Anime Mitleri: Halk Hikayeleri ve Efsaneler

Her halkın kültüründe olduğu gibi Japon kültüründe de bir sürü mit ve mitolojik hikayeler/varlıklar var. Kaldı ki budizm ve çin kültüründen oldukça fazla etkilenen Japonların genel olarak doğu kültüründe de özel bir yerleri olduğu için, kendilerine özgü hikayelerinin olmadığını düşünmek saçma olurdu zaten. Mitler dediğimiz zaman elbetteki önce yaradılış ile ilgili hikayeler geliyor akla. Mit dediğimiz şey de geçmişten günümüze kadar dilden dile aktarılarak gelmiş halk hikayeleridir aslında. Nasıl ki bizde bozkurt, ay ve ateş gibi mitolojik öğeler varsa Japonlarda da en bilinen yaradılış mitleri arasında İzamani ve İzanagi çifti var.

Bazı kaynaklarda farklılık gösterse de temelde hikaye aynı yaradılış mitlerinde. Yeryüzünü İzamani ve İzanagi çiftinin oluşturduğu söyleniyor mesela. En basit haliyle anlatmam gerekirse, Tanrı İzanagi Tanrıça İzamani’ye değerli taşlarla süslü bir mızrak veriyor. Ve bu mızrakla biçimsiz bir sıvı (sonradan dünya olacak) kütlesini karıştırmasını söylüyor. İzanagi karıştırdıkça koyulaşan kütle katılaşarak bir ada şeklini alıyor ve mızrağın ucundan düşüyor, bu adada evlenen İzanagi ve İzamani’nin bir çocuğu oluyor. Biçimsiz olan bu çocuğu denize bırakıyorlar. Bir çok kaynakta bu tanrı çiftimizi kardeş olarak görmüş olsak da çocuğun biçimsizliğinin nedeni olarak Tanrıça İzamani’nin beraber olduktan sonra, Tanrı İzagani’den önce konuşmasından kaynaklandığı söyleniyor aslında. Bu arada denize bırakılan çocuğun ismi Hiruko ve bazı yerlerde yedi şans tanrısından birisi olan Tanrı Ebisu ile özdeşleştirilmiş. Bundan sonraki birleşmelerinden adaları, dağları ve doğayı yaratan Tanrı İzanagi ve Tanrıça İzamani’nin tanrıları da yaratmaya devam ettiği rivayet ediliyor. Ateş Tanrısı Kagutsuchi, Güneş Tanrıçası Amaterasu Ohomikami, Ay Tanrısı Tsukuyomi no mikoto ve Fırtına ve Deniz Tanrısı Susa no Wo bunlardan sadece birkaçı. Ateş Tanrısı Kagutsuchi’yi doğururken yanarak ölen Tanrıça İzamani’nin acısına dayanamayan Tanrı İzanagi’nin onu yeraltı dünyasında görmeye gittiği ve Tanrıça İzamani’nin oldukça kötü bir şekilde olduğu bile söyleniyor.

En bilinen yaradılış miti olan bu hikayenin kahramanları ve öğeleri elbette bir çok animeye ve mangaya da konu olmuş. Hala da oluyor! Bunlardan en popülerlerinden birisi olarak Noragami’yi örnek gösterebilirim. Noragami yedi şans tanrısı mitiyle oldukça bağlantılı bir konuya sahipken ikinci sezonda Ebisu karakterini annesi İzamani ile buluşturan bir konuya da sahip. Her ne kadar zaman zaman ciddi konulara değinse de oldukça komik ve eğlenceli bir anlatımı olan Noragami dışında Gintama gibi seriler de bu mitten esinlenmiştir.

Aslında Tanrı İzanagi ve Tanrıça İzamani’nin hikayesinin devamı da mevcut. İzanagi, İzamani’yi karanlıklar ülkesinde kötülüklere bulaşmış olarak buluyor. İzamani, İzanagi’ye kaçmasını ve bir daha da gelmemesini söylese de bunu yapmasını tam olarak istemiyor aslında. Fakat İzanagi kaçıyor ve İzamani de buna çok sinirleniyor. Tanrı İzanagi karanlıklar ülkesinden kaçıp dünyaya gelince arınmak istiyor fakat Tanrıça İzamani de peşinden dünyaya geliyor. Bu arada artık İzamani’nin bir iblis olduğu söyleniyor. İzamani, İzanagi’ye bu davranıştan ötürü her gün bin kişiyi öldüreceğini söylüyor, İzanagi ise her gün bin beşyüz kişinin doğacağının garantisini veriyor. Böylece Tanrı İzanagi doğumla anılırken, Tanrıça İzamani ölümle anılmaya başlıyor. Zaten anime serilerinde de Tanrıça İzamani’yi kötü ya da kötülüklerin temeli olarak görüyoruz genellikle. Yukarıda verdiğim Noragami örneği bunlardan bir tanesidir mesela. Bir başka örnek olarak Persona 4’u verebilirim. Burada da yaradılış mitinden esinlenilmiş bir İzanagi karakteri görürüz. Bir diğer İzanagi karakteri ise Naruto animesinde karşımıza çıkıyor. Hatta İzanagi vs. İzamani karşılaşması bile görüyoruz!

Tanrı İzanagi’nin Tanrıça İzamani için döktüğü gözyaşından doğduğuna inanılan Güneş Tanrıçası Amaterasu da farklı anime serilerinde karşımıza çıkmış bir mitolojik karakter. Five Star Stories anime filmi buna bir örnek olabilir. Güneş Tanrıçası Amaterasu’nun erkek kardeşi olan Ay Tanrısı Tsukuyomi de Yugi-oh ve Pokemon gibi anime serilerinde gördüğümüz mitolojik bir karakter.

Biraz da korku alanına girelim mitlerde… Zira Japon korku hikayeleri de çok bilinen ve hala dilden dile varlığını sürdüren bir yapıya sahip. Burada karşımıza, Akuma, Youkai ve Ayakashi gibi bir çok farklı “kötülük” içeren mitolojik varlık çıkıyor. Japon mitlerindeki canavarlar-şeytan karışımı görüntüye sahip korkutucu yaratıklara Youkai denirken, Akuma daha çok şeytan ve türevleri için kullanılıyor. Ayakashi ise Youkai gibi yaratıklar ve çoğu kaynakta ikisi birbirinin referansı olarak gösterilir. Daha açık olmak gerekirse Youkai Ayakashiyi kapsıyor diyebilirim sanırım. Bunlara örnek vermem gerekirse; mesela Natsume Yuujinchou ve xxxHolic gibi seriler Ayakashi/Youkai görebilen karakterler üzerine kurulu animeler. Hatta 2008 yılında aynı isimli görsel romandan uyarlanmış Ayakashi isimli bir de korku animesi mevcut. Bunların dışında Kamisama Hajimemashita, Ushio to Tora ve Omamori Himari gibi yapımlar içinde Ayakashi/Youkai gibi mistik öğeler barındıran yapımlardır.

Korku mitleri bunlarla sınırlı değil elbette. Mesela Kuchisake onna yani “yarık ağızlı kadın” anlamına gelen bir mite göre, kocasından gördüğü işkenceyle ölen bir kadın ruha dönüşerek geceleri elinde yelpazesiyle ağzını kapatarak yalnız dolaşan erkeklere yaklaşıp onlara “güzel miyim” diye sorar ve “evet” cevabını alırsa yelpazesini kaldırıp yırtık ağzı ortaya çıkınca “peki ya şimdi” diye sorarmış. “Hayır”  cevabını alırsa ya da yalan söylendiğini hissederse de o kişiyi evine kadar takip edip tıpkı kendisininki gibi ağzını yırtıp öldürürmüş. Bir diğer korku miti ise Dodomeki. “Çok gözlü iblis” anlamına gelen Dodomeki de aslında bir Youkai’dir. Kadın olarak tasvir edilen bu canavar mitinde Dodomeki’nin uzun kollu ve küçük gözlü olduğu, pazar gibi kalabalık yerlerde insanların paralarını çaldığına inanılıyor. Bir başka Youkai karakteri olarak Hashihime’ler söylenebilir. Onlar da uzun köprülerde yaşadıklarına inanılan kıskanç tanrıçalar olduğuna inanılıyor. Eğer bir köprüden geçerken başka bir köprü hakkında iyi bir şey söylerseniz lanetleneceğiniz düşünülüyor.

Aslına bakarsanız hem yaradılış ile alakalı hem de korku yani Youkai’lerle alakalı mitler ne saymakla ne de yazmakla biter. Çok çeşitli ve sayıca da çok oldukları için animelerde de kendilerine sıkça yer buluyorlar. Fakat bu yer bulma şekli genellikle karakter bazlı olup hikaye ile çok da alakalı olmayabiliyor. En azından anime serileri için bunu söyleyebilirim. En basit örnek olarak yukarıda sıraladığım İzamani ve İzanagi çiftinin tasvirleri hemen her animede farklılık gösteriyor. Sadece misyonları aynı olan bu karakterlerin anime dünyasındaki konumları da farklı aslında.

Fakat iki yönetmen var ki filmlerinde bu öğelerin karakterlerini kullanmakla kalmayıp çok daha farklı dünyalar kurgulayabiliyorlar. Ghibli’nin iki ustası Miyazaki ve Takahata’dan bahsediyorum elbette. Ustaların mitolojik öğeler barındıran işlerine en basit örnek olarak  Miyazaki’nin Mononoke Hime (Prenses Mononoke), ve Sen to Chihiro no Kamikakushi’si (Ruhların Kaçışı) ve Takahata’nın Heisei Tanuki Gassen Ponpoko’su (Pom Poko) gibi filmleri verebilirim. Fakat Miyazaki’den ziyade Takahata bana daha çok “mitlerin adamı” gibi geliyor. Zira Takahara Miyazaki’ye göre daha geleneksel bir yazar-yönetmen. Kaguya-hime no Monogatari (Prenses Kaguya Masalı) gibi bir hikayeyi bu kadar başarılı bir şekilde aktarabilmesini bu geleneksel yanına bağlıyorum ben.

Konumuza dönersek; animelerde mitolojik öğeler sadece Japon mitlerindeki karakterlerle sınırlı değil tabi ki. Mesela Heroic Age ve Saint Seiya The Lost Canvas gibi yunan mitolojisine, Matantei Loki Ragnarok  gibi iskandinav mitolojisine gönderme yapan seriler de mevcut. Ayrıca Ergo Proxy gibi yunan mitolojik öğelerini daha farklı yorumlayan post-apokaliptik yapımlar da çıkıyor karşımıza. Dragon Ball ise eski bir Çin mitine dayanıyor.

Öte yandan İskandinav yani kuzey mitolojisinde önemli bir varlık olan Elf’ler bir çok anime serisinde karşımıza çıktı ve hala çıkmaya da devam ediyor. No Game No Life, Overlord, Gate: Jieitai Kanochi nite Kaku Tatakaeri, DanMachi, Re:Zero, Long Horizon ve Sword Art Online bunlardan sadece birkaçı.

İçerisinde Japon mitolojisinden öğeler bulabileceğiniz diğer yapımlara örnek vermem gerekirse; Gegege no Kitarou, Kamichu!, ve Blue Seed gibi animeleri sayabilirim.

Evet, bu ayki yazımda animelerdeki mitolojik öğelerden bahsetmeye çalıştım. Umarım yeterli olabilmişimdir. Zira mitolojik dipsiz bir kuyu. Hele ki Japon mitolojisi…



bazen hayatımın kalanını sadece anime/dizi/film izleyerek geçirmek istediğim doğrudur.


  • Metehan Uzun

    güzel bir anlatım çok teşekkürler