Animelerde Japon Kadınlarının Yansıması

Yoko Furukawa, an employee at Nippon Yusen K.K., pushes a baby stroller during the morning commute in the Marunouchi district of Tokyo, Japan, on Monday, Dec. 14, 2009. Japan's efforts to escape a deflationary spiral and sustain an economic recovery may hang on whether Furukawa's son finds a place in day care. Prime Minister Yukio Hatoyama wants to encourage working mothers such as Furukawa as a means to fuel household demand and help fund pensions and health care. The Dai-ichi Life Research Institute says a 0.6 percentage-point rise in Japan's female employment rate would boost consumer spending by 1.3 percent and increase the Nikkei 225 Stock Average by 3.2 percent. Photographer: Tomohiro Ohsumi/Blomberg *** Local Caption *** Yoko Furukawa

Dinginliğin ve sabretmenin tıpkı bir bonsai ağacı yetiştirmek gibi olduğu Japon kültürü, Zen Budizmi, Samuray gelenekleri ve Batı değerleri üçgeninde şekillenmiştir. Diğer toplumlarda olduğu gibi Japon kültüründe de kadın ve erkeklerin toplumsal statüleri benzer şekilde konumlanmıştır. Bu iki cinsiyet arasındaki eşitsizlik, Japon kültüründeki keskin çizgilerle belirlenmiş hiyerarşi, kadının konumu da aileye bağlılık ile çizilmiştir. Japon toplumundaki ‘’ie’’ anlayışındaki aile toplumu oluşturur ve bireysellik söz konusu değildir. Erkek ise ailenin reisidir. Ailenin bir parçası olan kadın da, bu sebeple bireysel açıdan varlık ifade edememektedir. Ailenin diğer fertleri (kadın ve çocuklar) erkeğe sadakat olarak bağlı olmak zorundadır.

Japon toplumundaki kadının mevcut konumu Konfüçyizm ve Feodalizm’den beslenen Samuray felsefelerine dayanmaktadır. Bu baskılar hala etkilerini sürdürmektedir. Konfüçyizm, erkeklerin kadınlar üzerinde egemenlik kurmalarına olanak verir. Bu düşünceye göre, bir kadın bir kız çocuğu olarak öncelikle babasına itaat eder, daha sonra bir eş olarak kocasına, iyi bir anne olarak da oğluna hizmet etmelidir. Budizm’de kadınlar için erkek egemen sistem içerisindeki konumlarından kurtulmanın imkânsız olduğu savunulur ve aynı görüş Samuray gelenekleri için de geçerlidir. Kısaca, kadın ‘iyi bir eş, iyi bir anne’ olmalı ve kocasına gözü gibi bakmalıdır. Böyle davranmayan bir kadının sonu ise yalnızlıktır ve bu yalnızlık kadının kendisine ve çevresindeki sevdiklerine yetersiz olması anlamına gelir.  

Bloomberg Photo Service 'Best of the Week': A woman waits to cross a road in the Kasumigaseki area of Tokyo, Japan, on Thursday, Sept. 11, 2014. Losing women from the workforce in their 20s and 30s to look after children is no longer an option for Japan as its aging workforce means there will be fewer and fewer men to fill the positions. Photographer: Tomohiro Ohsumi/Bloomberg

Modernleşme ile sosyal konumu değişen kadınlar, artık eşlerinin ailesinin hizmetçiliğini yapmayarak aktif çalışma hayatına katılmayı tercih etmeye başlamışlardır. Erkekler de benzeri bir biçimde kırsalda yaşayan ailelerinin yıllardır yaptıkları işleri sürdürmek yerine eğitimlerine önem vermiş ya da şehirli iş yaşamının birer parçası olmuşlardır. Japon toplum örgütlenmesinde önemli bir yere sahip olan aile olma anlayışı, yerini giderek bireyselliğe bırakmaya başlamıştır. Geleneksel yapının kırılması, tek taraflı, anne ve çocuktan oluşan ailelerin sayısında bir artışı da ortaya çıkarmıştır.

Kadınlar toplumda olduğu gibi filmlerde ve animelerde de ikincil olarak konumlandırılmıştır. Genellikle animelerde ana kahramanlar erkek olurken kadınlar yan karakter veya yardımcı karakterler olmuşlardır. Öne çıktıkları serilerde ise eşcinsel ya da kötü karakterler olarak gösterilmişlerdir. Örnek verecek olursak; One Piece serisindeki önemli ana karakterler erkektirler. Örnek olarak Luffy ve Zoro gibi. Yine Bleach’te Ichigo, Fullmetal Alchemist’te Edward Elric, Naruto’da Naruto ve Sasuke gibi.  

Güçlü kadın karakterler genelde kötü kahramanlar olarak (femme fatale) olarak yansıtılırlar. Bunlar genelde ana kahramanlara tehdit oluşturan cinsellikleri ve yaptıkları kötülükleri ile öne çıkmaktadır. Örnek verecek olursak Akame ga Kill’deki Esdeath, Date A Live’daki Kurumi Tokisaki, Mirai Nikki’deki Yuno Gasai, Code Geass’taki C.C., Assassination Classroom’daki Irina Jelavic, Tokyo Ghoul’deki Rize Kamishiro, Fullmetal Alchemist’teki Lust ve Soul Eater’daki Medusa Gorgon.

collage1

Kadın karakterlerin femme fatale dışında diğer bir temsil edilme biçimi de eşcinselliktir. Güçlü kadın karakter yansıtması bakımından cinselliğe vurgu yaparak animelerde kadın eşcinsel olarak yansıtılmıştır. Kuma Arashi, Oniisama e, Maria+Holic, Mai-HİME, Aoi Hana gibi seriler örnek verilebilir.

Animelerde güçlü kadın karakter olarak bir diğer temsil biçimi de erkeksi kadınlardır. Bunlar kadınsı özellikleri yerine güçleri ile öne çıkmışlardır. Ara sıra kadınlıklarını hatırlasalar da güçleri ile öne çıkmaktadırlar. Fairy Tail’daki Erza Scarlet, Shingeki no Kyojin’deki Mikasa Ackerman, Psycho Pass’daki Akane Tsunemori, Fullmetal Alchemist’teki Riza Hawkeye, Ergo Proxy’deki Re-L Mayer, Hellsing Ultimate’deki Sir Integra Fairbrook Wingates ve Black Lagoon’daki Revy örnek verilebilir. Bu karakterlerin ortak özelliği güçlü olmaları, kadınlarını ön plana çıkarmamalarıdır.

collage2

Bu temsillerin dışında kadınların, kadın olarak kendilerince yansıtıldığı eserlerde bulunmaktadır. Hayao Miyazaki’nin eserlerindeki kadın karakterler kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenebilmiş, önemli temsil örnekleridir. Bunlardan en önemli filmler Ruhların Kaçısı’ndaki Chihiro, Küçük Deniz Kızı Ponyo’daki Ponyo ve Küçük Cadı Kiki’deki Kiki örnek verilebilir. Bu karakterler zorlukların üzerinden gelerek kadın olarak kendi ayakları üzerinde durmaya çalışmaktadırlar. Diğer temsillere oranla daha kadınsı ve dış etkenlerden daha bağımsızdır.

Sonuç olarak animelerde Japon kültüründeki genel cinsiyet temsilini beslemekte ve kadın-erkek toplumsal temsillerini desteklemektedir. İzlenilen animeler yalnızca olay ve maceralardan oluşmamakta aynı zamanda bireylerin toplumsal temsillerini de yapmaktadır. Kadınlar modernizm ile Japon toplumunda kazanmaya başladıkları yerler bir korku unsuru olarak görülmüş ve eleştirel olarak animelerde yansıtılmıştır. Animelerde kitap okuyan çalışkan kadın karakterler inek olarak mimlenmiş ve eleştirilmiş, güzellik ve güçlülük unsuru erkek karakterin beğenisi ile belirlenmiş, savaşlarda genelde kurtarılan taraf veya uğruna savaşılan olmuşlardır. Kadınlar animelerde genelde erkeklere, güçlü olana bağlı olarak yansıtılmıştır ve günümüzde çıkan anime serilerinde de bu durum halen daha yansıtılmaya devam etmektedir.



20 Mart 1991 ‘de Yomra ‘da doğdu. 2010’da Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünden Haziran 2014’de mezun olduktan sonra Marmara Üniversitesi Sinema bölümünde Yüksek Lisans yapmıştır. Çalışmaları: Afrika ve Osmanlı Belgeseli projesinde yapımcı asistanlığı, Marmara Medya Merkezi Tasarım Birimi Öğrenci Koordinatörlüğü, İGİAD Gençlik Kurulu Koordinatörlüğü, Avrupa Rüyası Projesi sanat yönetmenliği yapmıştır.