. Kai seni çoktan bağışladığına inanıyorum.” dedikten sonra Naru, Minako’ya sımsıkı sarılıp, onu teselli etmeye çalışmıştı. Minako da Naru’nun konuşmasıyla biraz sakinleşmişti. Ağlamaklı olduğu için sadece başını sallamıştı.

İyice sakinleşen Minako, elleriyle gözyaşlarını sildikten sonra “Naru-Chan iyi ki varsın. Altın kalplisin ve dostlarını mutsuz görmesine dayanamazsın. Ömür boyu mutlu ol!” dedikten sonra Naru’nun sırtını sıvazlamıştı.

“Naru Osaka! Dostumu çok özledim.”

Naru, işittiği sesle Minako’ya sarılmayı bırakıp arkasına bakınca Gurio Umino’yu görmüştü. Naru, Gurio’yu görünce çok şaşırmıştı. Görmeyeli çok uzun zaman olmuştu çünkü Gurio onu beş yıl önce terk edip İngiltere’ye yerleşmişti. Geçen beş yıl içinde Gurio Umino, gözlük takmayı bırakmış ve dağınık saçlarını yana taranmıştı. Diğer yandan Gurio Umino’nun kolundaki Beryl ise dalgalı koyu gök saçların at kuyruğu şeklinde toplamıştı.

“Yıllar sonra hangi külek seni buraya attı. Sen beni terk edip İngiltere’ye yerleştin. Hem de dostlarıma zarar vermiş kadını koluna takıp gelmişsin.” diye sert çıkış yapmıştı Naru.

“Naru, beni bağışla. Seni terk etmenin nedeni senin mutsuz olmanı istemememdi. Çünkü gözlerinde hala Nephrite’e beslediğin aşkı gördüm.” demişti üzgün bir şekilde Gurio.

Naru kaşlarını çatarak “Defol git buradan! Ne cürretle toyuma geliyorsun!” diye bağırdıktan sonra nedimeleriyle içeriye gitmek için hızlı adımlarla yürümeye başlamıştı.

Gurio ise üzgün bir şekilde başını öne eğmiş, Beryl ise onun elini okşayarak onun yanında olduğunu hissettirmişti. Diğer yanda Ami de Beryl ve Gurio’dan hissettiği kötü enerji araştırmak için tabletini cebinde çıkartmış, onları taramıştı bu konuyu araştırınca Beryl ve Gurio Umino çiftinin bedenlerinde kötü enerji olmadığını öğrenmişti. Bunu Rei’yle paylaşmak için Rei’nin yanına geldi ve onun kulağına Umino çifti ilgili araştırmasının sonucunu fısıldamıştı.

Rei de aldığı haber karşısında çok mutlu olmuştu. Çünkü Kraliçe Metelia yeniden doğmamış, ve yeni düşmanlarla Beryl’in bağlantısını olmadığını da anlamıştı. Sonra Umino çiftine sakin bir şekilde “Düğüne katılabilirsiniz. Onun için yurt dışında gelmişsin. Geri dönmenize gönlüm razı olmaz.” dedikten sonra gülümsemişti.

Gurio da Beryl’in elini okşayarak ciddi bir şekilde “Rei-Chan bu nazik davranışın çok teşekkür ederiz. Bu arada eşim Beryl ile İngiltere’de tanışıp evlendik. Beryl benim hayatımın gerçek anlamı oldu ve onunla aşkı tattım. Beryl bana Gaki ve Nobu adında iki evlat doğurdu.” diyerek durumunu kısaca açıklamıştı.

Rei ve Ami nazik bir şekilde Berylin’in ile tokalaşmıştı. Daha sonra Ami, Umino çiftine oturacakları masalara kadar önde eşlik etmiş Rei, Usagi ve Minako ile birlikte masalarına dönmüşlerdi.

Bir müddet sonra tapınağın giriş kapısına Kai, Setsuna, Kairi, Asahi, Taiyoji ve Hikari gelmişlerdi. Chibi Usa, Suzuke ailesini karşılamış ve onlara bahçeye kadar eşlik etmişti. Chibi Usa tekrar yerine dönünce Kairi, Setsuna dönüp “Setsuna Anne, annemin yanına gidebilir miyim?” diyerek Setsına’nın gözlerinin içine bakmıştı.

Setsuna, Kairi’nin çenesini okşayarak “Tatlım, anneni görmen için benden izin almana gerek yok çünkü ben senin onunla görüşmeni istiyorum. Babandan izin al.” diyerek Kai’ye dönmüştü.

Kairi, Setsuna annesinin verdiği açıklanma karşısında çok mutlu olmuştu. Sonra babasına dönüp “Babacığım, annemin yanına gidebilir miyim? Lütfen” diyerek yalvarışlı gözlerle ona bakmıştı.

Kai de gülümseyerek “Tabiki de tatlım.” Kairi’nin saçını okşamıştı. Babasından aldığı izinden sonra Setsuna sımsıkı sarılan Kairi “Setsuna Anne sana çok teşekkür ediyorum. Altın kalplisin ve en iyi üvey annesin.” demişti.

Setsuna kendine sımsıkı Kairi’nin başına okşayarak “Teşekkürlük bir şey yapmadım. Ayrıca güzel düşünceleri çok teşekkür ediyorum. Seni çok seviyorum kızım. Hadi annene koş” diyerek onu desteklemişti.

Kairi, Setsuna sarılmayı bırakıp annesinin oturduğu masaya “Anne!!!” diye bağırarak koşmuştu. Minako da Kairi sesini işitip arkasına bakınca ona doğru koşan Kairi görmüş ve ayağa kalkıp ona doğru koşan kızına doğru “Kairi’mmm!!!” diye bağırarak koşmuştu. Anne kız birbirine kavuşunca birbirine sımsıkı sarılmış, Minako kızını doya doya öpmüştü.

Kairi, annesinin gözyaşlarına sildikten sonra “Ağlama anne! Artık Güneş Ülkesi’ne gitmiyoruz çünkü babam benim Japonya’da eğitim görmemi istiyor.” diyerek onu teselli etmeye çalışmıştı.

Minako da kızından aldığı bu güzel haber karşısında çok mutlu olmuş ve gülümseyerek “Kızım bu müjdeli haber için sana çok teşekkür ediyorum.” dedikten sonra ona tekrar sarılmıştı.

Suzuke ailesi, Minako ile Kairi’nin yanına gelmişlerdi. Sonra Hikari, gülümseyip nazik bir şekilde “Kairi-Chan, biraz izin ver de annene ben de sarılayım.” deyince Minako kızına sarılmayı bırakıp ayağa kalkmıştı. Minako, biraz duraksadıktan sonra Setsuna’ya bakıp sakin bir şekilde “Setsuna sana çok teşekkür ediyorum.” diyerek minnetini sunmuştu. “Benim teşekkürlük bir davranışım yok. Kai seni çoktan bağışladı ki Kairi’yi de kendisiyle getirdi. Bu arada senin kızın da benim kızımdır. Onu, ikizlerim kadar çok seviyorum.” diyen Setsuna, Minako’nun elini tutmuştu.

O sırada Kai, Setsuna’ya uzun uzun baktıktan sonra kendi kendine “Setsuna, hayatımın en iyi yol arkadaşısın. Seni yıllarca gözetledim. Sen kızın olmayan Chibi Usa’ya hem anne hem de arkadaş oldun. İyi ki de yolumuz akademi de tekrar kesişti. Biliyorum Kairi’yi benden dolayı değil anne yüreğine sahip olduğu için seviyorsun” diye söylenmişti.

Minako da gülümseyerek “Setsuna benim seninle sıkıntım yok. İkimiz de Kristal Tokyo’nun Kraliçesi Yeni Kraliçe Serenity’i koruyan savaşçılardanız. Ayrıca Kai gelmeden önce ikimiz Usagi sayesinde dost olduk. Kızımın ikinci annesisin” dedikten sonra elini Setsuna’nın elinin üzerine koyunca Setsuna da gülümsemişti.

O sırada Hikari gülümseyerek “Ya ben kıskanmaya başladım. Arkadaşıma sarılmayacak mıyın?” deyince Minako ve Setsuna gülümsemeye başlamışlardı. “Gel buraya Hikari’m” diyen Minako kollarını açmış, Hikari de fırsat kaçırmadan Minako’ya sarılmıştı. Hikari, Minako’nun saçını oksayarak “Minako-Chan seni çok özledim. Kai adına sen özür diliyorum. Onunla sana verdiği ceza konusunda defalarca tartıştım.” diyerek onu teselli etmek istemişti.

Kai de sakin bir şekilde “Mina, sana verdiğim cezayla sana ne anlatmak istediğimi anladın. Sen sadece kızımın annesi olarak hayatımda olacaksın. Kairi’yi de haftanın iki günü göreceksin.” deyince Hikari’ye sarılan Minako, ona bakmıştı.

Minako bir yandan Hikari’ye sarılırken diğer yanda Kai’ye bakarak “Cezanla sevdiklerimin kıymetini anladım. Sana çok teşekkür ediyorum. Kızımın babası ve değerli dostum olarak hayatımda olacaksın. Hayatıma kim girerse girsin bundan sonra asla kimseyi üzmeyeceğim. Bu arada Kairi, toy boyunca masam da kalsın” deyince Kai ona gülümsemişti. Sonra Minako, Hikari ile sarılmasını bırakıp, Kairi’yi yanına alarak Rei ve Usagi’yle oturduğu masaya dönmüştü. Suzuke ailesi de başka bir masaya geçmişlerdi..

Bir müddet sonra tapınağın kapısına beyler (Mamoru, Ryo, Yuichiro, Shinozaki, Junya Takagi, Mikazuki Shinji, Jedaite, Kunzite, Nephrite ve Basalt) geldi. Beylerin içinde en şık olanı Nephrite idi çünkü toyun esas adamı oydu. Chibi Usa, babasına ve diğer beylere bahçeye kadar eşlik etmişti.

Beyler, Reilerin masasına doğru giderken Kai onlarla selamlaştıktan sonra gözüne bir genç takılmıştı. Onu ilk defa gördüğü için elini o gence doğru uzatıp “Merhaba ben Kai Suzuke. Japon Milli Takımı’nın kilit oyuncusuyum.” diyerek selamlamıştı.

Sarışın ve mavi gözlü genç de, Kai’nin uzattığı eli tutup ciddi bir şekilde “Ben de Mikazuki Shinji’yim. Tanıştığımıza memnun oldum. Sizi biliyorum. Siz Setsuna’nın eşisiniz.” deyince Kai şaşırmıştı. “İyi de siz beni nereden biliyorsunuz?”

Mikazuki gülümseyerek “Biricik eşim Michiru, bana uzun uzun sizden bahsetti. Ben de sizinle tanışmak istedim. O da bugüne denk geldi çünkü ben genellikle Almanya’da yaşarım. Berlin Üniversitesi’nde uzay mühendisiyim ve aynı zaman da ünlü mitoloji araştırmacısıyım.” deyince Kai daha çok şaşırmıştı.

Kai ciddi bir şekilde “O zaman siz benimle geliniz. Tanışmamıza masada devam edelim.” deyince Mikazuki onun davetini kabul etmiş ve onunla onun oturduğu masaya doğru yürümüştü.

Rei’nin masasına doğru gelen beyler, masada oturan Minako, Kairi ve Usagi’yle selamlaşmışlardı. Sonra Nephrite, Rei’ye Naru’nun nerde olduğunu sorunca Rei de ona, Naru ve nedimeleri içeride olduğu söylemişti Nephrite, masadakilerden izin alarak içeriye gitmek için masadan ayrılmıştı.

Rei’nin yatak odasında oturan Naru, nedimeleriyle günün değerlendirmesi ve son rötüşler hakkında sohbet ediyorlardı. Toya saatler kala Naru’ya heyecan basmış bir durumdaydı. Bir müddet sonra kapı açıldı ve odadan içeriye Nephrite girmişti.. Naruru ona hayran hayran “Enişteciğim çok şık olmuşsun. Ablam çok şanslı.” deyince Nephrite gülümsemişti.

O sırada Jade saygılı bir şekilde “Müsadenizle biz çıkalım” dedikten sonra Naruru’nun kolunda tutup odadan çıkmışlardı. Oda da Naru’yla yalnız kalan Nephrite ona doğru yaklaşmıştı. Naru’nun çenesini okşayarak “Prensesim çok güzel olmuşsun. Sonunda sabaha birlikte uyanacağız.” dedikten sonra tam ona yaklaşırken Naru, eliyle geri itip “Toydan önce öpmene izin vermem. Bu arada sen de çok karizmatiksin.” deyince Nephrite gülümsemişti.

Düğüne bir saat kala davetliler gelmeye başlamıştı. İlk gelenler; Mayumi, Ikuko ve Kenji’ydi. Bir müddet sonra Kaan ve Cadılar tapınakta yerlerini almışlardı. Daha sonra Rubeus, Koan, Beruche, Petz, Sapphire, Calavares, Torazo Miyamoto, Prens Demande, Esmeraude, Souichi Tomoe, Kaolinite, Keiko ve Ichiro tapınaktaki yerlerine geçmişlerdi. Davetliler kendilerine hazırlanan masalarda oturup düğünün başlamasını bekliyorlardı.

Michiru ve Cadin sahneye çıktılardı. Tam ilk şarkıya girecekken neşesi yerine gelen masadan Minako kalkıp sahneye doğru yürüdü ve “Bensiz konser mi ha.” deyince Michiru ve Cadin gülümsemişlerdi. Minako sahneye geldiği gibi eline mikrofonu aldı “Değerli konuklarımız, burada toplanmamıza vesile olan Naru ve Nephrite düğününe hoşgeldiniz.” deyince davetliler alkışlanmaya başlamıştı. Minako sözlerine devam etti “Evet konserimizi Aşkın Gücü adlı şarkıyla başlayacağız. Sizler de bize eşlik ettiniz.” dedikten sonra Michiru ve Cadin şarkıya girmişlerdi. Minako ise heyecan ve mutlu bir şekilde şarkıyı söylemeye başlamıştı.

Sonra Minako “Geldi büyük an… Gelin ve damadı davet ediyoruz. Ayrıca Şinto geleneklerine göre nikahı kıyması için değerli rahibe arkadaşım Rei Hino Kumada’yı sahneye çağırıyoruz.” deyince Rei de masasından kalkıp sahneye doğru yürümüştü. Diğer yandan da Nephrite’nin koluna giren Naru, nedimeleriyle birlikte içeriden girmişti. Davetliler bu mutlu anı şaşkınlıkla ve mutlulukla izleyip alkışlamaya başlamışlardı.

Sahneye gelen gelin ve damat, Rei tarafında Şinto geleneklerine göre nikahları kıyıldı. Minako, Cadin ve Michiru da gelin ve damatı tebrik ettiler ve sonrasında içeriden Makoto, Zoisite ve Mikasa, büyük toy pastasıyla çıkagelmişlerdi. Naru ve Nephrite büyük pastayı kesmişlerdi. Daha sonrasında Konuklar sırayla gelin ve damada sarılıp onlara mutluluklar dilemişlerdi.

Naru ve Nephrite, kendileri için hazırlanan nikah masasına oturmuşlardı. Jade, Yurilerin masasına ve Naruru ise annesinin yanına oturmuştu.

Minako tekrar mikrofonu alıp “Konsere devam ediyoruz. Şimdi ki sıradaki şarkımız Watashitachi ni Naritakute idi. Bu şarkıya çiftler dans ederek eşlik etsin.” diyerek tüm çiftleri masaya davet etmişti. Minako şarkıyı söylerken Cadin de piyanoyla eşlik ediyordu. Çiftlerimiz de (Usagi ile Mamoru, Petz ile Saphire, Naru ile Nephrite, Rei ile Yuichiro, Zoisite ile Kunzite, Souichi ile Kaolinite, Esmeraude ile Demande, Gurio ile Beryl, Haruka ile Junya Takagi, Michiru ile Mikazuki, Kai ile Setsuna, Ami ile Ryo, Makoto ile Shinozaki, Ikuko ile Kenji, Koan ile Torazo ve Calaveras ile Rubeus) dans ederek şarkıya eşlik etmişlerdi..

Jedaite ile oturan Basalt masadan kalkıp Yuri’ler masasına doğru yol almıştı. Jade’nin gözlerinin içine bakarak “Benimle dans eder misin?” deyince Jade çok utanmış. Yuri, Cassandra ve Mikasa gülmeye başlamışlardı.

Yuri, alaycı bir üslupla “Jade, senin sevgililer gününden Basalt’a aşık olduğunu biliyoruz. Boşuna utanıyorsun. Daveti geri çevirme” deyince Jade daha çok utanmış ve utançtan yüzü kızarmıştı. İşittiklerine sevinen Basalt gülümsemişti.

Jade daha utanmamak ve Yuri’nin diline düşmemek için Basalt’ın dans teklifi kabul edip masadan kalkıp onunla birlikte dans eden çiftlerin yanına gelmişlerdi Orda ikisi dans etmeye başladıklarında Basalt, cesaretini toplayıp yavaşça Jade’nin kulağına “Sevgililer gününde bana aşık oldun mu? Arkadaşın doğruyu mu söyledi?” diye fısldayınca Jade utanarak “Bilemem.” diyerek yanıtlamıştı. Bu yanıt Basalt’ın hoşuna gitmişti çünkü o da o günden beri Jade’den hoşlanıyordu.

Minako’yu sahnede izleyen Kaan, cesaretini toplayıp masasından kalkıp sahneye doğru yürüyünce Mimete pür dikkatle ona bakmıştı. Sahneye çıkan Kaan, Minako’nun gözlerinin içine bakarak “Benimle dans eder misin?” deyince Minako gülmeye başlamıştı çünkü geçen sefer Petz’in doğum gününde Demande’de aynı şekilde ona dans etme teklifini etmişti. Minako ise, diğer yandan bir karar vermeliydi çünkü Esmeraude’nin onun gibi üzülmesini istemiyordu. Cadin’e bakınca Cadin ona “Daveti geri çevirme” dercesine başını sallamıştı. Minako “Tamam” diyerek Kaan ile dans etmeye başlamıştı ve Cadin de piyanosuyla şarkıyı çalmaya devam ediyordu. Kaan ve Minako’nun dansı, Demande ile Mimete’in dikkat çekmişti. İkisi de Naru’nun düğünü zehir olmasın diye tepki göstermemeye çalışmışlardı.

Her şey yolunda giderken Cassandra ve Yuri lavaboya gittiği sırada Mikasa masada yalnız oturuyordu. O sırada onun arkasında Andarkan göründü ve elini Mikasa’yı boyuna attıktan sonra onun kulağına yaklaşıp “Arkadaşının düğününün zehir olmasını istemiyorsan benimle sessizce geleceksin.” diye fısıldayınca Mikasa “Tamam” dercesine başını sallamıştı. Andarkan, Mikasa ile birlikte tekrar gözünde kaybolmuştu.

******

Juuban Parkı’nda Andarkan, Mikasa’nın boğazına sarılmıştı. Mikasa ise Andarkan’ın kolunu boğazında çıkarmak için onun elinden tutup havaya fırlatınca serbest kalmıştı. Bunun sonucunda Andarkan yere hızlıca yere çakılmıştı.

Mikasa kaşını çatarak “Arkadaşımın düğünü zehir olmasın diye sustum. Ama bu sana teslim olduğumu göstermez.” dedikten sonra cebinden dönüşüm broşunu çıkartıp havaya kaldırdı ve “Marduk’un Galaktik Gücü! Hareket Geç!” diye bağırınca dönüşümü başlamıştı. O sırada yere çakılan Andarkan başını kaldırınca Mikasa’nın dönüşümünü izlemişti. Dönüşüm tamamlayınca Galaktik Marduk Savaşçısı’na dönüşen Mikasa, sırayla “Cehennemin Şimşekleri” ve “Cehennem Yıldızı’nın Yıldırım Fırtınası!” saldırılarını denese de Andarkan bu saldırılara elindeki meşaleyi fırlatarak karşılık vermişti.

Ayağa kalkıp ve üstü başını düzelten Andarkan, karşısında duran Mikasa’ya sert sert bakarak “Seni hafife almamalıydım. Vakit geldi. Bedenindeki At Zoodyak Taşı’nı alacağım.” dedikten sonra elindeki meşaleyi Mikasa’ya fırlatmıştı. Fırlattığı meşale, Mikasa’nın etrafında hızlıca dönerek alevden çember oluşturup onu köşeye sıkıştırmıştı. Mikasa bu saldırı karşısında şaşkınlık içerisindeydi.

Durumdan memnun olan Andarkan gülümsedikten sonra elini havaya kaldırınca kara kristal belirivermişti. Ortaya çıkan kara kristali alıp Mikasa’ya doğrultunca kristalden çıkan kara ışık halkaları Mikasa’nın etrafını sarmış ve hareket edemez hale getirmişti. Mikasa acı acı bağırmaya başlamıştı. Andarkan parmağını şıklatınca Mikasa’nin göğsünden pentagon şekli At Zoodyak Taşı ortaya çıkmıştı. At Zoodyak Taşı hızlıca Andarkan’a yaklaşırken birden “Tau Ceti Yıldızı! Mozaikli Göktaşı Dansı!” sesi ile Andarkan irkilmişti. Andarkan, sesinin geldiği yöne bakınca kendisine doğru yaklaşan iri ufaklı mozaik parçalarını görmüştü.

Bu saldırıyı durdurmaktan çok geç kaldığını fark etmişti. Mozaikli taş parçaları onun eline isabet edince At Zoodyak Taşı yere düşmüştü. Diğer yanda Mikasa, bayıldığından dolayı yere yığılmıştı. Andarkan, nerden geldiğini anlamadığı savaşçıdan dolayı şaşkınlık içindeydi. Bir müddet sonra şaşkınlığını üzerinden Andarkan, saldırının ve sesin geldiğini yöne bakınca elektrik direğin tepesindeki gölge savaşçısını görmüştü. Gölge savaşçısı, Andarkan’ın onu fark ettiğini görünce hızlıca oradan uzaklaşmak istese de birden etrafını saran altın sarısı parıltılar belirivermişti. Andarkan ve gölge savaşçı, bu birden beliriveren altın sarısı parıltıların nedeni anlamaya çalışırken, bu altın sarısı parıltıların onlar hareketsiz kıldığını fark etmişlerdi.

Altın sarısı parıltılarla görünmez olarak beliriveren Kai, sol elinin parmaklarını şıklatıp “Gün Işığı!” dediğinde altın sarısı ışıklar, At Zoodyak Taşı’nı Kai’nin avucuna getirir. Daha sonra görünmez Kai, tekrar parmaklarını şıklatınca yerde baygın duran Mikasa uyanmıştı ve başını kaldırınca Kai’yi karşısında görünce gülümsemişti. Kai de ona. Ayağa kalkan Mikasa kendi çekidüzen verdikten sonra tekrar broşuyla Galaktik Marduk Savaşçısı’na dönüşmüştü.

Kai yürüyerek Mikasa’nın önüne geçmişti. Bir müddet sonra Andarkan ile göz göze gelmişti. Andarkan bir anlık gözünü kırpmasıyla Kai onun önünde beliriverdi ve Kai onun boğazından tutup “Gücün kadınlara mı yetiyor Ateş Prensi!” diye bağırınca Andarkan’ın gözleri fal taşı gibi açılmıştı.

Kai’nin sözüyle iyice kokan Andarkan birden kaybolmuştu. Kai onun arkasında “Korkak kurban olduğun için benimle savaşmak yerine hiçbir şey demeden kaybolursun. Ben Güneş prensi Kai! Zamanı geldiğinde seninle hesaplayacağım.” diye bağırınca elektrik direğin tepesinde hareketsiz kalan gölge savaşçısı irkilmişti.

Sonra Kai, elektrik direğin tepesindeki gölge savaşçıya bakarak “Senin kim olduğunu biliyorum. Aşağıya in Viluy daha doğrusu Tau Ceti Yıldız Savaşçısı!” diye bağırınca gölge savaşçısında ses çıkmazken diğer yandan Kai’nin arkasındaki Mikasa ise şok olmuştu. Gölge savaşçısında ses çıkmayınca Kai, sol elinin parmaklarını şıklatıp “Gün Işığı” dediğinde altın sarısı ışıklar, elektrik direğin tepesinde duran gölge savaşçıyı Kai’nın huzuruna getirmişti.

Kai ile göz göze gelen Tau Ceti Yıldız Savaşçısı, onun önünde saygıyla eğilip “Ben Viluy! Zamanında Firavun 90 kontrolündeki Profesör Tomoe beni Viluite adındaki mineralden yarattı. Malum ölümümü biliyorsunuz. Bir gün galaktik kazanında süzülen yıldız tohumuyken bir ses bana uyan ve Güneş Krallığı’nın yıldız savaşçıları ordusuna dahil olman için Dünya’ya dön ve zamanı gelene kadar kimliğini sakla dedi. İşte ben böyle yeniden insan olarak doğdum.” deyince Kai gülümsemişti.

Sonra Kai, önünde eğilen Viluy’e bakıp ciddi bir şekilde “Galaktik Kazan’da yıldız tohumuyken işittiğin sesin sahibi benim.” deyince Viluy şaşkın bir şekilde başını kaldırıp Kai’ye bakakalmıştı.

*****

Toy bittikten sonra herkes gitmişti. Tapınakta sadece gelin, damat ve dostları kalmıştı. Naru sakin bir şekilde “Her şey çok güzeldi. Çok teşekkür ederim kızlar.” deyince sessizlik bozulmuştu. Kızlar bu sözlerle gülerken “Lafı olmaz Naru. Hiç önemi yok.” Derken Nephrite konuşmaya başlamıştı “Gerçekten çok sağolun hepiniz. Sonunda mutlu sonsuzluğumuza kavuştuk.” dedikten sonra Naru’nun elini tutmuştu.

Kızlar sadece gülerken erkekler “Bir şey yapmadık ki Nephrite. İkinizin kavuşmasına vesile olan Kai’ye teşekkür etmelisiniz.” deyince Nephrite tamam dercesine başını sallamıştı.

Bir müddet sonra Naru, Nephrite’in elinden tutup Usagi’ye bakarak “Usako’m biz balayımızı Ay Kalesi’nde geçirmek istiyoruz. Bizi Ay’a ışınlar mısın?” deyince Usagi, “Tamam” diye yanıt vermişti.

Usagi broşundan Süper Gümüş Kristali’ni çıkartıp avucuna almıştı. O sırada kızlar ve erkekler, çiftin yanından uzaklaştı. Usagi gözlerini kapatarak “Süper Gümüş Kristali, ne olur Naru ve Nephrite’i aya ışınla!” diye onun avucundaki Süper Gümüş Kristali parlamış sonra Nephrite ve Naru’yu içine alan dev ışık topu oluşmuştu. Bu dev ışık topu Dolunay’a doğru yol almıştı.

Usagi onların arkasında bakarak “Naru-Chan, ömür boyu mutlu ol çünkü sen her zaman hep yanımdaydın. Balalığım, sırdaşım ve her şeyim” diye söyleyince Mamoru, ona sarılarak, “Onlar Bir Gülün Sözü ışığında yeşeren çiçeklerdir. Onlar aşkımız gibi aşkla mutlu sonsuza yürüyecek” diyerek Usagi’yi teselli etmişti.

Bölüm Sonu…




Translate »