Ay Savaşçısı I Özlük Kristali

13228130_1178442205508135_300989183_n

AY SAVAŞÇISI: ÖZLÜK KRİSTALİ 16.Bölüm: Mina’nın Acı İmtihanı! Beklenmeyen Saldırı!

Arada beş ay geçmişti… Minako, Kai’nin ona kızını göstermeme cezasını kabullenmediğinden ağır bir depresyon geçirince Rei onu yanına almıştı. Minako’nun yalnız kalırsa kendine zarar vereceğini düşünüyordu. Rei bunu istemiyordu ve yüzden Minako’yu gözünün önünde hiç ayırmamıştı.

Dolunaylı bir gecede herkes uyurken Minako’nun yattığı odanın penceresi açıktı. Minako gözleri ağlamaktan şişmiş bir şekilde kucağında Kairi’nin elbisesiyle yatıyordu. Birden Kai’nin yansıması belirlendi.

Kai’nin yansıması, yavaşça Minako’ya yaklaşıp “Mina! Sana bu cezayı vermemin nedeni sevdiklerinin kıymetini anlamanı istememdendi. Sen beni Kunzite ile aldatmasaydın hiç bir zaman seni terk edip akademideki aşkım Setsuna’ya dönmezdim. Bu aldatmana rağmen hala sana değer veriyorum. Kairi’min annesisin. Seni her türlü kötülükten koruyacağım.” deyip Minako’nun saçlarını okşadıktan sonra kayboldu.

Düşte birinin saçını okşadığını hisseden Minako, ani bir sıçrayışla düşten uyanıp etrafa bakınıp “Kai! Sen mi geldin?” dedi. Odada hiç kimseyi görmeyen Minako, pencereden baktı. “Bir rüzgar esti!…” diyerek kendi kendini avutup yattı.

Sabah olmuştu… Rei erken uyanıp, üzerini değiştirdikten sonra Minako’nun yattığı odanın kapısına gelmişti. Sessizce kapıyı açıp Minako’nun uyanıp uyanmadığını kontrol etti. Minako’nun uyanmadığını görünce sessizce kapıyı kapatıp mutfağa ilerledi ve kahvaltıyı hazırladı.

O sırada Yuichiro da mutfağa gelmişti. Karısının yanağına “Günaydın” öpücüğünü kondurup elini karısının karnına götürdü. “Hayatım ilk göz ağrımız günden güne büyüyor.” deyip karnını okşamaya başladı. Rei; bu büyük ilgiden rahatsız olmuş bir şekilde “Yuichiro! Çek elini karnımdan! İçeriden yatan Minako acı çekerken biz ise mutluluğu tadamayız.” tepki verdi. Yuichiro Rei’ye hak vererek elini karnından çekip, Rei’ye kahvaltı hazırlamasında yardımcı olmaya koyulmuştu.

O sırada Phobos ve Deimos mutfağa gelerek Rei ve Yuichiro’yu selamlamış ve Rei’nin onlara vereceği görevleri beklemekteydiler. Rei onlara “Phobos sen Minako ilgilen, Deimos sen de bahçeyi temizlemeye koyul.”

Phobos ve Deimos, görevlerini yerine getirmek için mutfaktan ayrıldılar. Rei de bu sırada kahvaltı masasını ve Minako için kahvaltı tepsini hazırlıklarını tamamladı. Rei kahvaltı tepsisini eline alarak mutfaktan çıkarken, Yuichiro’ya dönüp  “Yuichiro Chan bahçeye git Deimos’u mutfağa çağır da kahvaltısını yapsın” diyerek mutfaktan ayrıldı…

 Rei elindeki kahvaltı tepsisiyle Minako’nun yattığı odaya girdi. Phobos o sırada açık olan pencereyi kapattıktan sonra Rei’nin yanına gelerek ondan tepsiyi almak isteyince; Rei “Ben hallederim. Sen git kahvaltını yap.” dedi. Phobos başını eğerek “Rei-sempai sizin ağır olan şeyleri taşımamalısınız çünkü hamilesiniz.” Demiş, Rei ise gülümseyerek “Önce başını kaldır. Öncelikle bana Rei-sempai deme Rei-Chan de. Ayrıca bu tepsi çok hafifti ve son olarak da hala buradasın.”dedi.

Phobos başını kaldırıp gülümseyerek “Tamam Rei-Chan!” dedikten sonra kahvaltısını yapmak için odadan ayrıldı. Rei de kahvaltı tepsisini yere bıraktıktan sonra Minako’nun başucunda oturup eliyle onun saçını okşayarak “Mina! Uyan! Sabah oldu bir tanem.”diyerek uyandırmaya çalışmıştı…

Minako hafif gözünü aralayarak “Kai sen mi geldin?” dedikten sonra yataktan oturmak için doğruldu ve karşısında Rei’yi görünce hüzünlü bir ifade ile  “Beni uyandıran sen miydin?” diye sordu. Rei onaylamak için kafasını salladı. Minako daha da hüzünlü bir ifade takınarak  “Ben de bir an Kai ve Kairi’ni geldiğini sandım.” Dedi.

Rei karşısındaki bu yıkılmış kadını mutlu etmek istercesine, yerdeki tepsiyi alıp ona uzatarak “Mina-Chan birlikte kahvaltı yapalım.”demişti.  Minako ise üzgün bir ses tonuyla “Canım hiçbir şey çekmiyor. Hiçbir şeyden tat alacak halim yok. Lütfen zorlama beni “demişti.

Rei onu ikna etmek için  “Kairi seni böyle mi görsün istiyorsun. Mina-Chan! Lütfen! Kırma beni!” Minako teslim olmuşçasına başını sallayınca Rei elindeki tepsiyle birlikte onun yanına oturdu. İkisi güzelce ama sessizce, hiçbir şey konuşmadan kahvaltılarını yapmışlardı… Minako biraz daha yatmak istediğini söyleyince Rei de onu kırmamak için  tekrar yatağa yatan Minako’nun üzerini örterek odandan ayrıldı.

Rei mutfağa geri döndüğünde, Yuichiro, Phobos ve Deimos’un kahvaltılarını bitirmek üzereydiler . Rei elindeki tepsiyi mutfak tezgâhının üzerinde koyduktan sonra “Kahvaltıdan sonra Yuichiro, Phobos’la birlikte Minako’nun yanına gidip onunla ilgilenin. Deimos sen de benimle birlikte bahçeye temizleyeceksin.” Deimos kahvaltısını tamamlayıp “Kahvaltım bitti. Hazırırım” deyip masadan ayrıldı. Rei ile birlikte mutfaktan çıkarak bahçeye işlerinin başına döndüler. Deimos masaları temizlemeye başlarken Rei de eline süpürgeyi alıp yerlere süpürgeye başlamıştı.

Bir müddet sonra tapınağa Setsuna, Ami ve Artemis gelmişti. Setsuna kızlara gülümseyerek “Kızlar kolaylık gelsin.” deyince Rei elindeki işi bırakıp onlarına yanına geldi.

Ami elini Rei’nin karnına götürüp “Teyzesinin bir tanesi günden güne büyüyor.” diyerek okşamaya başladı. Ami, Rei’nin gözlerinin içine bakarak  “Rei Chan, bugünlerde bizim hastaneye gelip kontrollere gireceksin. Senin ve bebeğinin sağlık durumlarına bakam gerekiyor.” Dedi.

Rei de sakin ve üzgün bir ses tonuyla “Kızlar, beş aydır Minako acıyla boğuşurken, ben de onun üzüntüsünden dolayı hamileliğimi kulak arkası ettim.”dedi.

Setsuna ciddi bir şekilde “Rei Chan, Ami harfi harfine haklı. İki canlısın. Kendini düşünmüyorsan karnındaki bebeğini düşün. Minako’yla Phobos, Deimos, Yuichiro ve Artemis ilgilenecek. Sağlık kontrolleri bir iki saatini alacak zaten” dedi. Setsuna’nın konuşmasına istemeden kulak misafiri olan Deimos işini  bırakıp “Rei Chan, Setsuna-San sonuna kadar haklı.”dedi. Rei arkasına dönüp endişeli gözlerle ona bakan Deimos’a bakıp hak verircesine iç geçirerek Setsuna ve Ami’ye “Kızlar haklısınız.”dedi.

Rei, Ami ile detaylarını konuşurken birden Minako’nun “Kairi!!!!” diye haykırışları duyunca  Minako’nun sinir krizleri geçirmeye başladığı anladımışlardı. Hepsi hızlıca Minako’nun yanına geldiler. Gördükleri içler aıcısıydı. Oda darmadağınık, Yuichiro Minako’nun ellerine, Phobos da onun bacaklarında tutmuşlar Minako’nun kendisine zarar vermesini engellemeye çalışıyorlardı.

Minako ise ağlayarak “Kızım!!! Kairi’m!!!” diyerek kendini yerden yere bilinçsizce vuruyordu. Şaşkınlığı üzerinden atan Ami ise “Yuichiro ve Phobos! Onu sıkı tutun. Ben de çantamdaki sakinleştirici iğneyi çıkarıp yanınıza geliyorum.” Dedi.  Elindeki çantayı yere bıraktıktan daha önce Minako için hazırladığı iğneyi alıp Minako’nun yanına geldi. İğne yapıldıktan Minako yavaş yavaş sakinleşerek kendisinden geçti. Herkes ilacın etkisi ile uyuyan Minako’yu Artemis’e teslim ederek odadan ayrıldı.

Rei, Ami ve Setsuna üzerlerindeki şaşkınlığı attıktan sonra  Minako’nun duruma hakkında uzun uzun konuşmak için oturma odasına geçtiler. Son olarak  Setsuna onlara Güneş’te durumların çok iyi olduğunu anlattı.

Yeterince bilgi sahibi olan Ami tedirgin ses tonuyla “Kızlar beş ay geçti. Şeytan’dan sonra yeni düşmanlar ortaya çıkmadı.”demişti. Altıncı hisleri güçlü olan Rei söze girdi. “Ami-Chan, harfi harfine haklı. Sorunsuz geçen bu beş ay hayra alamet değil.” Ami ve Setsuna’yla ilgilenmesi için Phobos çağırmıştı. Kızlara “Ateş odasında duaya çekileceğim.” diyerek odadan ayrıldı.

Ateş odasına gelen Rei tapınak ateşinin karşına geçip dizlerinin üzerine oturdu. Gözlerini kapatarak Minako için uzun uzun dua etmeye başladı. Dua ettikten sonra Minako’yu saran kötü ruhlar olup olmadığını öğrenmek için gözlerini kapatarak “Rin, Pyou, Tou, Sha, Kai, Jin, Retsu, Zai, Zen! Akuryo Taisan!!! (Def ol Kötü Ruhlar!!!” deyince şöminenin alevleri hareketlenerek büyüdü. Rei gözleri açar açmaz alevlere yansıyan görüntüler görünce beti benzi atmıştı.

Rei telaşla tapınak ateşinin yanından ayrılıp kızların bulunduğu oturma odasına geldi. Ami, Setsuna ve Phobos, karşısında beti benzi solmuş Rei’yi görünce bir şeylerin ters gittiğini anladılar.

 Rei’nin tapınak ateşinde gördüğü görüntüyü merak eden Ami, Setsuna ve Phobos birbirlerine şaşkınlık ve endişe ile bakmaya başladılar. Şaşkınlığını üzerinde atan Ami “Rei, tapınak ateşinin alevinde ne gördün. Yoksa Minako’yu saran kötü ruhları mı?” Ami’nin sorusuyla kendisine gelen Rei kendini toparlayarak “Hayır. Juuban Parkı’nda Naru ve Jade’nin başı belada” diyebildi

Bunu duyan Ami ve Setsuna şaşkın bir şekilde aynı anda “Neeee?!” diye tepki verdiler. Rei sakin bir ses tonuyla “Juuban Parkı’ndaki Jade ve Naru’ya saldıran kaderden sorumlu bir düşman gölgesini gördüm.”diyerek devam etti.  Setsuna ise ciddi bir şekilde “Rei sen burada Minako ile kal. Ami’yle birlikte parktaki duruma müdahale edeceğiz.”diyerek ayaklandı.  Rei ise arkalarından onlara yolda “Usagi’ye haber vermeyi ihmal etmeyin.”diye seslendi. Ami ve Setsuna alelacele toparlanarak kalkıp tapınaktan ayrıldılar…

***

Juuban Parkı’ndaki havuzun suyu donmuştu. Havuzun yanındaki bankta oturan Jade, Naru’yu beklerken Naru çıkageldi. Naru’nun yüzündeki anlamsız gülümse Jade’nin dikkatini çekmişti. Bir müddet sonra Jade’nin gözü, Naru’nun parmağı’ndaki tek taşa ilişmişti. Sonra elini Naru’nun eline götürüp Naru’nun elini havaya kaldırıp merakla bir şekilde “Naru-Chan, parmağındaki tek taşı kim aldı.”diyerek ısrar etti.

 Naru gülümseyerek parmağındaki tek taşı çıkartıp Jade’ye uzatarak “Bir ay sonra Nephrite ile evleneceğim.”dedi. Jade, Naru’nun uzattığı tek taşı alıp ona doya doya bakarak “Nasıl yani?” sorularına başlamıştı. Naru utangaç bir tavırla “Dün akşam Nephrite bana evlenme teklifi edince heyecandan kalbim çıkarcasına atmaya başladı.” dedi. Jade, Naru’nun yüzündeki anlamsız gülümsenin nedeni anlamıştı.

Tek taşı Naru’ya uzatarak “Peki Usagi bu durumu biliyor mu? Bana anlattığını duyarsa sana kırılmaz mı?” diyerek gözlerini Naru’ya dikmişti. Naru, Jade’nin ona uzattığı tek taşı alıp parmağına taktıktan sonra “Nephrite’nin bana ettiği evlenme teklif haberini ilk önce Usako’mla paylaştım. Dün gece onunla doya doya telefondan konuştuk.” diyerek gülümsemeye devam ediyordu. Naru’nun bu açıklamasına çok sevinen Jade’nin aklına bir soru takıldı. Onu nasıl Naru’ya soracağını düşünürken Naru, Jade’nin aklına takılan soruyu tahmin etmesi kolay oldu. Söze girdi. “Bana Nephrite’nin Antik Çağ’da Makoto’nun sevgilisi olduğunu ve onların aşkına hiç kızdın mı? diye soracaktın. Benim sana yanıtım ise “Hayır” çünkü Nephrite de ben de yeniden doğduk. Nephrite, Karanlık Krallığı’nın generali iken bana aşık oldu. Bu sayede taş kalbi aşkımla yeniden canlandı. Nephrite, ruhunu aşkla geri getirebilen tek kadın benim…” dedi.

Jade, Naru’nun çarpıcı açıklamasıyla bir yanda şaşırken diğer yanda Naru’nun mutlu olmasına daha da çok sevindi. Birden üzgün bir ses tonuyla Naru’ya “Acaba bende aşkı bulacak mıyım?”dedi. Naru gülümseyerek “Bilmem” deyince Jade yüzündeki üzüntü yerini mutluğa bıraktı. “Yoksa senin aklında bana uygun biri mi var” Naru, Jade’nin sorusuna ancak gülümseyerek yanıt verdi. Jade gülümseyerek “Alacağın olsun Naru-Chan!” dedikten sonra ikisi gülüşmeye başladı.

“Oooo kimleri görüyorum. Çin Astrolojinin ilk burcu olan Fare’nin temsilcisi Jade Giachinta!” Naru ve Jade gülüşmeleri bırakıp ayağa kalktılar. Sesin geldiği yönü bulmak için etraflarına baktılar. Birden Jade gökyüzüne baktı. Sesin sahibi olan; Kara saçlı, ela gözlü, iri cüsseli ve bileklerinde kara bilekler olan Tanha’yı görünce şaşırdı. “Sen de kimsin?” deyince Naru da Jade’nin baktığı gökyüzüne bakmıştı.

Tanha kahkaha atarak “Ben insanların kaderlerinden sorumlu prensim. Bana TANHA derler. Senin bedenindeki Fare Zoodyak Taşı almaya geldim.”diyerek amacını ortaya koymuştu.  Naru, Jade’nin önüne geçip Tanha’ya sert baktıktan sonra “O o kadar kolay değildir.” deyip arkasındaki Jade’ye bakıp dönüşüm zamanı geldiği dercesine başını salladı. Jade de Naru’nun baş sallamasına aynı şekilde karşılık verdi.

Daha sonra ikisi, ceplerinden yeni broşların çıkartıp havaya kaldırdıktan sonra; “Dünya’nın Galaktik Gücü!”, “Haumea’nın Galaktik Gücü” ,”Harekete Geç!” deyince İkisi aynı anda Galaktik gezegen savaşçılarına dönüşmüşlerdi. Tanha da onların dönüşümlerini şaşkınlıkla izliyordu.

“Siz evrende adaleti koruyan gezegen savaşçılarındansınız. Demek ki işim çok kolay olmayacak.”diyerek şaşkınlığını belirtmişti. Naru, Tanha’yla dalga geçer gibi “Onu bileydin” dedikten sonra etrafından dönerken “Dünya! Parlayan Çöl Fırtınası” der demez etrafında çöl kumları oluşur ve ellerini havaya kaldırınca çöl kumların onun avuçlarında birikmişti. Naru da avuçlarında biriken çöl kumlarını Tanha’ya fırlatmıştı.

Kendisine doğruyu gelen parlak çöl kumlarını görünce bileğini havaya kaldırıp görünmez kalkan devreye geçirdi. Parlak çöl kumları görünmez kalkanını çarpıp ortadan kaybolmuştu. Tanha ise iyice sinirlenip iki avucunu havada birleştirince kara tüslü çark ortaya çıkmıştı. Kara çark kendi etrafında dönmeye başlayınca Tanha bağırarak “Kader Çarkı’nın Ölümcül rüzgarı” der demez çarktan kara ve jilet gibi keskin rüzgar esmeye başlamıştı. Bu rüzgar hızlıca Naru ve Jade’nin üzerine doğru yol alıyordu.

Jade kendilerinde doğru gelen keskin rüzgarı fark edince Naru’nun öne geçmişti. Sonra elini sırtına attığı an etrafta çiçek tozları belirmiş, bu tozların arasından uzun, ucunda Haumea Çiçeği’nin figürü ve onun tam ortasında da üstünde simgesi ile birlikte Haumea cüce gezegeninin minyatür hali bulunan asası belirivermişti.

Jade bağırarak “Haumea! Çiçek Tozlu Halkası!” deyip asayı 3-4 kez çaprazlamasına sallamasıyla çiçek tozları birleşmeye başmış ve halkalar oluşturmuştu. Halkalar kara rüzgarı içine alıp sıktığında yok olmuş ve onların yerine çiçek tozları kalmıştı.

Jade bu halkaları yeniden birleştirip yeniden Tanha’ya doğru yönlendirmişti. Ancak Tanha yine kendisine doğru gelen çiçek tozlu halkaları görünmez kalkanla yok etmişti. Jade iyice tedirginleşmişti.

Tanha gülümseyerek ikinci saldırısına hazırlandığı sırada. “Plüton! Kronos Zaman Kırılması!” sözleriyle irkilmişti. Tanha, sesinin geldiği yöne baktıp kendisine doğru hızla gelen bordo, mor ve koyu yeşil tüslü ışığı görünce “Zaman da ölüm de kaderin birer parçası” diyerek bileğini havaya kaldırıp görünmez kalkanla saldırıyı engellemişti.

Setsuna saldırısının başarısızlığı karşısında şaşkınlıkla bakarken  Tanha tekrar Jade’ye dönmüştü. Tanha’nın gözlerindeki parıltı ile  Jade hareketsiz bir şekilde gökyüzüne yükselmeye başlamış, bu durum karşısında Naru, Setsuna, Ami ve Usagi şaşkın bir şekilde aynı anda “Jade!!!” diye bağırmışlardı.

Tanha elini havaya kaldırınca kara kristal kendini göstermişti. Tanha Kara Kristali’ni Jade’ye doru doğrultunca kristalden çıkan kara ışık halkaları Jade’nin etrafını sarmış ve Jade hareket edemediği için acı acı bağırmaya başlamıştı. Tanha parmağını şıklatınca Jade’nin göğsünden pentagon şekli Fare Zoodyak Taşı belirmişti.

Fare Zoodyak Taşı hızlıca Tanha’ya yaklaşırken diğer de yanda Usagi, Ami ve Setsuna ise Jade diyerek ağlamaya başlamıştı. Birden “Tau Ceti Yıldızı! Mozaikli Göktaşı Dansı!” sesi ile herkes irkilmişti. Tanha sesinin geldiği yöne bakınca kendisine doğru yaklaşan iri ufaklı mozaik parçalarını görmüştü.

Tanha ise bu saldırıyı durdurmaktan çok geç kaldığını fark etmişti. Mozaikli taş parçaları Tanha’nın eline isabet edince Fare Zoodyak Taşı Setsuna önüne dümüştü. Setsuna da önüne düşen zoodyak taşını yerden alımıştı. Diğer yandan da bayıldığından dolayı hızlıca yere düşmekte olan Jade zıplayan Ami tarafından yakalanıp yere indirilmişti.  Olanların şaşkınlığını üstünden atan Usagi de saldırının ve sesin geldiğini yönde Gölge savaşçısını görmüştü. Gölge savaşçısı, Usagi’nin onu fark ettiğini görünce hızla oradan uzaklaşmıştı

Tanha da zoodyak taşını Setsuna’ya kaptırmasından dolayı ve nerden geldiğini anlamadığı savaşçı nedeniyle şaşkınlık içindeydi. Bu sırada  Ami kucağındaki baygın Jade’ye bakıp gülümseyerek “Uyan! Farekuyruklu Akaname! Burdaki tüm savaşçıları yok et” der demez Ami kucağındaki Jade’nin bedeni parlamaya başlamıştı. Bu durum  Usagi, Naru ve Setsuna, olanları şaşkınlıkla izliyordu. Tanha da bu fırsattan istifade edip ortadan kaybolmuştu.

Jade’nin parlayan bedeni yavaş yavaş şekil değiştirmiş, farekuyruklu, yeşil benekli kızıl tenli, yağlı ve sümüksü kara saçlı bir Akaname’ye dönüşmüştü. Birden Farekuyruklu Akaname gözlerini açarak etrafındakilere saldırmaya başlamıştı.

Usagi ve Ami, Setsuna’ya meraklı bakışlarla bakınca Setsuna kendisinden emin bir şekilde konuşmaya başlamış “Jade, Farekuyruklu Akaname’nin yeniden reenkarnen olmuş haliydi. Antik Çağ’da Yokailer, Ay ve Dünya’ya saldırınca Efsanevi Güneş Kralı Raion, Özlük Kristali’ni kullanıp onları Zoodyak Taşları’na hapsetmişti. Tanha da Zoisite gibi Kara Kristali kullanınca Yokailer’den Akaname uyandı. Akaname, Pislik Yalayıcı anlamına gelir.” Diyerek bildiklerini bir çırpıda anlatmıştı.

 Usagi ve Ami, Setsuna’nın açıklanmasıyla şaşkına dönmüşlerdi. Bunu fırsat bilen farekuyruklu Akaname, Naru’nun üzerine yürümüş ve Naru’yu yutmak için uzun ve yapışkan dilini çıkartmıştı. Naru korkudan attığı çığlıkla Usagi ve Ami kendine gelmesini sağlamıştı.

Kendine gelen Ami keskin zekâsını devreye sokarak “Pislik Yalayıcı yokai mi? Bu yokailer temizlikten nefret eder” der demez elini havaya kaldırıp “Merkür! Derin Su Vurgunu!” deyince etrafında parlak su küreleri belirmişti. Etrafında beliren bu parlak su kürelerini tek tek Akaname’ye yöneltmişti. Fırlatılan parlak su küreleri Akaname’nin etrafını sardığında Akaname hareketsiz kalmıştı. Ami saldırısının başarılı olduğunu fark edince Usagi’ye dönüp “Sıra sende Galaktik Ay Savaşçısı!”diye Usagi sıranın kendine geldiğini anlamıştı.

 Usagi “Gümüş Ay! Güçlü Kristal Öpücüğü!” saldırısını kullanarak Farekuyruklu Akaname de eski formu olan Jade’ye dönüştürmüştü. Eski haline dönen Jade’nin yanına gelen Naru sıkı sıkı Jade’ye sarılmıştı. Kendine gelen Jade “Naru-Chan! Bana ne oldu.” deyince Naru ona olan biteni anlatmıştı. Daha sonra herkes evlerine dönmüştü.  Ancak Herkesin aklında “Acaba Tanha Karanlık Krallığı’na mı yoksa Firavun 90’nin adamı mı?” ve “Yeni savaşçı kimdi? Firavun 90’nın adamı mı?” soruları yankılanıyordu….

***

Narita Uluslararası Havaalanı’na inen THY Anadolu Jet uçağından Kaan inmişti. Kaan, buz tutmuş pistinden dış hatlar kapısına doğru yürürken kendi kendine “Senin için Japonya’ya geldim Portakal kokulu GÜN IŞIĞIM!” deyip gülümsüyordu. Kaan, Japonya’daki hayatında dönüm noktaları denecek olayların gerçekleşeceğinden habersiz dış hatlar kapısında içeri girdi. Acaba Kaan, biricik aşkı Minako’yu tekrar hayata döndürecek miydi?

Bölüm Sonu…